Türkiyeli Şehidler – Cihan Malay / 2026 Eylül / 166. Sayı

Ebamüslim Dağ, arkadaşlarının ona verdiği isimle Komutan Bilal, 1974 yılında Elazığ’ın Palu ilçesinde dünyaya geldi.

Ebamüslim, çocukluğunu ve gençliğinin ilk zamanlarını memleketi Elazığ’da geçirdi. Bu dönemde memleketinde İslami yaşantısı ile ön plana çıktı. Yaptığı davet çalışmalarında bir arkadaşının ifadesiyle “devamsızlıktan sınıfta kalmayı göze alacak” bir duruşa sahipti.

Yine bir arkadaşı şöyle anlatıyor: “Bir namaz kılışı vardı. Uzaktan şöyle derdiniz: ‘Durayım, Eba’nın namaz kılışını seyredeyim.’ Laubali bir muhabbetin içinde onu göremezdin. Şehit olarak yaşamış, onu hak etmiş bir kardeşimizdi.”

Üniversite sınavında aldığı başarı ile İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girmeye hak kazandı.

Birçok şehit için geçerli olan “Bu dünyada yaşayan ancak bu dünyanın adamı olmayan kimse” ifadesi, onun için de geçerliydi.

Arkadaşı Rıza Yorulmaz anlatıyor: “Ebamüslim Dağ kardeşimiz ben üniversite son sınıftayken 1994 yılıydı sanıyorum. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydolmuş bir kardeşimdi. Hiç yüzünün asık olduğuna, moralinin bozuk olduğuna şahit olmadım. Her daim insanlara yardımcı olmak için çırpınırdı. Belki cebinde parası yoktu ama aç olduğunu hiç belli etmezdi. Sanki dünyanın en zengin insanı gibi davranırdı. O bu dünyada yaşadı ama bu dünyayı yaşamazdı. Ben kardeşimi tanımış olmaktan çok bahtiyarım.”

“Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim” mısrasıyla yola koyulan bir Müslüman, yeryüzünün neresinde bir kardeşinin yardım çığlığını işitse, o kardeşine uzanan yardım eli olmak ve canından vazgeçerek oradaki zulmü bitirmek üzere yola koyulur. Mesafeler kısalır, yorgunluklar göze gelmez.

O dönemde İslam coğrafyalarında akan gözyaşı ve yardım çağrılarına sessiz kalmayan Ebamüslim, eğitimini yarıda bırakarak kardeşlerinin çağrısına uyarak ilk olarak 1995 yılında 21 yaşında Bosna’daki cihada katıldı. Burada Müslüman kardeşlerine karşı yapılan zulümler ve katliamlara karşı 5 ay boyunca mücadele etti.

Bosna’da anlaşma ile sona eren savaş sonrasında Türkiye’ye döndü. Yeni rota olarak, 1997 yılında Hinduların işgali altındaki Keşmir’i seçer. Burada cihada beraber gittiği Osman Öztürk şehit olur (11 Temmuz 1997). Kendisi de yaralanır. Burada bir süre kalır. İnsanın uğrunda canından vazgeçebildiği şehadet yolculuğu devam eder. 1996 yılında şehadet şerbetini içeceği Çeçenistan topraklarına geçer.

Kafkasya toprakları, bir İslam vatanının işgal edilmesine karşı az bir topluluğun dönemin her türlü askerî teçhizatına sahip Rus ordusuna karşı mücadelesine şahitlik eder. Dünyanın farklı yerlerinden Müslümanlar, Çeçen kardeşlerine yardım etmek için yollara koyulur. Bu yolculuk, şehadete kapıları açan bir yolculuktur.

Çeçen Müslümanlar; Cevher Dudayev, Aslan Mashadov, Şamil Basayev, Komutan Hattab gibi daha nice komutanın önderliğinde, Ruslara kayıplar verdirir. Art arda alınan kayıplar sonrasında 1996 yılında anlaşma yapıldı.

Ebamüslim de Türkiye’ye döndü.

1999 yılı başında Birinci Çeçen Cihadı’nda (1996) tanışmış olduğu bir şehit arkadaşının kız kardeşi ile evlendi. Bir sene sonra ismini Musab koyduğu bir oğlu oldu. Musab için “O benim reyhanım” derdi. Ona karşı çok düşkündü.

Savaş, Rus tarafının 1999 yılında başkent Grozni’ye saldırısıyla tekrar başlar. Ruslar, ikinci defa Çeçenistan topraklarını işgal düşüncesine girişir.

Çeçen cihadının büyük komutanı Cevher Dudayev, “Şehadete talibim. Şehitliği rütbe ve şeref kabul ediyorum. Kanımın son damlasına kadar ülkemin bağımsızlığı ve milletimin hürriyeti için savaşmaya hazırım.” diyordu. Bu sözler ile savaşçıları ve halkını cesaretli olmaya teşvik ediyordu.

