Hamd, alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Salat ve selam Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e, onun güzide ailesi ve ashabına olsun. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi, hidayeti ve inayeti tüm Müslüman kardeşlerimin üzerine olsun.

4. Çocuğunu Doğru ve Olumlu Kelimelerle Tanımla, Ona Kötü Lakaplarla Hitap Etme:
Kelimelerin gizli ve güçlü bir etkisi olduğunu unutmayınız. Bir çocuğu hangi kelimelerle tanımlarsanız, onun geleceğini o kelimelere göre şekillendirmeye sebep olursunuz.

“Şüphesiz beyanın bazısı sihirdir”[1]

Sözün sihir etkisi, en çok çocuklar yetiştirilirken ortaya çıkar. Çocuğu “inatçı” diye yaftalayarak ve ona bu sıfatla hitap ederek büyüten ebeveynler çocuğun beynine kendisini “inatçı” diye kodlamasına sebep olduklarının farkında bile olmadan bu etiketle onu büyütmeye devam etmektedirler. Çocuk büyüdüğünde inatçı bir kişiliğe bürününce de kendi yaptıklarına bakmadan onu suçlamaktadırlar. Halbuki bazı huylar kendiliğinden ortaya çıkmazlar, onları besleyen sözler o huyları meydana çıkarmıştır.

“Başınıza gelen her musibet, kendi ellerinizle yapıp ettikleriniz yüzündendir…”[2]

İslam edebinde iyi lakap caiz görülüp Asr-ı Saadet uygulamasında çok örneği olmakla birlikte kötü lakap “fasıklık” diye tanımlanır.

“Birbirinize kötü lakap takmayın. İman ettikten sonra fasıklıkla anılmak ne kötüdür!”[3]

Abdullah b. Mesud radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah şöyle buyurmuştur:

“Müslümana sövmek (hakaret etmek) fasıklıktır, onunla savaşmak ise küfürdür.”[4]

Kişiyi üzmeyen bilakis mutlu eden övücü lakaplar caizdir ve teşvik edilmiştir. Mesela Hz. Ebû Bekir için “Atik”, Hz. Ömer için “el-Fâruk”, Hz. Osman için “Zinnûreyn”, Hz. Ali için “Ebû Turab” veya Rasûlullah’ın “el-Emin” sıfatı gibi sıfatlar. Bunun aksine insanı üzen yerici lakaplar caiz değildir. Bu yasak sadece yetişkinleri mi kaplar sanıyorsunuz? Bilakis çocuklara kötü lakaplar takarak onlara bu lakapları yapıştırarak olumsuz özelliklerin onların üzerine yapışmasına sebep olan büyükler, bu yaptıklarını basite alma hatasına düşmesinler. Böyle yaptıklarında tıpkı yetişkin birine kötü lakap takma günahı kadar günah kazandıklarını bilsinler.

Peki çocuğumuz gerçekten bu özelliklere sahipse ne yapmalıyız?

Cevap: Onda olduğunu varsaydığımız olumsuz yönleri doğru kelimeleri kullanarak olumlu sıfatlara dönüştürebiliriz. Böyle olmak çocuğu yalancılık ve nifaka itmez. Tamamen gerçekçidir.

Ne istediğini bilen ve kolay pes etmeyen bir çocuğunuz varsa ona “inatçı” yaftasını yapıştırmak yerine “kararlı” bir çocuk olduğunu söyleyebilirsiniz. Aradaki farkı göremeyen var mı? “İnatçı” nerede “kararlı” nerede? “İnatçı” denilerek büyüyen çocuk anne babasına sürekli sorun çıkaran, toplumdan dışlanan, zamanla bu gibi sebeplerden dolayı özgüvenini kaybeden sorunlu bir birey haline gelebilir ve genelde inatçı insanlar toplum tarafından sevilmez. Böyle bir çocuk için ne acı! Şimdi burada suçun çoğu çocukta mı anne babasında mı siz karar verin.

