Kapak Dosya – Ahmet İnal / 2026 Ağustos / 165. Sayı

“Andolsun ki Kur’an’ı düşünülsün diye kolaylaştırdık. Düşünecek yok mu?” (Kamer, 17)

Allah azze ve celle bize şan ve şeref katacak muazzam bir kitap göndermiştir. Öyle bir kitap ki; milyonların dilinde zikredilip kalbinde yer tutan, canlılığını her daim koruyan, zamanın ve şartların değişmesiyle eskimeyen, siyahından beyazına tüm insanlığa hitap eden ve muhataplarına hayat veren mükemmel bir kitap…. Böyle mümtaz bir kitabın insanlık tarihinde eşi ve benzerinin olmadığını söylemek mübalağa sayılmayacaktır. Bu sade bir iddia değil tarih boyunca kendini ispatlamış büyük bir hakikattir.

Allah azze ve celle bu şerefli kitabı biz Müslümanlara emanet ederek bir paye verirken bazı sorumluluklar da yüklemiştir. Bu sebeple her şeyden önce bu nimete ve sahibine karşı mesuliyetlerimizin olduğunu idrak etmek icap eder. Hal böyle olunca yer yer sureten yapılan ve öze inmeyen hal ve hareketleri icra etmek bu kitaba karşı olan sorumluluklarımızı ortadan kaldırmayacaktır.

Bu kitabın müminleri olarak belki de yapmamız gereken ilk şey onu anlama gayretine girişmek olacaktır. Çünkü bu kitabın sahibi olan Rabbimiz, kitabında defalarca bu hususu bizlere hatırlatmış, bunun bizim için hayati bir vazife oluşunu beyan etmiş, bu sorumluluktan kaçanları ağır bir şekilde ikaz etmiştir. Bu bakımdan her Müslüman güç nispetince bu kitabı anlamak için gayret etmenin vücubiyet ifade ettiğini, bunu yerine getirmeyenlerin ağır bir ceza ile karşı karşıya kalacaklarını idrak etmiş olmalıdır.

“Peki bizler bu kitabı nasıl anlayabiliriz?” Bu soruya verilecek cevap mühimdir. Zira bazılarına göre bu kitap, ehli dışında olanlar tarafından anlaşılamayacağı için avam olanların çok gayret etmesine gerek yoktur. Onlar etraflarında bulunan ehil kimselere zaman zaman başvurarak bu husustaki sorumluluklarını yerine getirmiş olacaklardır. Zaten daha fazlasını yapmaya çalışsalar da maksatlarına eremeyecek ve bu kitabı doğru bir şekilde anlamayacaklardır. Bu bakış açısına göre Kur’an öyle zannettiğimiz gibi herkesin anlayabileceği bir kitap değildir. Bu elbette yanlış bir anlayıştır. Ama bunun kadar yanlış olan başka bir anlayış daha vardır ki; bu da Kur’an’ın her yönüyle apaçık bir kitap olduğu, herkes tarafından rahatça anlaşılabileceği ve dolayısıyla bu kitabı anlamak için özellikle avamın başka vasıtalara ihtiyaç duymayacağı görüşüdür. İlk bakışta bazı ayetler de hatıra getirildiğinde doğru gibi gözüken bu düşüncenin kendi içinde bazı açmazlarının olduğu fark edilecektir. Burada şu soruya tatminkâr cevaplar almamız lazımdır:

“Kur’an kendi beyanına göre açık, anlaşılır bir kitap ise onu anlamak için gerçekten ulemaya ve onların telif ettiği tefsir türü eserlere ihtiyaç var mıdır?”

Ulema ve onların eserlerini Kur’an’ı anlamada gerekli ve yeterli görmeyenlere göre bu soruya şu ayetlerle cevap verilmektedir.

“Elif. Lâm. Râ. İşte bunlar, apaçık Kitabın ayetleridir.” (Yusuf, 1.)

“Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.” (En’am, 38.)

Öncelikle yanlış anlaşılan şu hususu tashih etmek gerekir. Kendisinde hiçbir şeyin eksik bırakılmadığı kitap İbn Abbas efendimize göre Kur’an değil Levhi Mahfuzdur. Kur’an’da birçok şeyin aslı bulunsa da eksik olup sünneti seniyye ile tamamlanması murad edilen kısımlar da vardır. Kur’an’ın apaçık oluşu hususuna gelince; bu vb. ayetler kitabımızın birçok yerinde geçmektedir. Evet Kur’an’ımız kendi beyanına göre açık bir kitaptır. Ama bu başından sonuna kadar her şeyiyle herkes için açık olduğu anlamını taşımamaktadır. Çünkü bunu ifade eden yine kitabımızın bizatihi kendisidir: “Sana kitabı indiren O’dur. Onun (Kur’an) bir kısım ayetleri muhkemdir ki bunlar kitabın esasıdır, diğerleri ise müteşâbihtir. Kalplerinde sapma meyli bulunanlar, fitne çıkarmak ve onu (kişisel arzularına göre) te’vil etmek için ondaki müteşabihlerin peşine düşerler. Halbuki onun te’vilini ancak Allah bilir; bir de ilimde yüksek pâyeye erişenler. Derler ki: Ona inandık, hepsi rabbimiz katındandır. (Bu inceliği) yalnız aklıselim sahipleri düşünüp anlar.” (Âl-i İmran, 7)

Bu ayet-i kerime kitabın müteşabihatının olduğunun ve dolayısıyla herkes için açık olmayan kısımlar da barındırdığının delilidir. Yine ayeti kerimenin bir tefsirine göre; bu kapalı kısımlar ilimde derinleşmiş olanlara kapalı değildir. Hal böyle olunca Kur’an’ın açık, anlaşılır olmakla birlikte kapalı kısımlarının da bulunduğu, bu hususun Kur’an’ın anlaşılmaz bir kitap olduğu sonucunu doğurmadığı, avamın ise kendisine kapalı gelen kısımları ilimde derinleşmiş olan ehil kimselere sormalarının gerekli olduğu hususları anlaşılmış olur. Yine bu mülahazalar ulemanın kaleminden dökülen tefsir türü eserlerin okunmasının toplumun büyük bir kesimi için ihtiyaç olduğunu da ortaya koymaktadır.

Bazı cahillerin iddia ettiği gibi tefsir eserleri Kur’an’ı anlama yolunda “olsa da olur olmasa da olur” kabilinden şeyler değildir.

İzaha muhtaç bir başka husus ise meallerin tefsirlerin yerini tutup tutmayacağı meselesidir. Mealler kitabımızın dili olan Arapçayı bilmeyen kimseler için Kur’an’ı anlamaya dair bir vasıta olabilirler.

Kur’an’ı ilk defa tanımak isteyenler için yahut Rabbimizin buyruklarını kısa ve düzenli aralıklarla okuyup zihinde daha canlı tutmak isteyenler için usulüne uygun şekilde meal okumak faydalı olabilir. Ama yüzlerce defa meal okusak da manasını tefsirlere müracaat etmeden tam olarak anlayamayacağımız ayetler olacaktır. Çünkü mealler bir dilden başka bir dile yapılan ve teknik sebeplerden ötürü mananın her zaman tam olarak aktarılamadığı eksik tercümelerdir. Hatta bu sebeplerden ötürü Elmalılı Hamdi Yazır gibi bazı müelliflere göre Kur’an’ın tam bir tercümesini yazmak mümkün de değildir. Çünkü birden çok manaya işaret eden ayetlerin bu manalarının hepsinin tek bir meal cümlesine sığdırılması yahut Arapça gibi derya deniz olan bir dilin ifadesinin kendisinden çok daha dar ve sığ olan dillere aktarılmasının çok da mümkün olmaması bu tezi haklı kılan sebeplerden sayılır. Bu sebeple mealleri ihtiyacı tam olarak karşılayan çalışmalar değil onlara kısmi cevaplar veren çalışmalar olarak kabul etmek daha isabetli olacaktır.

Tefsir okumanın önündeki engeller bu zikredilenlerle sınırlı değildir maalesef. Kur’an’ı tamamıyla anlaşılır kabul edip meallerle yetinmenin dışında da okuyucuları tefsirden uzaklaştıran etkenler vardır. Bahsini edeceğimiz bu etkenler olumsuz bakış açılarından ötürü değil tam aksine iyi niyetlerle ama yanlış olarak atılan adımlardan kaynaklıdır. Maalesef birçok kişi büyük bir hevesle tefsir okumaya başlamakta ama sonunu getirememektedir. Bu ise belirli bir süreden sonra bu kişilerde “tefsir okumak zor ve beni aşan bir iş” kanısını güçlendirmekte ve onları bu hazineden mahrum bırakmaktadır. Bu hazin sonla karşılaşılmaması adına tefsir okuma süreçlerine dair şu hatırlatmalarda bulunabiliriz.

1-Kur’an’ı Anlamanın Bir Süreç Olduğunu Kavramak

Kısa bir süre yoğunlaşılarak Kur’an’ın bütünüyle ve kolayca anlaşılacağı düşüncesi tefsir okumalarını sonuçsuz bırakan en önemli[71.1] sebeplerden bir tanesidir. Kur’an’ı anlamak bir süreç işidir. Hatta ömrümüzün tamamını kapsayan bir süreç. Bu, Kur’an’ın ilk muhatapları olan Ashab-ı Kiram için bile böyle olmuştur. Hz. Ali talak ayetlerini anlamak için defaaten Rasûlullah’ın yanına gelip gitmiş, bu ayetler onun zihnini uzun bir süre meşgul etmiştir. Hz. Ömer Efendimiz Bakara Sûresini tam anlamıyla öğrenmek için 12 senesini vermiş ve nihayete erdiğinde şükür vesilesi olarak dostlarına ziyafet vermiştir. Bunun gibi daha nice örnekler vardır ki; hepsi Kur’an’ın nazlı olduğunu ve anlaşılmak için muhatabının hayatının uzun bir evresini talep ettiğini gözler önüne sermektedir.

Kur’an ile olan diyaloğumuzun baki kalması için bu gerçeği ıskalamamak gerekir.

2-Tefsir Okumalarının Ön Hazırlığını Yapmak

Tefsir okumalarının başarılı bir şekilde nihayete ermesi için bazı ön hazırlıkların yapılması elzemdir. Öncelikle zamansal olarak yeterli genişliğe ulaşmadan tefsir okumalarına başlamamak daha isabetlidir. Evet, aradığımız ideal genişliğe bu hayatta belki hiç ulaşamayacağız ama en azından süreci kesintiye uğratacak darlıktan da uzak durmalı, başlamak için daha müsait zamanlar beklemeliyiz. Tefsir okumadan önce yapılması gereken bir diğer ön hazırlık ise ilmi olarak belirli bir birikime sahip olmaktır. Sözgelimi hiç siyer okumamış birisinin Rasûlullah’ın hayatına ve dönemine temas eden ayetleri tam ve doğru anlaması bir hayli zorlaşacaktır. Öte yandan Kur’an’ı Kerim’de birçok ilme dair bahisler vardır. Bunların geniş izahını okurken hem fikri alt yapıya hem de ıstılahlara aşina olmaya ihtiyaç vardır. Tefsir için ilk aşamada gerekli olan ön hazırlıklar genellikle şu alanlar üzerinden sağlanmaktadır:

  • Yeterli miktarda siyer bilgisi
  • Yeterli miktarda ilmihal bilgisi
  • Temel İslami kavramlara aşina olmak
  • Kur’an’ın muhtevasına aşinalık sağlayacak kadar meal okumuş olmak
  • Kur’an sûrelerinin kimlik ve muhtevasına dair ön okumalar yapmak
  • İmkân varsa Kur’an tarihi ve tefsir usulüne dair küçük okumalar yapmış olmak

Bu hazırlık ve altyapı oluştuğu takdirde yapılan tefsir okuması çok daha faydalı bir hale dönüşecek aksi halde eksik olduğu ölçüde alınan verim de düşecektir.

3-Bir Rehber Eşliğinde Okumak

Bu husus özellikle ilk defa tefsir okuyacaklar için hayati öneme sahiptir. Uygun tefsirin seçilmesi, takibinin yapılması, zihne takılan meselelere tatminkâr cevaplar verilmesi, yanlış anlaşılan hususların tashih edilmesi, ihtilaflı meselelerin aydınlığa kavuşturulması gibi birçok husus ancak iyi bir rehber ile aşılabilir. Bu alana dair yeterli müktesebatı olmayan kişilerin böylesi durumlarda kendilerine yetemeyecekleri ve yer yer savrulmalar yaşayacakları aşikardır. Bu yol kazalarına uğramamak için imkân dahilinde bu okumaların ehil kimseler öncülüğünde yürütülmesi fayda doğuracaktır.

