ALLAH’IN ADALETİ VE BÜYÜK LÜTFU

Abdullah bin Abbas radıyallahu anhuma’dan rivayet edildiğine göre

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Rab Tebareke ve Teâlâ’dan şöyle buyuruyor;

“Muhakkak ki Allah iyilikleri ve kötülükleri yazdı, sonra şunu açıkladı;

“Kim, bir iyilik yapmayı aklından geçirir fakat onu yapmazsa Allah kendi katında ona tam bir iyilik yazar.

-Eğer bir iyiliği aklından geçirir ve yapacak olursa Allah kendi katında ona on katından yedi yüz katına kadar hatta daha fazla miktarda iyilik yazar.

-Eğer bir kötülük yapmayı aklından geçirir fakat onu yapmazsa Allah o kişiye kendi katında tam bir iyilik yazar.

– Eğer kötülük yapmayı düşünür ve yaparsa Allah ona sadece bir kötülük yazar.”

 Buhâri, VII, 187; Rikâk 31, Müslim, iman, 207.

Açıklama

Allahu Teâlâ insanları yaratmadan önce iyilikleri ve kötülükleri tespit etmiş daha sonra bunları Levh-i Mahfuz’a kaydetmiştir. Kişinin sadece iyilik yapması değil niyet edip gayret etmesi dahi bir sevap vesilesidir. Kişi niyetini halis tuttuğu sürece önünde sınırsız sayıda iyilik kazanma fırsatı bulacaktır. Kötülük yapma düşüncesine rağmen kendini tutabilen ve Allah korkusuyla kötülükten vazgeçen kişiler de Allah’ın rahmetinden pay almaya devam edecektir. Allah lütuf sahibidir. El-Ğaniyy’dir. Mükafatı bol bol verir, yeter ki kul hak edecek durumda olsun niyetini halis kılsın…

Bu hadisi şerife göre yapılacak iyilik ve kötülükler hususunda farklı durumlar ortaya çıkar;

a) Bir kişinin iyilik yapmayı düşünmesi, aklından geçirmesi fakat o iyiliği yapmaması;

Bu durumda Allah azze ve celle o kişinin niyetinden dolayı ona “tam bir iyilik” yazdıracaktır. Burada “tam” kelimesinin söylenmesi herhangi bir eksikliğin olmadığını açık ve net bir şekilde ifade etmektedir.

b) İkinci durum iyilik yapmayı düşünüp, planlayıp hayata geçirme durumudur. Allah azze ve celle bu durumda kişiye iyiliğinin on katı kadar sevap yazacaktır. Kişinin durumuna göre veyahut Allah azze ve celle’nin lütfu gereği alacağı sevap yedi yüz kata kadar hatta daha fazla miktarlara kadar çıkabilir.

Kişinin alacağı sevap yaptığı iyiliğin faydasına, ihlasına ve sünnete uygunluğuna göre değişebilir. Başkalarına fayda veren iyilik faydası kişisel olan iyilikten daha çok sevap getirir.

c) Üçüncü durum kişinin kötülük yapmayı aklından geçirmesi fakat Allah korkusundan dolayı o kötülüğü terk etmesi durumudur. Bu durumda Allah azze ve celle kötülüğü terk ettiğinden dolayı o kişiye sevap yazacak ve kişi tas tamam bir sevap alacaktır. Bu konuyla alakalı başka bir rivayette “Eğer o kötülüğü terk ederse ona bir iyilik yazın, çünkü o benden korktuğu için bu kötülüğü terk etti”[1] buyrulmaktadır. Bu kişiye tam bir sevap yazılmasının sebebi, o kötülüğü yapabilecek güçte olduğu halde, Allah azze ve celle’den korkarak vazgeçmesidir. Düşündüğü fenalığı yapmaya gücü yetmediği veya buna imkân bulamadığı için yapamayan kimseye ise hiçbir sevap yoktur. Çünkü o tasarladığı kötülükten vazgeçmek için kendisini zorlamamış, bu yolda bir gayret sarf etmemiştir.

d) Dördüncü durum ise kişinin düşündüğü kötülüğü hayata geçirmesidir. Bu durumda Allah azze ve celle ona sadece “bir kötülük” yazacaktır. Hadisi şerifte “tam bir kötülük” değil de “tek bir kötülük” ifadesinin kullanılması adaletin gereği olarak kötülüklere hak ettiğinden fazla ceza verilmeyeceğinden mütevellittir.

Bir kötülük yapana sadece bir günah yazılması, Allahu Teâlâ’nın kullarına karşı ne kadar âdil ve ne kadar geniş bir merhamete sahip olduğunu göstermektedir. Kötülüklerin azamî karşılığının bir misli ceza, iyiliklerin asgarî karşılığının on misli mükâfat olması ayet-i kerimeyle de belirtilmiştir:

“İyilik edene, yaptığı iyiliğin on misli mükâfat verilir. Kötülük yapan da yaptığının dengiyle cezalandırılır” (En’am, 160).

Müslüman bir iyilik yapmaya başladığında onu tamamlamaya gayret etmeli ki Allah ona kat kat ecrini, mükafatını versin. Günaha başlayan bir Müslüman onu terk etmeye azmetmeli ki Allah kötülük yazmasın ve terk ettiği için ona bir iyilik yazsın.

Hadisten Çıkarılan Dersler

1) Bu hadisi şerif Allah azze ve celle’nin kullarına karşı ne kadar büyük bir lütuf sahibi olduğunu ifade etmektedir. Allah kullarına merhamet eder, yapmış oldukları iyiliklerin karşılığını kat kat geri verir. Yapılan kötülükleri ise miktarına göre cezalandırır. Ayeti kerimede şöyle buyrulmaktadır; “Şüphe yok ki Allah zerre kadar haksızlık etmez. (Kulun yaptığı iş, eğer bir kötülük ise, onun cezasını adaletle verir.) İyilik olursa onu katlar (kat kat arttırır), kendinden de büyük mükâfat verir” (Nisa, 40) Abdullah bin Mesud’un dediği gibi “Birleri onlarına galip gelenlerin vay haline…”

Yapılan her iyilik en az onla çarpılmasına rağmen hâlâ iyilikleri kötülüklerini geçemeyen kişilere yazıklar olsun…

2) İyilik iyiliği doğurur. Kişi hayırlı bir amelin peşinden koşarsa Allah ona farklı hayır kapıları açar. Kul dua etmek için ellerini açar da “Ya Rabbi bize dünyada iyilik ver, ahirette iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru” derse ona salih amellerin yolu kolaylaşır. Namazlardaki dualarımızı süsleyen bu ayeti kerimedeki “dünyadaki iyilik” birçok müfessire göre “salih amel yapabilmek” olarak tefsir edilmiştir. Yani ey Rabbimiz bize fırsat ver ki dünyada iyiliklerin peşinden koşalım…

3) İyilik bağımlılık yapar. İyiliğin tadını alan kişi onu kolay kolay bırakamaz. