Büyükler ne güzel söylemişler: “Sabahleyin borçlu kalkmaktansa, akşamleyin aç yatmak yeğdir.”
Gerek sosyal yaşantımızın bir parçası, gerekse ekonomik şartların sürüklediği bir handikap olarak karşımıza çıkan konulardan biri de borç istemektir. Borç, ödünç alınıp daha sonra geri verilmesi gereken şey demektir.
Eskiler, “Borç yiğidin kamçısıdır.” derlerdi. Bu söz, borcun kişiyi çalışmaya, çabalamaya ve sorumluluğunu yerine getirmeye teşvik ettiğini ifade eder. Ne var ki günümüzde karakter aşınması yaşayan insanların önemli bir kısmı, bu kamçıyı kendi sırtında hissetmek yerine borç aldığı kişinin sırtına indirmekte; kendisine iyilik yapan kimseleri sıkıntıya düşürebilmektedir.
Allah Teâlâ insanın fıtratına, kendi işini kendisinin halletme ve insanlara muhtaç olmama gayretini yerleştirmiştir. “Veren el, alan elden üstündür.” buyuran Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm), istemenin isteyen kişi için bir nevi zillet olduğunu ifade etmiştir. Ne var ki insanoğlu, alıştığı zaman en zor işlere bile kolaylıkla yaklaşabildiği gibi, cebine ferahlık verdiği kadar kalbine de manevi yük bindirmesi gereken borç isteme işini sıradanlaştırmıştır. Böylece geri verilmesi gereken bir emaneti, “verilse iyi olur” denilen basit bir meseleye dönüştürebilmektedir.
Hâlbuki zaruret dışında istemek, el açmak ve muhtaç olmak nice karakterleri yerinden etmiş, nice başları öne eğdirmiş ve nice dostlukların son bulmasına sebep olmuştur. Borç meselesi yalnızca borçlunun kusuru olarak görülmemelidir. Verenin, alanın ve aracı olanın da İslam’ın ince çizgilerine riayet etmemesi, bu konuda çeşitli problemlerin ortaya çıkmasına sebebiyet vermektedir.
Alan, veren ve aracı olan herkes için büyük bir imtihana dönüşen bu manevi yük, adabına riayet edilmediği takdirde nice kalplerin kırılmasına, nice insani ilişkilerin zedelenmesine ve toplumsal problemlerin ortaya çıkmasına kapı aralamaktadır.
Sosyal hayatımızda borç imtihanının yalnızca alan için değil; alan, veren ve aracı olan herkes için var olduğunu bilmek gerekir.
Borç almak isteyen kişinin dikkat etmesi gereken bazı önemli edep ve adap kuralları vardır. Evvela kişi, borç almadan önce içinde bulunduğu zor durumdan çıkmak için elinden gelen bütün gayreti göstermelidir. Ancak problem çözülemiyorsa, durumunu bildiği, kendisini seven ve kendisinin güvendiği bir kişiye giderek hâlini arz etmeli ve borç talebinde bulunmalıdır.
Borcun alınması esnasında, borç veren kişinin “Ne zaman olsa ödersin.” gibi sözlerine mutlak manada güvenilmemeli; muhakkak geri ödeme için bir tarih belirlenmelidir. Bu tarihin yazıya dökülmesi ve söz konusu tarihe riayet edilmesi son derece önemlidir.
Ayrıca borçlu kişi, borcunu ödemek için şartların tamamen düzelmesini beklememelidir. İmkânı ölçüsünde az da olsa ödeme yapmaya gayret etmeli, alacaklıya karşı iyi niyetini ve vefa duygusunu göstermelidir. Zira borcun uzun süre bekletilmesi çoğu zaman maddi yükten daha çok manevi yük doğurur. “Durumlar düzelince öderim.” anlayışı, borcu belirsiz bir geleceğe ertelememeli; kişi eline geçen her fırsatı borcunu azaltmak için değerlendirmelidir.
Dünyalık hâl bu ya, kişi tayin ettiği tarihe kadar durumunu düzeltemez ve ödemesini gerçekleştiremezse, bu durumu borç aldığı kişiye mutlaka bildirmeli, hâlini arz etmeli ve yeni bir tarih belirlemelidir. Sessiz kalmak, telefonlardan kaçmak veya konuyu görmezden gelmek Müslüman ahlakına yakışmaz.