4-Güç ve İmkanımıza Göre Okumalar Yapmak

Tefsir okumalarını akamete uğratan hatalardan bir diğeri de seçtiğimiz tefsiri yeterince tanımadan, kendimize uygunluğunu ölçmeden okumaya başlamak ve akabinde hayal kırıklığına uğramaktır. Literatürümüzde övülmeyi gerçekten hak eden yüzlerce tefsir çalışması vardır. Ama bunların ümmetimiz tarafından tarih boyunca kabul görmesi ve takdire şayan olması hemen elimize alıp okumamızı gerektirmez. Her tefsirin bir düzeyi ve doldurduğu bir boşluk vardır. Eğer bizim algı ve birikim düzeyimiz seçtiğimiz tefsir ile uyumlu değilse sonuç başarısız olacaktır. Bu sebeple bir tefsire başlamadan önce ehil olan kişilerle istişare etmeli, tefsirleri detaylıca araştırıp maksada en uygun olanı tercih etmeliyiz. Bir tefsire başlamadan önce şu hususlara dair araştırma yapıp ona göre başlamak isabetli olacaktır:

  • Başlayacağım tefsirin müellifini, eserini hangi maksatla yazdığını biliyor muyum?
  • Telif edilen tefsir türleri içinden neden bu türü ve tefsiri tercih ettiğimi biliyor muyum?
  • Bu tefsirin ulema nezdinde tenkit edilen yönleri var mı?
  • Eserin hacmi benim şartlarıma uygun mu?
  • Eserin düzgün bir tercümesi halihazırda var mı?

5-Kendimize Uygun Yöntemler Kullanarak Okumak

Yapılan iş aynı da olsa nasıl yapıldığı kişiden kişiye değişkenlik göstermektedir. Aynı şekilde öğrenme biçimi de herkes için standart değildir. Bir kimsenin uygulayıp başarılı olduğu bir okuma şekli bizim için aynı sonucu vermeyebilir. Özellikle tefsir gibi uzun okuma alanlarında herkesin kendine uygun olan yöntemleri keşfetmesi gerekir. Sen de tefsir okumalarında kullanılan şu yöntemlerden sana uygun olanını tercih edebilir ya da tamamen kendi nevi şahsına münhasır başka bir yol bulabilirsin:

  • Tek bir tefsirden başlayıp baştan sona kadar sırayla okuyup bitirmek
  • Tek bir tefsiri sırayla değil sure sure çalışarak özellikle kısa surelerden başlayarak bitirmek
  • Farklı niteliklerde 5- 6 tane tefsir belirlemek ve her tefsirden en az 1 cilt okuyarak tüm kuran surelerinin tefsirini okumuş olmak (Birden çok tefsiri yakından tanımaya vesile olur/ Belirlenen bu tefsirlerin hepsini okuma şartı yoktur.)
  • Farklı niteliklerde 3- 4 tane tefsir belirlemek ve sure sure çalışarak aynı sureyi bu tefsirlerin hepsinden aynı anda okumak suretiyle tefsir bitirmek (Aynı sureler üzerinden gidileceği için bu tefsirlerin karşılaştırılmasına imkân sağlar/ Uzun bir sürece yayılması gereken bu yöntemde belirlenen tefsirlerin hepsi okunmuş olur.)
  • Nüzul sıralamasına göre yukarıdaki yöntemlerden birisine göre okuyup bitirmek Tefsir okumalarına dair son olarak şu mühim noktayı vurgulamak isterim. Hangi tefsiri hangi yöntemle okursak okuyalım ama bilelim ki ne okuduğumuz tefsir Kur’an’ın birebiridir ne de onu telif eden müellif bizzat Rasûlullah’ın konumundadır. Okuduğumuz tefsirler müellifinin bakış açısıyla sunulan ve Kur’an’ı anlamamıza yardımcı olan vasıtalardan ibarettir. Bu sebeple tefsirlerde yazılan her satırın değişmez Kur’an hükmü olmadığını, bir kısmının ictihadi nitelikler taşıdığını idrak etmeli, Kur’an ile münasebetimizi buna göre inşa etmeliyiz.