CENNETE GÖTÜREN AMEL

Peygamber Efendimize on yıl boyunca hizmet eden ve Allah Rasûlü’nün terbiyesinde yetişen Enes b. Mâlik radıyallahu anh anlatıyor:

“Rasûl-i Ekrem Efendimiz ile oturuyorduk. Allah Rasûlü: “Birazdan yanınıza cennetlik bir adam gelecek, onu görmek ister misiniz?” buyurdu. Çok geçmeden Medineli bir sahabi çıkageldi. Ayakkabılarını elinde tutuyor, yeni abdest aldığı için sakalından sular damlıyordu.

Ertesi gün Efendimiz sözlerini tekrarladığında aynı sahabi mescidin kapısında beliriverdi. Bu durum üçüncü gün yine aynı şekilde yaşandığında ashab-ı kiramdan ilme ve ibadete düşkünlüğü ile tanınan genç sahabi Abdullah b. Amr, Medineli sahabinin peşine düştü.

Bu sahabi, hangi ibadeti ya da hangi özelliği sayesinde cennetle müjdeleniyor? Allah Rasûlü bu müjdeyi neden üç gün boyunca tekrarlıyordu? Abdullah b. Amr bunu öğrenmeli ve Medineli sahabiyi cennete götürecek ameli kendisi de hayata geçirmeliydi. Medineli sahabinin kapısını çalarak, kalacak bir yerinin olmadığını söyledi ve bir süre kendisini misafir etmesini rica etti. İsteği kabul edilince de üç gece bu sahabinin evinde kaldı ve onunla aynı odada yatıp uyudu.

Abdullah bu süre zarfında adamın davranışlarında bir farklılık göremedi. Gün boyu diğer Müslümanların yapmadığı ve sadece bu zatın yaptığı özel bir şey yoktu. Gece yarısı uyanıp ev sahibinin ne yapacağını merak etti. Acaba kaç rekât gece namazı kılacak, Rabbine yalvarırken neler söyleyecek, gözünden nasıl yaşlar dökülecekti?

Geceler boyu boşuna bekleyip durdu. Ev sahibi, geceleri kalkıp ibadet etmiyor, sabah namazına dek uyuyor, sadece uyanıp yatağında sağına soluna dönerken Allah’ı zikrediyor, tekbir getiriyordu. Büyük bir serveti olmadığı için sadaka dağıtamıyor ancak konuşmasına çok dikkat ediyor, dilinden hayırlı ve güzel sözler dökülüyordu.

Abdullah nihayet üçüncü günün sonunda işin aslını ev sahibine anlatarak şöyle dedi: “Hz. Peygamber üç gün üst üste “Birazdan yanınıza cennet halkından birisi gelecektir.” buyurdu. Efendimizin bu sözlerinden sonra her defasında sen çıkageldin. Bunun üzerine ben de birkaç gün senin yanında kalarak, seni cennet halkından yapan amelini öğrenip o ameli ben de yapmak istedim. Fakat bu üç gün içerisinde büyük bir amel yaptığını görmedim. Acaba seni bu mertebeye hangi amelin ulaştırmış olabilir?”

Sahabi, Abdullah’a şu cevabı verdi: “Senin gördüğünden başka yaptığım bir ibadetim yok.”

“Ben hiçbir Müslüman’a kin gütmem. Allah’ın bir başkasına verdiği nimeti asla kıskanmam.”

Abdullah gitmek üzere ayağa kalktı. Aradığı cevabı bulamamıştı. Rasûl-i Ekrem bu adamı neden hem de üç kez üst üste Cennetle müjdelemişti. Bu adamda olup da kendinde ve diğer kimselerde olmayan özellik hangisiydi? Bunları düşündüğü sırada Medineli sahabinin sesini duydu: “Dur yeğenim, söylediğim gibi gördüğünün dışında benim hiçbir amelim yoktur, ancak şu var ki ben hiçbir Müslüman’a kin gütmem ve Allah’ın bir başkasına verdiği nimeti asla kıskanmam.”

Abdullah bunun üzerine: “Seni cennetlik yapan ve bizim sahip olamadığımız şey işte budur.” dedi.[1]

