Gündem Analiz – Muhammed Eyüp / 2026 Temmuz / 164. Sayı
İslam aleminin yoğun saldırılara maruz kaldığı bir çağın içerisinde bulunuyoruz.
Yalnızca topraklarımız küfür ordularının istilasına uğramakla kalmıyor. Aynı zamanda inançlarımız, mukaddesatımız, değerlerimiz, yaşam anlayışımız, evlerimizin içi ve evlatlarımızın geleceği dahi istilaya uğramış durumda. Bir evladı olan kişi artık kara kara düşünmeye başlıyor: Evladını bu çağdan nasıl koruyacak? Evladının namusunu, canını, değerlerini nasıl muhafaza edecek? Evladını sosyal medyanın çürümüşlüğünden, sokakların fuhşiyatından, küfrün bataklığından nasıl uzak tutacak?
Tüm bunlar işgal altında olan bir topluluğun duyacağı kaygılardır. Bu sebeple işgal altında olduğumuzu peşinen kabul etmemiz gerekir.
Geçmişte Müslümanlar tüm İslam alemini küfrün tasallutundan korumaya çalışırdı. Bu halka zamanla daraldı. Önce içerisinde yaşadığımız ülkeleri, sonra daha küçük coğrafi bölgeleri korumaya yöneldik. Ancak bunu da başaramadık. Korumaya çalıştığımız halka şehirlere, ardından ilçelere, semtlere kadar daraldı. Daha sonra “sadece bir sokağı korusak yeter” diyecek kadar zayıf düştük. Nihayetinde cephe o kadar daraldı ki sadece evlerimizi muhafaza etmek için büyük bir savaş vermeye mecbur kaldık. Bugün gelinen noktada ise aileler, evlatlarının evin salonunda oturması, odalarına çekilmemesi için mücadele veriyor. Odalarında yalnız kaldıklarında evlatlarını koruyamamaktan endişe ediyorlar. Yani günümüzde cephemiz bir evin salonuna varacak şekilde daraldı. Kuşatıldık, boğulduk, saldırı üstüne saldırıya uğradık.
Maruz kaldığımız savaşın ilk aşaması askeri olarak yenilip istila edilmemizdi. Bugün halen bu istilanın etkilerini üzerimizden atmaya çalışıyoruz. Küresel Haçlı-Yahudi sistemi, İslam’ı ve Müslümanları boğup yok etmeye çalışıyor. Bugün hiçbir İslam beldesinde İslam’ın hâkim durumda olmamasıyla bile yetinmeyen bu küfür sistemi, İslam beldelerinin tamamen köleleşmesini, kendisine karşı en ufak bir ses bile çıkarmamasını istiyor.
Okur kardeşlerimiz, geçtiğimiz sayılarda yeni Siyonist-Haçlı projesinden ve İslam aleminin durumundan bahsettiğimizi hatırlayacaktır. Bu sayıda da mevcut ahvalden biraz daha söz etmek istiyorum.
Siyonist işgal şebekesi İsrail, bugünlerde birçok farklı cephede saldırılarını sürdürüyor. İsrail’in saldırıları Lübnan, Suriye, Batı Şeria ve Kudüs, Gazze, Yemen, İran, Irak, Katar, Tunus ve hatta Türkiye açıkları gibi çok geniş bir satha yayılmış durumda.
İsrail güçleri Lübnan’da her geçen gün işgalin boyutunu genişletiyor. Yalnızca Mart ayı başından bu yana yaklaşık 4 bin insan İsrail saldırılarında katledilmiş durumda. Havadan ve karadan devam eden bombardımanlarda fosfor bombası gibi yasaklı silahlar da kullanılıyor. Ancak küresel sistem, İsrail’in bu ihlallerine ve vahşetine her zaman olduğu gibi göz yumuyor. Bu satırların yazıldığı günler itibarıyla Güney Lübnan büyük ölçüde işgal altına alınmış durumda. İsrail’in burayı bir tampon bölge haline getireceği ve Yahudileri bu bölgelere yerleştireceği değerlendiriliyor.
