Fotoğrafların Dili – İmran Kılıç Sevim / 2026 Ağustos / 165. Sayı

Es selamü aleyküm ve rahmetullah. Hamd alemlerin Rabbi, Hakim’i, Melik’i, İlah’ı olan Allah azze ve celle’ye, O’nun selamı tüm Nebi’lerin, Rasûllerin, ulemanın ve alem-i İslam’ın üzerine olsun. “Fotoğrafın Dili” başlıklı yazımızın bu sayısında hırsız İsrail’in çaldığı sayısız hayalden sadece birisinden bahsedeceğim.

Ben Muhammed el-Hatib. Ölümüne masum doğan binlerce çocuktan birisi… Yerinden edilmiş Filistinlilerin kaldığı çadırlardan birinde dünyaya geldim. Doğduğum gün gökten yağmur değil bombalar yağıyordu. Henüz birkaç aylık bebeğim.

Takvimler Haziran 2026’yı gösteriyor. Sıcak bir yaz günü değişti tüm hayat hikâyem. Kokusunda huzur, kollarında güven bulduğum biricik annemin sımsıcak, merhamet dolu aguşundayım. Kalpten kalbe akan sevgi selinde annemle birbirimizin gözlerinin en derin yerine bakıyoruz. Bakışlarımız umut kadar korku ve endişe de taşıyor. Sonra hepsini teslimiyet duygusu alıp götürüyor. Birbirini takip eden duygu silsilesi içinde karnımı doyuruyor annem. Her defasında daha da bağrına basıyor beni. Sanki zorla bizi birbirimizden koparacaklarını hissedercesine. Aniden korkudan kalbimi çatlatacak kadar büyük bir ses duyuldu. Gözlerinin içi gülen annemin bakışları donuklaştı. Emdiğim sütün tadı değişti. Kan tadı nedir bilir misiniz? Ben biliyorum. Ne olduğunu anlayamadığım birtakım hadiseler cereyan ediyor. Beni sımsıkı saran kollar usulca gevşedi. Güven bulduğum o kollardan sıyrılarak yere düştüm. Muazzam bir acı hissediyorum. Yere düştüğüm için olamaz. Çünkü zaten çok yüksekte değildim.

Ah anne! Kan kokuları sardı her yanımı. Bir de sol bacağımda ciddi bir ağrı hissediyorum. Çok korkuyorum. Neden sarmıyorsun beni? Neden kulağıma artık o sıcacık sesinle ninniler fısıldamıyorsun? Neden beni teselli etmek için Rabbimin sözlerini anlatmıyor, ya da Aksa’mın özgürlük marşlarını söylemiyorsun? Biliyorum. Şehit oldun… Hem de beni emzirirken. Hiç acımadılar sana! ‘Kucağında bebeği var, yazıktır’ demediler. Yerimizden ettiler. Yetmedi. Hayallerimizden ettiler. Hırsız kelimesi tam anlamıyla cereyan etmiş ruhlarına da bedenlerine de. Sadece topraklarımızı değil hayallerimizi, çocukluğumuzu, mutluluğumuzu ve daha sayamadığım pek çok şeyi çaldılar. Sayabildiğim tek bir şey varsa o da çalamadıklarıdır. Kalbimizdeki iman! İşte onu asla çalamayacaklar.

 Hayal kurmayı sen öğretmiştin bana. Sen anlattıkça dinlerdim. Keşke sana cevap verebilseydim, ya da sen beni anlayabilseydin. Gerçi gözlerimizin birbirine o derin bakışları, usulca tenime dokunuşların… Böyle anlaşıyorduk biz. Birlikte özgür Aksa’nın avlusunda koşarak namazlara gidecektik. Sen namaz kılarken bende öğrenmeye çalışacak sonra eğlenerek koşacak senin üzerine çıkacaktım. Niye kıydılar ki bize? Zaten babamı ve diğer akrabalarımızı da şehit ettiler. Senden başka kimsenin beni himaye etmediğini bilmiyorlar mı? Onların sarılmak, el ele tutuşup birlikte koşup oynamak isteyecekleri bir çocukları mı yok? O yüzden mi anlamıyorlar bizi? Dediğim gibi sadece geleceğimizi değil hayallerimizi de çaldılar. Şimdi sen yoksun. Benim bir bacağım yok. Sağlığım daha da kötüye gidiyor. Tıbbi kaynaklar kritik düzeyde yetersiz. Büyük ihtimalle sol elimi de kesecekler. Uzman tedavi alabilmem için yurt dışındaki sağlık merkezine acil tahliye edilmem gerekiyor. Yurt dışı… Oysa biz Aksa’nın avlusundan ayrılmak dahi istemiyorduk. Hayallerimizde bu topraklarda yaşamak vardı. Yıktıkları evimizi yeniden yapacaktın. Küçük bir bahçen olacaktı ve orada birlikte sebzeler yetiştirecektik. Ha bir de zeytin! Allah’ın yemin ettiği o mübarek nimet. Şimdi ne sen varsın ne de benim koşabileceğim bir bacağım. Üstelik belki o pamuk ellerini tutacak bir elim dahi olmayacak.

Gülüyorum. Her şeye rağmen. Başıma neler geleceğini bilmeden. Büyümek gibi bir kaygım yok. Çünkü bu topraklarda yaşayan çocuklar genelde ergenliğe dahi giremeden göçer cennet kapılarına. Biliyorum anne. Bende şehit olacağım. Tıpkı sen ve diğerleri gibi. Cennette görüşürüz anneciğim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e selam söyle anneciğim. Ağlama. Çünkü ben gülüyorum. Bize bunları reva gören, reva görmelerine sebep olan, bize her kurşunu, bombayı atanın ve onlara bunları tedarik eden ve etmeye yardımcı olan herkesin sonunun çok kötü olacağını. Ve biliyorum Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem gibi bende öksüz ve yetimim. Ona ashabı dost kılan Rabbim bana da cennet çocuklarını dost kıldı

Hayalleri çalınan tüm Filistinli küçük direnişçilerin anısına…