Serbest Köşe– Derya Fıçıcı / 2026 Eylül / 166. Sayı
Yaşadığımız şu topraklarda Müslümanlar çeşitli imtihanlardan geçmiştir. Kimi zaman iki kişinin bir araya gelip Allah azze ve celle’nin kitabının okumasının ve öğrenmesinin yasaklandığı günler yaşanmıştır. Kimi zaman da bodrum katlarda gizlenerek ilim öğretilmiş, Müslümanların bir araya geldiği ortamlar kolluk kuvvetleri tarafından baskınlar yemiş, alimlerin bilekleri kelepçelenmiş, o alimler zindanlara atılmış, urganlar geçirilmiş boyunlarına, sehpalar kurulmuş meydanlara, başörtülü kızlar coplarla kovulmuş kapılardan, örtülerini açmaları için ikna odaları kurulmuş.
Bütün bunlar yaşanırken her zaman bunca zulme, baskıya rağmen İslam’ın etrafında canını, nefsini hiçe sayarak pervaneler gibi dolaşan yiğit gençler hep var olmuştur.
Onlar İslam şeriatının etrafındaki pervaneler olurken, onların etrafında da onları örnek alan başka gençler olmuştur.
Küfrün süngüsünü ensesinde hissettiklerinde daha gür sesle Allah azze ve celle’yi tekbir eden gençler, yiğitler var olmuş.
Kalplerinin ısısı hiç sönmeyen her şeyi tutuşturacak enerji ve motivasyona sahip öncüler… Ağızlarından çıkan sözlere Allah azze ve celle’nin bereket kattığı kimseler… Şeytanın kabzasından çıkan kurşunları ona geri yutturan tertemiz gençler var olmuş.
Öyle ki hanımların dahi kodeslere atıldığı o günlerde kız kardeşlerimiz de asla geri durmayı kabul etmemiş bu davadan.
Peki bugünün sayfalarına neler yazacağız?
Geçmişin sayfalarında yazılanlarla mı övünüp duracağız?
Şeyhülislam İbni Teymiyye rahimehullah:
“Genellikle insanlar kişinin değerinin iyi yaptığı işlerde olduğunu söylüyorlar. Ama işi bilen kimseler kişinin değerinin talep ettiği şeylerde olduğunu dile getiriyorlar.”
Bugün talep ettiğimiz şeyler nedir, etrafında pervane olduklarımız neler?
İbni Kayyım şöyle der:
“Basiretli bir şekilde Allah’a davet edenden başkası gerçek anlamıyla Allah Rasûlünün tabilerinden olamaz.”
“De ki: Bu benim ve bana tabii olanların bir basiret üzere Allah’a davet ettiği yolumdur.”
İşte bu benim ve senin en şerefli yolumuzdur.
“Konumu güneşin mahallinden yukarıda olan kimseyi herhangi bir şey ne yükseltebilir ne de alçaltabilir.”[1]
Bizler bugün güneşten yukarıda olan konumumuzdan kendimiz indik. Bugün bizi alçaltan yalnızca budur. Yoksa küffarın gücü buna hiçbir zaman yetmez.
Batılın ve Batı’nın etrafında pervaneler olduk.
Öyle ki İslam kalarak nasıl batılaşabiliriz, İslam kalarak nasıl modern dünyaya uyabiliriz mücadelesi vermekteyiz.
Müslüman kadın Batılı kadın gibi her yerde. Öyle ki Nebevî davet metodunu dahi buna feda ettik. Batı’nın eğitim metodu ile İslami ilimler öğretmeye kalkıştık. Modern tesettür, modern ev, modern Müslüman…
İslam şeriatının etrafında dönen pervaneler batılın etrafında pervane oldu.
Düşüncelerimizle mücadelemiz modernleşti, batılılaştı. Müslüman gibi düşünmeyi unuttuk. Davamızı dahi Batı düşüncesi ile savunduk. “Başörtüsü demokratik hakkımızdır!” gibi sloganlarımız oldu.
Bugün geldiğimiz nokta; çarşaflı bacılar sivil toplum kuruluşlarından da terfi ederek açtıkları kadınlara yönelik kafelerde davet yapar oldu.
Hasan Basri şöyle diyor:
“Ey Âdemoğlu! Dinin borcundur. Çünkü o, etin ve kanındır. Dinin sağlam kalırsa etin ve kanın da sağlam kalır. Eğer böyle olmazsa Allah’a sığınırız. Sonun sönmez bir ateş, iyileşmez bir yara, ebediyen bitmeyen bir azap ve ölmez bir can olur.”
Mevdudi rahimehullah:
“Kalplerinizde kırık odunları tutuşturabilecek bir ateş olmak zorunda. Tıpkı hasta bir çocuğu olduğunda onu doktora götürmeden duramayan kişinin kalbini tutuşturan ateş gibi.”
Ey kardeşim! Bu kaybolmuşluğun, ruhsal depremlerin sarsıntıların içinde çırpınan insanlığı tutuşturan kıvılcım neden senin kalbin olmasın.
Hasan el Benna şöyle der:
“Milletlerin hepsinin tarihi; içlerinde ortaya çıkan deha, güçlü ruh ve irade sahiplerinin tarihidir aslında. Milletlerin kuvveti ve zayıflığı, hakiki adamlık şartları da tam olarak yerine getiren adamlardan ne kadar üretebildiğine göre ölçülür. Ben inanıyorum ki adamlığı sağlam olduktan sonra bir tek adam bile bir ümmet inşa eder.”
Dr. Halid Ebu Şadi, Ey Dava Sahibi adlı kitabında;
“Ey dava sahibi, sen davet sahibisin, yeryüzündeki bütün Müslümanlar senin davetini bekliyor. Gazze’de muhasara altına alınanlar, Keşmir’de işkence edilenler, Çin topraklarında unutulanlar, Irak’ta ezilenler, imtihanı çetinleşenler, zulüm altında inleyen herkes seni bekliyor.
Sen beklenen ilahi değişimin gerçekleşmesi için gerekli beşerî değişimin görevine yüklenen bir komutansın. Buna rağmen, nasıl olur da seni aradığımızda bulamıyoruz?
Neredesin?
Modern dünyanın önceliklerini değiştirdiği yerden çıkma vakti.
Davet; bâtılı iptal etmek, hakkı onun yerine koymaktır.”
Selam ve dua ile.
[1]. Dr. Halid Ebru Şadi