Suriye’de İsrail, mücrim Beşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından, bölgede uzun yıllardır var olan bir güvenlik ortağını kaybettiği için, doğrudan bir işgal hamlesi başlattı. Mücahidlerin eline geçmesinden endişe ettiği silah sistemlerini hava saldırılarıyla imha eden İsrail, ayrıca sınır hattında birçok stratejik bölgeyi de işgal etti. Bugün İsrail halen bölgede işgalini sürdürüyor, bölgeyi yoğun olarak askerileştirilmiş bir alan haline getiriyor.
Filistin topraklarında da Yahudi işgali her geçen gün yayılıyor. Bugün, tarihi Filistin topraklarından geriye neredeyse hiçbir şey kalmamış durumda. İsrail zaten yıllar önce Filistin topraklarını bir yanda Gazze Şeridi, diğer yanda Batı Şeria olmak üzere ikiye bölmüştü. Zamanla bu iki bölge de neredeyse tamamen işgal edildi. Bugün, tarihi Filistin topraklarının sadece yüzde 4’ü Filistinlilerin hakimiyeti altındayken yüzde 96’sı doğrudan veya dolaylı olarak İsrail tarafından istila edilmiş durumda.
Filistin’in Batı Şeria ve Kudüs bölgesinde İsrail yoğun bir Yahudileştirme faaliyeti yürütüyor. Bölgede her gün İsrail askerleri ve Yahudi işgalci yerleşimciler tarafından saldırılar gerçekleştiriliyor. Bu saldırılarla Filistin halkının azmi kırılmak ve Filistinliler tehcire zorlanmak isteniyor. Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa için de İsrail’in planları devam ediyor. Yahudiler, Mescid-i Aksa’yı yıkarak yerine bir şirk mabedi inşa etmeyi gündem edinmiş durumdalar. Bu maksatla ilk olarak Mescid-i Aksa zamansal ve mekansal olarak ikiye bölünmek isteniyor ki bu fiilen gerçekleştirilmiş durumda. Mescid-i Aksa’ya çoğu zaman Müslümanların girişi yasaklanıyor ve mescid Yahudilere açılıyor. Bu adımlar bölgedeki durumu değiştirmeyi amaçlıyor.
Gazze Şeridi’nin hali ise uzun süredir ortada. Gazze’nin yüzde 70’i İsrail tarafından işgal altında tutuluyor. Bölgedeki altyapı tamamen yok edilmiş durumda. Neredeyse tüm evler, kamu binaları, camiler, okullar, hastaneler yıkıldı. Halkın tamamına yakını çadırlarda ve derme çatma barakalarda yaşam mücadelesi veriyor. Bölgeye gereken miktarda insani yardım girişine izin verilmiyor. Ayrıca hasta ve yaralıların da çıkışı büyük oranda kısıtlanıyor. İsrail’in hedefinde Gazze’deki İslami direniş gruplarını tamamen silahsızlandırarak tasfiye etmek ve bölgeyi bölgesel rejimlerle iş birliği içerisindeki kukla aktörlere teslim etmek bulunuyor.
İsrail tüm bunların yanı sıra saldırılarını Akdeniz geneline de yaymış durumda. Tunus kıyılarından Yunanistan’a ve hatta Türkiye açıklarına kadar Siyonist işgal şebekesinin donanma güçleri cirit atıyor. Gazze ablukasını kırmayı hedefleyen filolara saldırılar düzenleniyor. İsrail, bölge ülkelerinin göz yumması ve küresel sistemin de desteğiyle Doğu Akdeniz’i bile Yahudi hakimiyetinde bir denize çevirme arayışında.
Haçlı-Yahudi istilasını durduracak şeyin Müslümanların ciddi anlamda organize olarak gerçek bir mücadele ortaya koymasından başka bir şey olamayacağı açık.
