Kapak Dosya – Ahmet İmamoğlu / 2026 Ağustos / 165. Sayı
Kur’an-ı Kerîm, anlaşılmak ve tüm insanlığa doğru yolu göstermek üzere indirilmiş son ilâhî kitaptır. O, öğüt alınması ve insanlara hidâyet rehberi olması için anlaşılması kolaylaştırılmış bir kitaptır. Kur’an’ın rehberliğinden istifade edilebilmesi, ortaya koyduğu evrensel değerlerin benimsenebilmesi ve getirdiği ilkelerin uygulanabilmesi anlayarak, düşünerek, manasına vakıf olarak okunmasına bağlıdır. Bu çerçevede pek çok ayet Kur’an mesajının akledilmesi ve üzerinde düşünülmesi gerektiğine vurgu yapar. Allah’a ve Rasûlüne iman eden, Kur’an’ı anlamaya ve onun ilkelerini hem iç âleminde hem de gündelik hayatında uygulamaya çalışır.
Kur’an’ın Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e vahiy yoluyla 23 sene gibi bir zamana yayılarak parçalar halinde indirilmesi, onun anlaşılmasını ve pratik hayatta yaşanmasını kolaylaştırmıştır. Bu suretle Kur’an ile vahyin ilk muhatabı olan insanlar arasında canlı bir iletişimin gerçekleşmesi de sağlanmıştır.
Hâris el-Muhâsibî (ö. 243/857), Kur’an’ın anlaşılmasına yönelik öncü eserlerden biri olarak kabul edebileceğimiz “Fehmu’l-Kur’ân ve Meânihi” isimli eserinde, Kur’an’ı anlamanın merkezine önce manevi bir unsur olarak imanı daha sonra da aklı koyar. Ona göre inanan birinin, imandan sonra sergileyebileceği en asgari sadakat belirtisi Rabbinden gelenleri anlama ve gereğince amel etme arzusudur.
İbn Mes‛ud (ö. 33/653) ve Katâde’ye (ö.117/735) göre “Kitabı gereği gibi okuma”nın anlamı, Kur’ân’ın bütün emirlerine uymak; helalini helal, haramını haram kabul etmektir.
Allah, kitabının “mutlaka anlaşılması”nı murat etmektedir. Öyle ki “Biz onu anlayasınız diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik” (Yusuf, 2) buyrulmuştur. Kur’an’ın Arapça indirilmesinin bir diğer sebebi, (azılı müşriklerin) onun manalarına hâkim olmaları, onu anlamaları ve akıllarını kullanmaları içindir. Bu sebeple “Biz onu (Kur`an`ı), öğüt alsınlar diye senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık” (Duhan, 58) buyrulmuştur. Taberî’nin yorumuna göre bu ayette “Ey Muhammed, müşrikler hatırlayıp öğüt alsınlar ve ayetlerini düşünsünler diye biz sana bu Kur’an’ın okunmasını kolay kıldık” anlamı da kastedilmektedir. Elbette Kur’an’ın muhatabı sadece dönemin müşrik Arapları değil bütün insanlardır. Ancak ayette öncelikle Mekke müşrikleri bu ayete muhataptır.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Kur’ân’da sizden öncekilerin ve sonrakilerin haberleri ve aranızda uygulayacağınız şeylerin hükümleri vardır. O hak ile batılı birbirinden ayıran bir kitaptır. Büyüklenip onu terk edenin Allah belini kırar. Onun dışında doğru yol arayanları Allah sapıklığa mahkûm eder. O, Allah’ın sağlam ve kopmaz ipidir. Arzu ve hevesler onu saptıramaz, diller onu karıştıramaz, âlimler ona doyamaz, çok okunup tekrar edildiği için yıpranıp eskimez. Onun harikulâdelikleri bitmez.”[1]
“Kitab`ı ayetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik.” (Sa’d, 29) Zemahşerî (ö. 538/1144) bu ayette “Kötülüğe yeltenmemeleri için Kur’an’ın öğütlerini, uyarılarını, tehditlerini incelemiyorlar mı?” anlamını vermiştir. “Ayetlerini düşünsünler” ifadesi, “ayetteki şer’i hükümleri ve yaratılışın sırlarını kavrasınlar, zâhirî ve bâtınî yorumlarını incelesinler” anlamına gelmektedir.
Zikrettiğimiz bu ve benzer birçok ayette Rabbimiz, Kur’an’ı okumamızı anlamamızı yaşamamızı emretmektedir. Allah’ın düşmanı şeytan ve onun dostları da, bu mübarek kitabın okunup anlaşılmaması için her türlü tuzak kurmakta ve bu sinsi planlarını uygulamaktadırlar.
Kur’an’ın doğru anlaşılmasının önündeki bazı sebepleri şöyle sıralayabiliriz:
1. Kur’an’ın, dolayısıyla Allahu Teâlâ’nın kadrü kıymetini bilmemek!
“Allah’ın kadrini gereği gibi bilemediler. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.” (Hacc, 74)
“(Yahudiler) Allah’ı gereği gibi tanımadılar. Çünkü “Allah hiçbir beşere bir şey indirmedi” dediler. De ki: Öyle ise Musa’nın insanlara bir nûr ve hidayet olarak getirdiği Kitab’ı kim indirdi? Siz onu kâğıtlara yazıp (istediğinizi) açıklıyor, çoğunu da gizliyorsunuz. Sizin de atalarınızın da bilemediği şeyler (Kur’an’da) size öğretilmiştir. (Rasûlüm) sen “Allah” de, sonra onları bırak, daldıkları bataklıkta oynayadursunlar!