Bu durumda borç veren kişinin de müsamahakâr olması gerekir. Nitekim Hadîs-i şerîflerde buyrulur:
“Kim bir borçluya mühlet verirse, her gün için bir sadaka sevabı kazanır. Kim onun borcunu vadesi geldikten sonra tehir eder ve mühlet tanırsa, tehir ettiği müddetçe her geçen gün alacağı mal kadar sadaka sevabı yazılır.”[1]
Tarihin ertelenmesi hususunda borç veren kişi ile anlaşma sağlanamazsa, borçlu kişi bu parayı başka bir yerden temin etmeye çalışmalı ve borç veren kişinin mağduriyet yaşamasına sebebiyet vermemelidir.
Asla borç alınan kişiye karşı vefasızlık edilmemelidir. Zaruret halleri dışında borcu borçla kapatma alışkanlığından da uzak durulmalıdır. Bilinmelidir ki borç, kişinin yüzünü yere eğdiren bir sorumluluktur. Bu durumun alışkanlık hâline gelmesi karakter aşınmasına sebebiyet verdiği gibi, haya duygusunda da ciddi tahribat meydana getirir.
Bu sebeple istemek her zaman son kapı olmalı, alışkanlık hâline getirilmemeli ve karakterimizin dillere düşmesine sebep olmamalıdır. Mümin, borç aldığı gün borcunu nasıl ödeyeceğini düşünmeli; aldığı emaneti sahibine en kısa sürede ulaştırmanın gayreti içinde olmalıdır.
Borca aracılık yapacak iyi niyetli kişinin ise zaruret olmadan kolayca böyle bir işe girişmemesi gerekir. Zaruret hâlinde ise her iki tarafı da iyi tanıması, uzun yıllar vakit geçirmiş olması ve hatta ailelerini dahi biliyor olması sağlıklı bir aracılığın meydana gelmesi açısından önemlidir.
Aracı olan kişinin, irtibatı sağladıktan ve borcun teslim edilmesinden sonra görevinin bittiğini düşünmemesi gerekir. Aksine, borç geri ödeninceye kadar sürecin takipçisi olmalı, taraflar arasındaki iletişimi korumalı ve alacaklının işini kolaylaştırmalıdır. Aracı olup daha sonra ortadan kaybolmak, İslam adabına uygun bir davranış değildir.
Son olarak gelelim borç vermesi beklenen veya borç vermiş olan kişinin takınması gereken duruşa.
Kendisinden borç istenen kişi, muhatabını değerlendirdikten ve gerçekten ihtiyaç sahibi olduğuna kanaat getirdikten sonra, karşısındaki kişiyi Allah’ın kendisine yönlendirdiği bir nimet ve iyilik fırsatı olarak görmelidir. Empati duygusuyla hareket etmeli ve kendisini onun yerine koyabilmelidir.
Kendisine borç isteme hususunda latife yapılması veya üstü kapalı ifadeler kullanılması durumunda, açık bir şekilde borç vermeyi teklif etmek güzel ahlak örneklerindendir. Açıkça borç istendiği veya isteneceği anlaşıldığında ise “Bakarız”, “Düşünürüz”, “Bilemedim”, “Versem mi acaba?” gibi karşı tarafı incitebilecek ve kişide kibir oluşmasına sebebiyet verebilecek ifadelerden uzak durulmalıdır.
Borç verilmişse, alacaklı kişi hakkını istemekte elbette serbesttir. Ancak bunu yaparken karşı tarafın onurunu zedelememeye dikkat etmeli, borçlu kişinin samimi gayretini gördüğü müddetçe kolaylık göstermeye çalışmalıdır. Özellikle borcun bir kısmı dahi olsa düzenli olarak ödenmesi, borçlunun emanete sahip çıktığını gösteren güzel bir davranıştır.
Sonuç olarak, zaruret oluşmadığı takdirde borç istemekten uzak durulmalı, borç veren taraf olunduğunda merhametli davranılmalı, aracı olunduğunda ise durumun takipçisi olunmalıdır. Borçlu olan kişi de borcunu belirsiz zamanlara ertelememeli, imkân buldukça az da olsa ödeme yapmalı ve emaneti sahibine ulaştırmayı kendisine bir vazife bilmelidir.
Şüphesiz ki Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Sizin en hayırlınız, borcunu en güzel şekilde ödeyendir.” [2]
[1]. İbn Mâce, Sadakât, 14
[2]. Buhârî, İstikrâz 4, Vekâlet 6, Hibe 23; Müslim, Müsâkât 120