Yazımızı noktalarken, Şehid Seyyid Kutub’un Fi Zilali’l Kur’an eserinden, İsra Sûresi’nin 4-8’inci ayetlerin tefsirini iktibas etmek istiyorum:
“İsrailoğullarının hidayete ermesi için Allah’ın Hz. Musa’ya gönderdiği bu kitapta, yeryüzünde bozgunculuk yapacakları ve bu yüzden Allah’ın gazabına uğrayacakları belirtilmiştir. Tevrat’taki bu haberde, aynı fiili tekrar edeceklerinden aynı gazaba tekrar uğrayacakları ve daha sonra da her tekrarlamalarında aynı gazaba düçar olacakları beyan ediliyor. Zira bu, Allah’ın hiç değişmeden devam eden ilahi sünnetidir:
“İsrailoğullarına kitapta ‘Doğrusu yeryüzünde iki defa bozgunculuk yapacak ve kibirlendikçe kibirleneceksiniz.’ diye bildirdik”
Kimin ne yapacağını ilm-i ezelisiyle bilmekte olan Allahu Teâlâ kendilerinin işleyeceği fiili ve bu fiile karşı görecekleri mukabeleyi haber veriyor. Çekecekleri ceza haksız yere verilen bir ceza değildir. Sadece yapacakları bozgunculuğun cezasıdır. Allah ise, hiç kimseye bozgunculuk yapmasını emretmez. O bir ayet-i kerimede Hz. Peygamber’e De ki: “Allah fenalığı emretmez” (Araf, 28) buyuruyor. Ancak, Allahu Teâlâ olan şeyleri bildiği gibi olacak şeyleri de ilm-i ezelisiyle bilir. Beşer ilmine kıyasla meçhul olan müstakbele ait hadiseler Allah ilminde bilinen şeylerdir.
Allahu Teâlâ Hz. Musa’ya gönderdiği kitapta İsrailoğullarının yeryüzünde iki defa bozgunculuk yapacaklarını, mukaddes beldede kibirlendikçe kibirleneceklerini, her yükselişlerini bozgunculuk yolunda kullanacaklarını ve nihayet üzerlerine bir takım güçlü kullarını göndererek kendilerini onlar vasıtasıyla perişan edeceğini haber verip bu husustaki hükmünü belirtiyor:
“Birinci bozgunculuğunuzun vakti erişince, üzerinize pek güçlü olan kullarımızı salacağız. Onlar memleketlerinizde her köşeyi kontrollerine alacaklar. Bu, yerine getirilecek bir vaattir.”
Bu birinci merhale: Mukaddes beldede kuvvet ve saltanat sahibi olup kibirlendikçe kibirleniyorlar ve yeryüzünde fesatlar çıkarıyorlar. Bunun üzerine Allah, pek güçlü olan bir takım kullarını kendilerine musallat ediyor. Bunlar kuvvet ve azametlerini darmadağın edip memleketlerinin her köşesine hâkim oluyorlar. Acımadan, feryat ve figanlarına kulak vermeden zilletin en acı günlerini yaşatıyorlar. “Bu, yerine getirilecek bir vaattir.” Şaşmaz ve yalan çıkmaz.
İsrailoğulları bu acı mağlubiyet, zillet ve felaketleri tattıktan sonra Rablerine dönüyorlar. Başlarına gelenlerden ibret alarak hallerini düzeltiyorlar. Nihayet Allah, onları bu hale getiren galipleri mağlup duruma düşürüyor, kendilerine acıyarak kuvvetliyi zayıflatıp zayıfı kuvvetlendiriyor:
“Bunun ardından sizi onlara galip getireceğiz, mallar ve oğullarla size yardım edecek ve sizin sayınızı artıracağız.”
Daha sonra aynı hikâye tekrar ediliyor!
Fakat ayet-i kerime bundan sonraki hadiselere geçmeden önce amellere ve amellerin karşılığına ait temel prensibi açıklıyor:
“İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz. Kötülük ederseniz o da kendinizedir.”
Dünyada da âhirette de değişmeyen bir prensiptir bu. Yaptığı şeylerin neticesinden bizzat insanın kendisi mesuldür. Yaptığı her şeyin semeresini ya ceza olarak yahut da mükafat olarak muhakkak görecektir. İnsanoğlu yaptığı iyiliğin veya kötülüğün karşılığıyla yüz yüze geldiği zaman başkasını suçlamaya hakkı yoktur. Her şeyin sebebini kendi nefsinde aramalıdır.
Ayet-i kerimede bu temel prensip belirtildikten sonra tekrar mevzuya dönülüyor:
“İkinci bozgunculuğunuza karşı vadedilen cezanın vakti erişince yüzlerinizi kararta kararta kötülük yapmaları, önceden mescide girdikleri gibi yine girmeleri, ele geçirdikleri yerleri harap etmeleri için onları tekrar göndereceğiz.”
