Kapak Dosya – Yakup Akpınar / 2026 Temmuz / 164. Sayı
Her duyulanın aktarıldığı, her görülenin anlatıldığı bir mecra sosyal medya. Doğru mudur, yanlış mıdır, hata mıdır, kasıt mıdır bilinmeden her türlü bilginin paylaşılmak için adeta yarışıldığı dijital bir âlem. Parmak uçlarımızdan başlayarak hesabının sessizce ahirete uzandığı bir yolculuk…
21. yüzyılın modern afyonu sayılabilecek, insanları kendisine bağımlı hâle getiren, onları şarja mahkûm eden ve fark ettirmeden uyuşturan sözde sosyal bir mecra… Teoride insanları sosyalleştirdiği iddia edilse de pratikte çoğu zaman düşünmekten uzaklaşmış, ekranlara bağımlı ve yalnızlaşmış bir nesil ortaya çıkarmaktadır. İnsanın düşünce yetisini körelten bu dijital dünya, birçok kişi için farkına varılmayan bir prangaya dönüşmüştür.
Zaman israfı ile başlayan söz konusu asosyal mecra, zamanla sahte mutlulukların sergilendiği bir pazara dönüşmektedir. “Elâlem ne der?” anlayışını eleştiren günümüz insanı, sosyal medya platformlarında “İnsanlar beni görsün, beğensin, paylaşsın, nerede olduğumu bilsin.” düşüncesiyle hareket ederek görünür olma arzusunun peşine düşmektedir. Böylece farkında olmadan kendisini dijital bir gösteri dünyasının içerisinde bulmaktadır.
“Asra yemin olsun ki insan gerçekten ziyan içindedir.”(Asr, 1-2) Kur’ân-ı Kerîm’de Rabbimiz nice hayati önem taşıyan konular üzerine yemin etmiştir. Zaman kavramı da bunlardan biridir. Yazın sıcağında bir buz satıcısının sermayesinin eriyip yok olması gibi, zaman sermayemizin gözlerimizin önünde eriyip tükenmesi; ahiret hayatına müflis bir şekilde adım atmanın ilk basamağıdır. Zamansızlıktan şikâyet edenlerin çoğunun zamanını iyi değerlendiremeyen insanlar olduğunu görürsün. Oysa zamanı yönetmeyi başaran insanların kaleminden, kısa bir ömre rağmen bir ömürden fazlasının damladığına şahit olursun.
Bugün geldiğimiz noktada koca koca insanların saatlerini sanal oyunlar içerisinde tükettiğini, anlamsız videolar izleyerek vakit öldürdüğünü ve birkaç saniyelik görüntüler uğruna günlerini harcadığını görmekteyiz. Daha fazla izlenmek, daha fazla beğeni almak ve daha fazla para kazanmak adına üretilen nice içerik, insanlara fayda sunmaktan ziyade onların dikkatini ve zamanını tüketmektedir. Ömür sermayesinin bu denli ucuz harcanması ise üzerinde ciddi şekilde düşünülmesi gereken bir meseledir.
Müslümanlar olarak yaşadığımız dünyada bizim için iki önemli alan mevcuttur. İlki insanlara açık olan sosyal alanlarımız, diğeri ise dışarıya kapalı olan ailevi ve özel alanımızdır. Ailemiz ile bir yerlere gidebilir, gezebilir ve vakit geçirebiliriz. Fakat bu durumlara aile çerçevemizin dışındaki insanları şahit tutmak, aile özelinin sokak ile eşdeğer tutulmasına yol açar. Oysa ailemiz ve evlatlarımız bizim için oldukça özel ve mahrem alanlarımızdır. Yabancı gözlerin aile mahremine dâhil olması toplumsal bozulmanın ilk aşamalarından biridir. Nasıl ki insan en değerli mücevherlerini özel kutularda muhafaza ediyorsa, eşini, ailesini ve evlatlarını da bir o kadar muhafaza etmeli; onları sosyal medya aracılığıyla insanların gözleri önüne sermekten kaçınmalıdır.
Bir başka dikkat edilmesi gereken davranış ise her bilginin araştırılmadan yayılmasına katkı sağlamaktan kaçınmak ve meydana gelen her olayın ardından bizlerden bir açıklama bekleniyormuşçasına paylaşım yapmamaktır.
“Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönül; bunların hepsi ondan sorumludur.” (İsrâ, 36)
Unutma! Toplumsal yaşamında neyi konuşup konuşmayacağına, neye bakıp bakmayacağına müdahale eden İslam, sosyal medyada da sana sınırsız bir özgürlük sunmamaktadır. Bir gönderiyi beğenmek, bir yorum yapmak, bir eleştiri yayınlamak, fotoğraf paylaşmak veya bir şeyler yazmak… Bunların tamamı ağzından çıkan kelimeler gibi melekler tarafından kaydedilen davranışlardır.
Sosyal medyada insanların birçoğu, yüz yüze söylemeye cesaret edemeyeceği sözleri rahatlıkla yazabilmekte, günlük hayatta dile getirmeye çekineceği düşünceleri kolaylıkla paylaşabilmektedir. Bunun temelinde ise dijital dünyanın insanı sorumluluktan kurtardığı yanılgısı yatmaktadır. Oysa unutulmamalıdır ki ekranın arkasında olmak mesuliyeti ortadan kaldırmaz, sadece şeklini değiştirir. İnsanlardan gizlenmek mümkün olsa da Allah’tan gizlenmek mümkün değildir.
Sosyal mecralar bizim için bir amaç değil, araç olmalıdır. Bir oyun alanı değil, kişiliğimizin ve ahlakımızın inşasına hizmet eden bir zemin teşkil etmelidir. Bu mecraların faydalı hâle evrilebilmesi için önce kendimizi hesaba çekmeli, ardından ailemizi internet çağının fitnelerinden koruyacak tedbirleri almalıyız. Unutmamalıyız ki parmak uçlarımızla yaptığımız her tercih, sessizce ahiret yolculuğumuza eşlik etmektedir.