“Kararlı” sözcüğüyle büyüyen çocuk ise yüksek ihtimalle fıtratında bulunan liderlik özelliğini ortaya çıkaracak, ailesine, kendine ve hatta topluma da güzel örnek olan ve salih yetiştirildiyse salih nesillerin yetişmesine vesile olan, çok sevilen, beklenen, aranan, özlenen ve Allah’a kulluğunda kararlı ve istikrarlı Nebevi sünnet üzere bir hayat süren kıymetli bir kul olabilecektir. Küçücük bir sözün kıymetini, gücünü, etkisini ve farkını görebiliyor musunuz?

Yönlendirmeyi seven, kendi bildiğini okumayı seven, kolay pes etmeyen ve etrafındakilere akıl danıştıktan sonra özgün fikirlerini de ona ekleyerek yol yürüyen ve direkt başkalarını taklit etmeyen bir çocuğunuz varsa ona “dik başlı” yaftasını yapıştırmak yerine “lider ruhlu” bir çocuk olduğunu söyleyebilirsiniz. Bazen çocuklarımızı kendi ellerimizle ve dillerimizle kötü huyların kucağına atıyoruz. Düşünsenize bazı anne babalar liderlik özelliklerine sahip çocuklarının “dik kafalı” yaftasıyla liderlik ruhunu öldürüyorlar. Bunun bir vebali olmayacağını mı düşünüyorlar gerçekten?

Şu an ümmetin lidere olan ihtiyacı, bir insanın suya olan ihtiyacından fazla. Ümmet susuzluktan son nefesini veremeyecek kadar daralmışken lider ruhlu bir çocuğun anne babası olanlar onları bu yönde yetiştirecekleri yerde çocuklarının bu yönlerini baskılayarak hem kendilerine hem ümmete hem de çocuklarına büyük kötülük ediyorlar. Bunun üzerinde çok düşünün değerli anne babalar. Anne babaların sivri dillerinde geleceğin nice önderlerini yitiriyoruz kim bilir? Her açıdan ne acınası bir tablo!

Anne babasıyla derin bağlar kuran, onlarla arasındaki bağı değerli bulan ve onların yanında daha rahat hisseden bir çocuğunuz varsa ona “yapışkan” yaftasını yapıştırmak yerine “derin bağ kuran” bir çocuk olduğunu söyleyerek çocuğun bu güzel yönünü besleyebilirsiniz. Böyle çocuklar diğer çocuklara göre daha duygusal, daha empatik ve çevresine faydalı bireylere dönüştürülebilir. Tabii anne babasının onu nasıl etiketlediğine bağlı olarak bu değişir. Eğer anne babası bu çocuğa sürekli “yapışkan” diyerek kendisine dokunmasından, yaklaşmasından ve yanında rahatlamasından şikâyette bulunursa çocuk bu yönünden utanmaya, kendini bu tabiatından dolayı suçlamaya başlayabilir. Daha sonra bu yönünü bastırma eğilimiyle insanlara karşı güven sorunu ve bağlanma sorunları yaşayan bir bireye dönüşebilir. Allah aşkına çocuğunuzun sizinle derin bağ kurmaya çalışmasının kötü tarafı nedir? Sorun bir kendinize, acaba sizi rahatsız eden onun sizinle derin bağ kurma çabası mı yoksa belki de sizin de aynı yaşlarda bu çabada iken daha önce itildiğinizi hatırlamamanız ve bunun farkına varmadan çocuğunuza aynı muameleyi layık görmeniz mi?

Hayat dolu, heyecanlı ve yeni maceralara her an hazır her çocuk gördüğünüzde ona “hiperaktif” teşhisi koymayı bir kenara bırakarak “enerjik” ve “hayat dolu” olduğunu söyleyebilirsiniz. Bazı çocuklar gerçekten hiperaktif olabilirler. Ama bu teşhisi sizin koymanız ne kadar doğru? Teşhis koyma işini işin ehline bırakın. Diğer hayat dolu çocukların enerjilerini İslam’ ı yaşama, yayma ve İslam’a davet etme gibi yollara kanalize etmek varken neden onlara hayat dolu olmalarından dolayı kendilerini suçlu hissettiresiniz ki? Akıl kârı mı sizce?