Hadisten Çıkarılacak Dersler

  1. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem üç gün boyunca aynı sahabeyi cennetle müjdeleyerek, bu sahabenin ve amelinin faziletine işaret etmekle beraber ashabının da bu amelden nasiplerini almalarını istemiştir.
  2. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir ameli ve o amelin mükafatını ashabına bildirdiğinde ashabı, o ameli işlemek için ellerinden gelen her türlü gayreti gösterirlerdi. Eğer güçleri o amele yetmez ise ona denk gelecek alternatif başka bir ameli peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den öğrenip onu işleyerek arkadaşlarından geri kalmazlardı. Zenginler sadaka verip fakirleri geçtiklerinde, fakirlerin zikirlerle onlara yetişmeleri gibi… Bu kıssada da benzerini görüyoruz. Nitekim Abdullah bin Amr radıyallahu anh Peygamber Efendimizin sahabeyi müjdelemesi üzerine üç gün onun evinde kalıp, amelini öğrenip kendisinin de o dereceye yükselmek istemesi buna bir örnektir.
  3. Sahabenin işlediği amel nasıl bir ameldi ki Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem defalarca kendisini cennetle müjdeliyordu? Evet ilk etapta kişinin aklına Abdullah bin Amr’ın aklına geldiği gibi “acaba namazı, orucu, infakı, zikri, Kur’an tilaveti nasıldı?” geliyor. Ancak sahabenin yaptığı amel, bu amelleri de süsleyen güzel ahlak olduğunu görüyoruz. Güzel ahlak kalbin ıslahından ibarettir. Eğer kalp ıslah olmuşsa, zahiri olarak kişinin yapacağı bütün amellere sirayet eder. Eğer tam manasıyla kalp ıslah olmamışsa, kişinin zahiri amelleri de etkisini tam manasıyla göstermez. Dolayısıyla kalbî ameller, bedeni amellerden daha zordur. Zor olduğu için de mükafatı da bir o kadar üstün olmaktadır. Kişinin bütün Müslümanlara karşı kalbinde kin ve kıskançlık bırakmaması gerçekten üstün bir ahlaktır. Sanki cennete girenlerden çekilip alındığı gibi bu sahabe de daha dünyadayken kendisinden kin ve öfke çekilip alınmıştır. Yani daha sanki dünyadayken cennetlik olmuştur.
  4. Bugün bu gibi kalbî amellere ne kadar da muhtacız. Çünkü Müslümanların birlik ve beraberliğinin, sevgi ve muhabbetlerinin oluşması için kalbî ameller kaçınılmazdır. Bugün gerek şahıs gerek aile gerek cemiyetler ve toplumların dağınıklığının ana sebebi kalbî hastalıklardır. Çünkü kalp düzelirse bedenin tamamı düzelir, bedenler düzelirse şahıslar, aileler, cemiyetler, toplumlar düzelir. Tam tersi beden bozulursa bunların hepsi bozulur. O halde başarının, huzurun, birlik ve beraberliğin ilk başlangıç noktası güzel ahlaktır. Bugün eğer bunlar yakalanamıyorsa bunun en bariz alameti kalbî amellerin zayıf olmasıdır.
  5. Başarıyı elde eden nesillerin başarılarının sırrı, kalbi amellerden olan kardeşini alttan alma, hoşgörülü olma, affetme, yumuşak huylu (hilm sahibi) olma, mütevazî olma, ayıbını örtme, geçimli olma, işlerinde kolaylaştırıcı olma, kardeşim güzel bir başarı elde ettiğinde onu tebrik etme, bir üzüntüyle karşılaştığında yanında olma, ona karşı cömert olma gibi güzel hasletlere sahip olduklarından dolayıdır. Yine aynı şekilde sertlikten, asabilikten, kinden, kıskançlıktan, kibirden, geçimsizlikten, cimrilikten, ayıbı ortaya çıkarmaktan, zandan, gıybet v.b kalbî hastalıklardan uzak olduklarından dolayıdır.
  6. Bugün bu kalbî amellerin zayıf oluşundan dolayı nerdeyse Müslümanlardan kimseyi uyaramaz, bir şey diyemez, yanlış yapamaz hale geldik. Bırakın ciddi meseleleri affetmeyi, alttan almayı, hoşgörüyle karşılamayı, en ufak meseleleri bile kaldıramaz hale geldik. Bu da dağınıklığın en büyük sebebidir. Bazen birilerinin sizden uzak durduğunu görür ve niye uzak durduğunu düşünürsünüz. Kardeşinize nerede hangi hatayı yaptığınızı araştırırsınız. Bu kadar basit meselelerden insanların birbirlerinden uzaklaştığını görürsünüz. İşte bunun sebebi kalbi hastalıklardır. Tekrardan birlik beraberliğin yakalanması için nereden başlayalım diye sorulacak olursa, en hızlı verilecek cevap “güzel ahlak” olsa gerek. Çünkü İslam, ancak güzel ahlakla yayılır, güzel ahlakla yerini bulur. Eğer güzel ahlaktan mahrumsak, diğer amellerimiz tam manasıyla bizi karşı taraflara yansıtmayabilir. Bundan dolayı önce ahlak…
  7. Son olarak biz de, bizden önceki takva sahiplerinin dedikleri gibi, “Rabbimiz! Müslümanlara karşı kalbimizde kin bırakma.” diyor ve Rabbimizden, kalbimizi dini üzerine sabit kılmasını niyaz ediyoruz. Ya Rabbi, Ya Rabbi, Ya Rabbi, Ya Rabbi…

[1]. Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 166.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.