Kafkas kartalları tekrar Çeçenistan dağlarında yerini alırlar.

Ebamüslim, ikinci defa Komutan Hattab’ın komutasında bölge komutanı olarak Hattab ile aynı safta cihada katılır. Başarılı operasyonlarda görev alır. Birinci Dağıstan operasyonunda karnından ağır bir şekilde yaralanır. Bu olaydan dört ay sonra mayına basarak sol ayağını kendisinden önce cennete gönderir. Ayağının durumu nedeniyle Türkiye’ye döner. Yapılan müdahale sonrasında kopan ayağının yerine protez bacak takılır. Onun bu durumda dahi tekrar Çeçenistan’a gitme isteğine arkadaşlarından bazıları karşı çıkar. Ona, “Protez bacağınla oraya mı gitmek istiyorsun? Ayağının durumundan dolayı üzerindeki cihad farziyeti kalktı.” denilmesine hiç kulak asmadı.

Câbir radıyallahu anh’ın rivayet ettiği bir hadiste Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Allah yolunda tozlanan ayağa Allah Teâlâ cehennem ateşini haram kılmıştır.”

O, kendisini cehennem ateşinden koruyacak kalkan olarak Allah yolunda ayaklarının tozlanması için 3-4 ay kaldığı yurdundan Konyalı Mücahid Şener ile tekrar Çeçenistan topraklarına geçti.

Cesaretiyle öne çıkan Ebamüslim’in bir olayını arkadaşları şöyle anlatır: “Bir gün mayınlı bir arazide yaralı arkadaşını sırtlamıştı. Arkadaşları kendisini tehlikeye atmamasını istediler, onun cevabı ise şu olmuştu: ‘Arkadaşını bırakanı Allah da bırakır.’”

Ebamüslim, 2003 yılında çok arzuladığı şehadete bir Ramazan gününde, Kadir Gecesi’nde aralarında Mücahid Şener’in de olduğu 13 kardeşiyle ulaştı.

Olaya şahit olan ve olaydan yaralı kurtulan bir mücahit anlatıyor: “2003’ün Ramazan ayının 27. gecesi sabah 08.30 sıralarıydı. Sığınakta kimimiz Kur’an okuyor, kimimiz ibadetle, kimimiz de günlük işleriyle meşgul oluyordu. Nöbetçi, Rusların etrafımızı sardığını ve saldırıya geçmek üzere olduklarını haber verdi. Hemen hazırlandık. Fakat Ruslar saldırıya başlamışlardı. Emirimiz Bilal, sığınaktan çıkar çıkmaz vurularak şehit oldu. Dışarıya çıkanlar iki-üç saniyede şehit oluyorlardı. Sığınağın önünde bir metrelik bir çukur kazmıştık. Dışarı çıkıp ateş ederek o çukura atlamayı düşündüm ve atladım. Bacağımdan ve yanağımdan hafif şekilde yaralanmıştım. Çukura tam atlarken diz kapağına büyük bir kurşun isabet etti. O ve diğer kardeşler Kadir Gecesi’nin sabahı şehit düştüler.”

Babası, ara ara arkadaşlarına oğlundan bir haber olup olmadığını sorardı. Babası oğulları konusundaki temennisini şöyle dile getirirdi: “Bir oğlum âlim, bir oğlum da şehit olsun. Âlim ve şehit babası olayım.”

Eşine bıraktığı son vasiyetinde şöyle demişti: “Sizleri çok seviyorum. Siz benim dünya ahiret sevdiklerimdensiniz. Ama ben cihadı, Allah celle celaluhu yolundaki mücadeleyi, Rabbimin Firdevs Cennetlerini daha çok seviyorum. Şimdi ben sizleri Allah celle celaluhu için terk ediyorum. Ama şunu bilin ki, Firdevs Cennetinde sizi bekleyeceğim.”

KENDİSİ İÇİN YAZILAN BİR EZGİ

En kutlu davanın adamıydı o,
Bu yola can değil canlar koymuştu.
Şehadetti onun bir tek arzusu,
Sen şehit oğlusun, unutma bunu.
Şehit oğlusun, şehit oğlusun,
Saldırıyor kâfir, nasıl durursun?
Tek derdiydi yüceltmek İslam dinini,
O sonsuz deryanın şanlı elçisi.
Rızık veriyor Rabbim kendi katında,
Sen şehit oğlusun, unutma bunu.
Şehit oğlusun, şehit oğlusun,
Saldırıyor kâfir, nasıl durursun?
Mücadele verdi hep ömrü boyunca,
Yıldız ötelerine kavuşuverdi.
Lâ ilâhe illallâh son vasiyeti,
Sen şehit oğlusun, unutma bunu.
Şehit oğlusun, şehit oğlusun,
Saldırıyor kâfir, nasıl durursun?