. Çocuğunuz bir ortama girdiğinde hemen uyum sağlamaya çalışmak ve çabucak arkadaş bulmak yerine öncelikle gözlemci, düşünen bir çocuksa ona “utangaç” yaftasını yapıştırmak yerine kendisinin “temkinli” bir çocuk olduğunu söyleyebilirsiniz. Aslına bakıldığında bu özellik kötü bir özellik değil bilakis çocuğu koruması açısından güzel ve teşvik edici bir özelliktir. Ama bu özelliğe sahip çocuğunuza sürekli yapıştırdığınız yaftalarla utandırırsanız temkinli değil korkak, kendine güvenmeyen, kararsız ve pısırık bir çocuk yetiştirebilirsiniz. Halbuki temkinli olmak çocuğu İslam’ın istediği “teenni” (acele etmeden düşünerek hareket etmek) sıfatına sahip olmaya sevk eder. Ah ah! Basit gördüğümüz sözlerle nasıl da çocuklarımızın güzel yönlerini pasivize ediyoruz! Bunların hesabı sorulur kıymetli anne babalar! Çocuklarımız konusunda Allah’tan korkalım!

Çocuklarımıza karşı kullandığımız kelimeler hem bizim onlara bakış açımızı hem onların kendilerini nasıl göreceğini hem de dünyanın onları nasıl göreceğini de belirler. Kelimeleri değiştirirsek onlara bakışımız, onların kendilerine bakışı ve toplumun onlara bakışı değişir. Burada özellikle toplumun onlara bakış açısının en önemli belirleyicisi anne babanın toplum içinde onlarla ilgili söyledikleri olduğuna vurgu yapmak isterim. Anne babasının insanlara övdüğü çocuklar, toplum tarafından genelde kabul görürler. Anne babasının insanlara yerdiği ve kötülediği çocuklar ise toplum tarafından genelde dışlanırlar. Bakın, toplumun çocuklarımıza bakışını da genelde bizim sözlerimiz belirliyor.

Diğer yandan çocuklarını, sahip olmadıkları özelliklerle topluma tanıtmak da onları sürekli yermek kadar yanlıştır. Çocuğu hak etmediği sıfatlarla sürekli överseniz onu münafıklığa, çift kişiliğe bürünmeye ve riyaya girmeye özendirirsiniz. Bu yanlışı yapan çok anne baba var. Çocuğunuzu, onda olmayan özelliklerle sürekli toplumda överek ona iyilik etmiyorsunuz. Onları da şu dehşet ayetlerle uyarmak isterim:

“Şüphesiz münafıklar cehennemin en alt tabakasındadırlar. Onlar için asla bir yardımcı bulamazsın.”[5]

“Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde sırf insanlara gösteriş olsun diye mallarını harcayanlar gibi, başa kakıp eziyet etmek suretiyle sadakalarınızı boşa çıkarmayın. Bu şekilde hayır yapan kimsenin misali, üzerinde biraz toprak bulunan kaygan bir kayanın hâli gibidir ki, ona şiddetli bir sağanak vurmuş da onu çıplak bir halde bırakmıştır. Böyleleri, yaptıkları hiçbir iyiliğin faydasını göremezler. Allah, kâfirler gürûhunu doğru yola ulaştırmaz.”[6]

“İşledikleri çirkin davranışlarla sevinen ve yapmadıkları güzel şeylerle övülmek isteyenlerin sakın azaptan kurtulacaklarını sanma! Onlar için can yakıcı bir azap vardır.”[7]

Her işte olduğu gibi bu konuda da nebevi yöntemle çocuğunu yetiştirmek isteyen ebeveynlere düşen dengeli sözler ve davranışlarla çocuğunun iki dünyada da cenneti hak etmesine yardımcı olmalarıdır. Hamd, alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.


[1]. Buhârî, Edeb, 90

[2]. Şura, 30

[3]. Hucurat, 11

[4]. Buhârî, İman 36; Müslim, İman 116

[5]. Nisa, 145

[6]. Bakara, 264

[7]. Ali İmran, 188