Ayette İsrailoğullarının yeryüzünde tekrar çıkardıkları ikinci bozgunculuk beyan edilmiyor. Zira daha önceki ayette bu beyan edilmişti:
“Doğrusu yeryüzünde iki defa bozgunculuk yapacaksınız”
İkinci bozgunculuklarında Allah’ın kendilerine musallat edeceği korkunç durum belirtiliyor:
“İkinci bozgunculuğunuza karşı vadedilen cezanın vakti erişince yüzlerinizi kararta kararta kötülük yapmaları için…”
Anlaşılan, başlarına musallat olan millet kendilerine o kadar katı ve acı davranışlarda bulunuyor ki, bu yüzden içlerini kaplayan siyahlık yüzlerine kadar aksediyor. Yahut da karşılaştıkları kötülük ve zilletin yüzlerinde bir kara olarak belirdiği bu cümle ile ifa de ediliyor. Üzerlerine gönderilen kimseler bütün mukaddes varlıklarını da istila ve tahrip ediyorlar:
“Önceden mescide girdikleri gibi yine girmeleri için…”
Ele geçirdikleri yerlerle birlikte her şeyi harap ediyorlar:
“Ve ele geçirdikleri yerleri harap etmeleri için onları tekrar göndereceğiz.”
Bu, her şeyi tarumar eden, hiçbir şeyi sağlam bırakmayan büyük ve şümûllü bir felaketin tasviridir.
Allahu Teâlâ’nın haber verdiği bu hadiseler vukua gelmiş ve O’nun değişmeyecek vaadi yerini bulmuştur. İsrailoğullarının birinci defaki bozgunculuklarında olduğu gibi ikinci defaki bozgunculuklarında da onları terbiye edecek bir milleti üzerlerine göndermiş, memleketlerini bütün varlıklarıyla harap ettirmiştir.
Kur’an’da İsrailoğullarının üzerine gönderilen milletin hangi ırktan olduğu açıklanmıyor. Zira mühim olan husus hadisenin cereyan etmesi, hadiseden ibret alınması ve Allah tarafından tatbik olunan nizamın bilinmesidir. Müteakip ayette, bu felaketlerin Allah’ın rahmetine vesile olabileceği kaydediliyor:
“Tevbe ederseniz Rabbinizin sizi esirgeyeceğini umabilirsiniz.”
Tabii olup bitenlerden ibret alıp kendinizi düzelttiğiniz takdirde…
Ve şayet İsrailoğulları yeryüzündeki bozgunculuklarına devam ederlerse, değişmeyen Allah nizamının da devam edeceği ve cezanın hazır olduğu bildiriliyor:
“Tekrar bozgunculuğa dönerseniz biz de sizi cezalandırmaya döneriz.”
Nitekim bilahare aynı bozgunlukları tekrar yapmışlar ve Allah da Müslümanlar vasıtasıyla bütün Arap Yarımadası’ndan sürülüp gitmelerini sağlamıştır. Daha sonraları da onlar bozgunculuklarına devam etmişler, Allah da çeşitli kulları vasıtasıyla cezalarını verdirmiştir. Nihayet son asırda İsrailoğullarına Allah’ın musallat ettiği kullarından biri de Hitler olmuştur. Bugün İsrail ismi altında bozgunculuklarına tekrar dönmüşler ve vatanın sahibi olan Araplara kan kusturmuşlardır. Şaşmadan kıyamete kadar devam edecek olan Allah’ın hüküm ve nizamı bugün de caridir. Sünnet-i ilahi bir gün tecelli edecek ve Allah’ın onlara musallat kılacağı bir milletin eliyle cezalarını kat kat çekeceklerdir. Ve bilelim ki o günler uzak değildir.
Bozgunculuk çıkaranlarla kafirlerin ahiret cezaları aynı cinsten olduğu için ayet-i kerimenin son cümlesi kafirlerin ahiretteki durumunu tasvir ediyor.
“Biz cehennemi kafirlere bir zindan yaptık.”
“Cehennem onların hepsini içine alıp çepeçevre kaplayacaktır.”