Bu (Kur’an), Ümmü’l-kurâ (Mekke) ve çevresindekileri uyarman için sana indirdiğimiz ve kendinden öncekileri doğrulayıcı mübarek bir kitaptır. Âhirete inananlar buna da inanırlar ve onlar namazlarını hakkıyla kılmaya devam ederler.” (En’am, 91-92)
Bu ayet her ne kadar Yahudiler hakkında inmiş olsa da günümüzde iman ettiğini söylediği halde günlerce, aylarca, hatta yıllarca Kur’an okumayan kişi Allahu Teâlâ’nın kadrü kıymetini bilememiş, O’nu hakkı ile sevmemiş demektir.
Günümüz Müslümanları evine, arabasına, kasasına, telefonuna ayırdığı zamanın ne kadarını, yüce Allah’ın kullarına rahmeti, mektubu, mesajı olan Kur’an için ayırıyor. Bunu herkesin kendisine sorması gerekir. Özellikle de sosyal medyada, dünyada da ahirette de faydası olmayan malayani içerikler için harcanan/kaybedilen zamanlar… Buralara harcanan zamanın bir kısmını bile Kur’an’ı doğru anlamak ve onunla amel etmek için harcasa durum tamamen değişecek ve Kur’an o kişiyi diriltecektir. Aynı zamanda malayaniden de koruyacaktır.
2. Sadece yüzeysel okuma yapıp, Kur’an üzerinde tefekkür, tezekkür, taakkül, tedebbür etmemek!
Rabbimiz Kur’an’ı okumamız, düşünmemiz, ahlaklanmamız, namazda okumamız, amel etmemiz için indirmiştir.
Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün farklı oluşunda aklıselim sahipleri için elbette ibretler vardır.
Onlar ayakta dururken, otururken, yatarken hep Allah’ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler (ve şöyle derler:) “Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, seni tenzih ve takdis ederiz. Bizi cehennem azabından koru! (Âl-i İmrân, 190-191)
“Bu Kur’an, ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.” (Sa’d, 29)
“Şüphesiz bunda, kalbi olan veya aklı başında olup şahitlik eden kimse için elbette bir tezekkür (öğüt) vardır.” (Kaf, 37)
“Onlar Kur’an’ı tedebbür etmiyorlar mı? Yoksa kalplerinin üzerinde kilitler mi var?” (Muhammed, 24)
3. Batıl ehlinin sapkın fikirlerinin etkisinde kalmak
Rabbimiz Kerim Kitabında şöyle buyuruyor:
“İnkâr edenler: Bu Kur’an’ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın. Umulur ki bastırırsınız, dediler.” (Fussilet, 26)
Bu ayetin tefsiriyle ilgili olarak şöyle izah edilmiştir:
Hz. Peygamber, ayetler kendisine geldikçe bunları çoğunlukla Kâbe çevresinde yüksek sesle insanlara okur, inanan ve inanmayan herkes onu dinlerdi (İbn Atıyye, V, 13). Râzî’nin de belirttiği gibi (XXVII, 119-120) Araplar, Kur’an’ın manasının ve sözlerinin mükemmel olduğunu biliyorlardı; onu işiten herkes, lafızlarının güzelliğini fark ediyor, anlamlarını kavrıyorlardı; benzersizlik, doğruluk ve tutarlılığına aklıyla hükmediyorlardı. Bu yüzden toplumsal konumlarını kaybedeceklerinden korkan Mekke’nin ileri gelenleri, nüfuzları altındaki insanların ayetleri dinlemelerini önlemek için tedbirler düşündüler. Sonuçta adamlarından, Hz. Peygamber ayetleri okurken yüksek sesle şiirler okuyarak, ıslık çalıp el çırparak, anlamlı anlamsız sözler söyleyerek gürültü çıkarmalarını, yaygara koparmalarını ve böylece Rasûlullah’ın sesini bastırarak okuduğu ayetlerin anlaşılmasını önlemelerini istemişlerdir.[2]
Günümüzde özellikle medyanın hassaten de sosyal medyanın yaygın hale gelmesiyle Batı/l ehlinin/kafirlerin ve özellikle de Müslüman(!) modernistlerin (İslami inançları demokrasi, insan hakları ve akılcılık gibi modern Batı değerleriyle uzlaştıranlardır) Kur’an ve Sünnet hakkındaki gayri İslami fikirleri, İslam’ı hakkıyla bilmeyen, nefislerine uyan, kendini İslam’a değil, İslam’ı kendine uyduranlar, Kitaba değil kitabına uyduranlar arasında hızla yayılmıştır.
Kur’an’ı doğru anlamanın ve sapmalardan korunmanın temel şartını Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle belirtmiştir:
“Allah katında kendi sözünden daha büyük hiçbir söz yoktur! Kullar da Allah’a kendi sözünden daha sevimli hiçbir sözle karşılık vermemişlerdir.”[3]



