Kapak Dosya – Derya Fıçıcı / 2026 Temmuz / 164. Sayı
Kadrajın kelime manası çerçevelemek, sınırlandırmak demektir. Kadraj, bir olayın sadece yansıtılmak istenen kısmını göstermek anlamına gelir. Yaşadığımız şu dönemde neredeyse hayatın büyük kısmını kadrajdan görünenle değerlendirmeye çalışıyoruz. Oysaki büyük hikayeler, gerçekler, ibretler kadrajın dışında kalan kısımdadır. Hayatı kameranın vizöründen görülen ile ele almak, geri kalan her şeyi yok sayarak yaşamaya sebep olur.
Örneğin bir şehrin güzel manzaralarını, şelalelerini, ormanlarını, denizini fotoğraflamak ve o fotoğraflara bakıp “Bu şehirde yaşayan insanlar mutludur.” anlamı çıkarmak ne kadar doğru değilse sosyal medyasında gülümseyen birkaç karesi olan insanları da hep mutlu insanlar olarak göremeyiz. O kare, hayatın içinden sadece bir anın dondurulmuş halidir. Değerlendirmeler bunun üzerinden yapılamaz, yapılmamalıdır.
Öz hayatlar sosyal medyadaki kareler üzerinden değerlendirildiği gibi, İslam davasının en büyük parçalarından biri olan davet çalışmalarımız da bu kareler üzerinden değerlendiriliyor. Teknoloji ve iletişim çağının getirdiklerini inkâr etmemekle birlikte, bu çağın götürdüklerini de görmek zorundayız. En büyük götürüsü olan her şeyi fotoğraflama ve gösterme davranışının; kıyamet günü, hesap günü ihtiyaç duyacağımız amellerimizin Allah katında değerinin kaybolmasına yol açtığını, ihlasımıza, niyetlerimize zarar verdiğini de görmeliyiz.
Bu alışkanlık ayrıca işlerin hakikatlerinden uzaklaşmamıza sebep oldu. Örneğin Seyyid Kutub’un Yoldaki İşaretler adlı eseri onun şehadetine sebep olmuş iken bu eser bizim hayatımızda havuz kenarında şezlong, gözlük ve limonata bardağı ile yan yana durarak kadraj malzemesi haline geldi. Veya İslam alimlerinin hayatları pahasına bıraktıkları eserlerin; hayatlarına işledikleri, yaşam biçimi haline getirdikleri, uğruna hayatların feda olduğu ilmin değeri ancak kadrajdan yansıyan bir görüntü oldu.
İyi ve güzel olan sanki fotoğraflarla yayılıyormuş gibi davranmaya başladık. Her şeyi fotojenik hale getirmek zorunda hissetmeye ve öyle davranmaya başladık. Oysa müminin evinin fotoğrafı değildi hayatlara tesir eden. O evde yaşanan iyilikler, güzelliklerdi etrafa yayılan. Mescitlerimizi, dernek ve vakıflarımızı fotoğraf stüdyosu gibi yapmamız, ondan güzel kareler paylaşmamız değildi bu davayı yeryüzüne yayan. Allah azze ve celle ile aramızda sır olan amellerdi kalplere tesir eden. Amellerin sahipleri amellerini gizli tuttukça Allah azze ve celle o kimseleri kalplere sevdirip meşhur etti.
Nitekim Hz. Ömer’in geceleri un çuvallarını fakir mahallelere dağıtması, kim olduğunu bildirmeden fakir ve muhtaçlara dağıtması… Hz. Ömer radıyallahu anh, Kudüs’e vardığında kadim dostu Ebu Ubeyde bin Cerrah radıyallahu anh onu görür ve bu iki dost birbirlerinin ellerini öpmeye çalışırlar. Aralarında böyle bir sevgi dolu muhabbet vardır. Hz. Ömer radıyallahu anh, Ebu Ubeyde’ye “Kardeşim, seni çok özledim. Cihad olmasaydı seni hep yanımda isterdim.” der. Ebu Ubeyde ise ona: “Biz buraya buluşmaya gelmedik Ömer, biz cennette buluşacağız. Burası İslam sancağını ötelere götürme yeridir. Kavuşmalar, ayrılığın olmadığı diyarlardadır.” diyerek karşılık verir.
Hz. Ömer, Ebu Ubeyde bin Cerrah’a “Hadi beni çadırına götür.” der. Ebu Ubeyde onu çadırına götürür. İki kıtaya yayılmış İslam ordularının genel komutanının çadırına giren Hz. Ömer radıyallahu anh, gördüğü manzara karşısında gözyaşlarını tutamayarak “Ey kardeşim! Sen dünyanın değiştiremediği adamsın.” der. Çünkü o çadırda sadece keçeden bir döşek vardır, bir kap içerisinde de ekmek kırıntıları…
Ruhumuzu derinden etkileyen bu sahnenin ne bir fotoğrafı ne de herhangi bir görüntüsü vardır, olması da mümkün değildir. Ancak yüzyıllar geçmiş olmasına rağmen her işittiğimizde derinden etkileniriz. İhlasla yapılan amellerin kalplerde, gönüllerde meşhur olması, hayatları etkilemesi, kadrajdan görünenden çok daha etkilidir. İhlasımızı korumak çok daha evladır. Çalışmalarımızın bereketlenmesi, ekran karelerinin yeryüzüne dağılmasıyla değil gönüllere yayılmasıyla mümkün olacaktır. Gönüllere tesir eden ise ihlası bozulmamış, yalnız Allah için yapılmış amellerdir.
Kadrajdan gördüklerimle yandın sandım.
Gönlümden gördüklerim,
Gül bahçesinde İbrahimler.
Küllerinden değil,
Güllerinden doğacaksın.
Kalbimin vizöründen;
Küller bize,
Güller sana, sana düştü.
Kadraja har,
Gazze’ye bahar düştü.
Selam ve dua ile…



