Müslümanın Vakit Adabı

Sosyal hayatında sürekli bir yerlere yetişmeye çalışan, sürekli meşgul olduğunu ifade eden ve “zamansızlıktan” şikâyet edenlerin zamanlarını iyi yönetemediğini görürsün. Halbuki çoğu zaman mesele zamanın azlığı değil, zamanı iyi değerlendirememektir. Mümin için zaman, geri döndürülemeyen bir sermayedir. Ağzımızdan çıkan her söz de bizim için bağlayıcı bir emanettir. Söz vermek için ayrıca “söz veriyorum” demeye bile ihtiyaç yoktur. Çünkü müminin hali, sözünün delilidir.

Hayatımızda geçirdiğimiz her saniyenin bir daha ele geçmeyecek bir nimet olduğunu kavramadığımız sürece vakte gereken önemi gösteremeyiz. Ömrümüzün en değerli hazineleri getirebileceğini, ama hiçbir hazinenin ömrümüzü geri getiremeyeceğini anladığımız vakit, her dakikanın aslında bir hayat olduğunu idrak ederiz. Bazen bir dakika ile bir namaz kazaya kalır. Bazen saniyelerle oruç için koca bir gün iade gerekir. Bir dakikalık dikkatsizlikle ölümden dönülür, yine kısacık bir gafletle ölüme gidilir. Sadece birkaç dakikalık vakit kaybı, ticari anlaşmalarda büyük mali kayıplara sebep olabilir. Demek ki vakit, sadece saat ve dakika meselesi değildir. İman, ahlak ve sorumluluk meselesidir.

Mümin, özü ve sözüyle sadakatten ayrılmayan kimsedir. Bu sadakat vaaz ve sohbetlerde, ilim halkalarında, taziyede, misafirlikte ve dost meclislerinde kendini gösterir. Belirlenen saatlere riayet etmek, Müslümanın ayırt edici vasıflarındandır. Bir alanda değil, her alanda dürüst ve vefalı olmak zorundayız. Saat 21:00’da olan dersimize ne olursa olsun vaktinde yetişmeliyiz. Çünkü insan bazen hayırlı bir iş yaparken bile hakka girebilir. Geç kalan kişi önce hocanın ve derse gelenlerin düzenini bozar, dersin akışını keser, katılımcıların dikkatini dağıtır. Böylece sadece bir hak ihlali yapılmış olmakla kalınmaz, aynı zamanda kötü bir örneklik de sergilenmiş olur. Sonra da “zaten millet geç geliyor” denilerek bu yanlış normalleştirilir.

Yüce Rabbimiz şöyle buyur: “Ey iman edenler! Akidlerin gereğini yerine getiriniz.” (Mâide, 1) 

Antlaşma ve akidleşme bize iki sözümüzü hatırlatır. Biri Allah ile yaptığımız ahid, diğeri insanlarla yaptığımız vaadimizdir. Bu ayet bütün sözleşmeleri içine alır. Yine Rabbimiz uyarır: “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir kusur ve kabahattır.” (Saf, 2-3) 

İmanın gereği doğruluk ve sözünde durmaktır. Unutmayalım ki küçük gecikmeler, büyük güvensizlikler doğur.

Peki Pratikte Vakit Adabı Nasıl Olur?

1. Söz vermeden önce düşün: “Yapabilir miyim?” sorusunu sormadan buluşma için randevu verme. Programını gözden geçir, yol durumunu makul hesapla. Yapamayacağın bir saate “tamam” demek, baştan vefasızlığa zemin hazırlamaktır.

2. 10 dakika erken gitme alışkanlığı edin: Bekleten değil, beklenen ol. Erken gitmek hem kalbine sükûnet verir hem de karşı tarafa değer verdiğini gösterir.

3. Gecikeceksen mutlaka haber ver: Sosyal hayatımızın sıradan engelleri ortaya çıkabilir trafik, hastalık, acil iş olabilir. Bu insani bir durumdur. Ama “Hakkını helal et, 15 dakika gecikeceğim” diye haber vermek bile başlı başına bir vefadır. Karşı tarafı Habersiz bırakmak ne olursa olsun her durumda kul hakkı ihlali sayılabilir

4. Cemaat işlerinde ekstra hassas ol: Ders, sohbet, taziye, düğün, toplantı gibi belirli bir süre içerisine sıkıştırılmış programlarda gecikmek sadece seni değil birçok kişiyi bekletmektir. Bu, onlarca insanın hakkına girmektir.

5. Evlatlarına model ol: “Oğlum 8’de geleceğim” dediysen 8’de evladının yanında ol. Evlatlarımız, sözün değerini bizden öğrenirler. Evde başlayan adap, sosyal hayatımıza yansımak üzere dışarıya adımını atar.

Gecikmenin Manevi Zararı

Sürekli geç kalmak bir süre sonra alışkanlığa dönüşür. “Zaten 5 dakika gecikir” denilen insan, bir süre sonra ciddiye alınmaz. Bu, kişinin itibarını zedeler. Daha tehlikelisi, bu durum kalpteki vefa duygusunu köreltir.

Gecikmek sadece saati kaçırmak değildir. Karşı tarafın zamanını çalmaktır. Bir insanı 15 dakika bekletmek, onun 15 dakikalık ömrünü heba etmektir. Kıyamet günü bunun hesabı sorulmayacak mı?

Ayrıca gecikmeler, toplumsal güveni aşındırır. “Filan derse kimse vaktinde gelmiyor” denildiğinde bereket kaçar, düzen bozulur.

Münafık alameti olarak sayılan “söz verdiğinde sözünde durmamak” hadisini hatırlamak gerekir. Küçük bir gevşeklik, büyük bir iman zafiyetine kapı aralayabilir.

Peygamber Efendimizin hayatı bize en güzel örnektir. Sözüne vefası dillere destandı. Abdullah b. Ebi’l-Hamsa ile alışveriş için sözleşmiş, sahabi gecikince Efendimiz 3 gün boyunca aynı yerde onu beklemişti. Gelince de: “Beni zor durumda bıraktın, 3 gündür seni bekliyorum” buyurmuştu. Biz ise bazen evden 5 dakika mesafedeki bir sohbete yarım saat gecikiyoruz.

Sonuç olarak vakte riayet etmek, kalbe riayet etmektir. Söz verdiği saatte orada olan insan, Rabbine verdiği söze de vefalı demektir. Ufak bir adap gibi görünür ama bakan kişi İslam’ın ne kadar düzenli ve güvenilir bir din olduğunu anlar.

Öyleyse “5 dakikaya geliyorum” deyip saatlerce bekletmeyi bırakalım. Söz verdiğimiz saatte orada olalım. Derslerimiz, sohbetlerimiz, buluşmalarımız saatinde başlasın. Çünkü müminin takvimi de sözü de emanettir. Emanete sahip çıkmak imandandır.