Müslümanlar olarak şuna inanıyoruz ki dünya hayatı imtihan yurdudur. Rabbimiz, hangimizin daha güzel ameller işleyeceğini sınamak için yaratmıştır ölümü ve hayatı[1] Ayrıca birçok ayet-i kerimede Rabbimiz, iman edip salih amellerde bulunanları övmekte ve kurtuluşun ancak bunda olduğunu bildirmektedir.[2]

Salih ameller hem dünya hem de ahiret için faydalı, Allah’ın rızası için yapılan işlerdir. Bu yüzden bizler çocuklarımızın hem dünya hem de ahiret hayatlarını düşünmeli ve buna göre yetiştirmeliyiz. Bu dengeyi sağlamamız ve bunun gereğini yapmak için çalışmalıyız. Fakat içinde yaşadığımız modern /kapitalist vahşi hayat, dünya ahiret dengesi gözetmemekte tam tersine insanın bütün çabasını dünyaya yöneltmesini, dünyanın cazibeli taraflarını göstermek suretiyle adeta bu hayatı dayatmaktadır. Bütün planlar, çabalar bu uğurda yapılmaktadır. Peki bizler bu dengeyi nasıl sağlayacağız? Modern hayatın dayatmalarına karşı nasıl mukavemet göstereceğiz?

Öncelikle şunu unutmamalıyız ki, çocuklarımızın ilk öğretmeni anne babalardır. Çocuklar öncelikle anne babalarını örnek alırlar. Özellikle anne, çocuğu yetiştiren, onu terbiye edendir. Bu süreç evlilikle, eş seçimi ile başlayan, anne karnında şekillenmeye başlayan doğum ve sonrası ile devam eden büyük, zor bir o kadar da mükafatı çok olan bir iştir.

Dünyada Allah’ın halifesi olmak gibi büyük bir görevi icra ile yükümlü olan insan yeryüzünü imar ve ihya etmekle sorumludur. İslam’da ruhbanlık yoktur. Bu yüzden anne baba ve cemiyetin, çocukları küçük yaşlarda insanlığa faydalı olacak ve kişinin geçimini sağlayacak bir mesleğe yönlendirmesi elzemdir. Bu İslam’ın bize öğrettiği ve tavsiye ettiği hususlardandır.

Yüce Rabbimiz şöyle buyurur:

“İnsana ancak çalıştığının karşılığı vardır” (Necm, 39)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurmuştur:

“Hiç kimse elinin emeğiyle kazandığından daha hayırlı bir rızık yememiştir. Allah’ın Nebisi Dâvûd (aleyhisselam) da kendi elinin emeğini yerdi.”[3]

Bu yönüyle kişinin geçimini sağlamak, ailesinin nafakasını temin etmek ve çoluk çocuğunu başkalarına muhtaç etmemek için çalışması, emek harcaması da ibadet olarak sayılmıştır. Özellikle kız çocuklarına küçük yaşlarda ev işleri konusunda yeterli bilgi verilmeli ve anneleriyle birlikte bu işleri yaşlarına uygun olarak yapmaları sağlanmalıdır. Kendi ailesinin söküğünü dikemeyen, evine ekmek pişiremeyen, turşuyu, reçeli, marmelatı dışarıdan alan, bir yırtığı yamaması için çocuğunun pantolonunu terziye gönderen kadından çok hayır gelmez. Yine erkek çocuklarına el becerisi gerektiren işler küçük yaşlarda öğretilmeli, kısa süreli de olsa bir ustanın yanına verilerek kendisini geliştirmesi sağlanmalıdır. Bu bir sanat da olabilir ya da ticaret ve sporla ilgili işler de olabilir.

Burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir husus vardır. Çocuklarımızın şu geçici dünyada, maddi ihtiyaçlarını sağlamak ve onların el âleme rezil olmamalarını sağlamak için nasıl büyük çabalar gösteriyorsak, asıl ve ebedi yurdumuz olan ahiret yurduna onları hazırlamak ve ebedi rahat etmelerini sağlamak bizim asıl görevimizdir.

İlk olarak, onların salih birer kul olmalarını sağlamak için çocuklarımıza tevhidi öğretmeliyiz. Çocuklara, konuşmaya ilk başladıklarında “Lailahe illallah”ın öğretilmesinin tavsiye edilmesi bu açıdan çok önemlidir. Bu kâinatın yegâne sahibi ve ibadet edilmeye layık tek ilahın Allahu Teâlâ olduğunu ve bütün hayatın buna göre şekillenmesi gerektiğini öğretmektir. Asıl ve büyük başarının, dünyada salih bir kul olmak olduğunu bizler de hayatımızla yani yaşayarak çocuklarımıza göstermeliyiz. Çünkü eğitim, yetişkinlerin yetişmekte olan nesiller üzerindeki etkisidir. Toplum çocuklardan ve gençlerden çok şikayet etmektedir. Halbuki bu çocuklar ve gençler yöneticilere, sanat(!)çılara şikâyet topçulara, popçulara, sosyal medyaya bakarak hayatlarına şekil veriyorlar.

İkinci görevimiz ise çocuklarımızın tevhidin gereği olan ibadetleri eda etmelerini ve güzel ahlaklı olmalarını sağlamaktır. Bunları da ancak ilk önce rol model olarak yani hal ile göstererek, yaparak ve sonrasında güzelce anlatarak öğretmeliyiz. Dini anlatan fakat ibadetlerinde gevşek davranan, toplumu yöneten fakat her türlü ahlaksızlığa karışan, deveyi hamuduyla yutan kişileri gören özellikle gençlerimiz ciddi anlamda olumsuz etkilenmekte ve ikilemler yaşamaktadır.

Toplumda büyük bir güven krizi yaşanmaktadır. “Babana bile güvenmeyeceksin” sözü dillere pelesenk edilmiştir. Yaşananlar da bunun tuzu biberi olmaktadır. Bir örnek olarak çok yakın zamanda yaşanan “Fon Krizi” denen büyük hırsızlık ve vurgun bir kez daha ne denli bir kokuşmuşluk ve çürümenin olduğunu ortaya koymaktadır.

Bu vb. olumsuz örnekler bizler için bir fırsata dönüşebilir. Bütün bu vb. yaşananların temel sebebinin insanların kalbinde Allah korkusu/haşyet olmamasından kaynaklandığını, kanunların da haklıdan yana değil egemenlerden yana olduğunu özellikle gençlerimize anlatabiliriz. Tarihteki güzel örneklerden yola çıkarak, hayatın ve ölümün ancak hangimizin güzel ameller yapacağını sınamak için yaratıldığını ve dünyada bulunmamızın yegâne sebebinin Allah’ın rızasını kazanmak ve ebedi mutluluğa ulaşmak olması gerektiğini önce hal ve hareketlerimizle sonra da güzel bir dille, başta çocuklarımıza ve gençlerimize sonra da bütün insanlığa haykırmalıyız.


[1]. bkz. Mülk, 2

[2]. bkz. Asr Suresi

[3]. Buhârî, Büyû’ 15, Enbiyâ 37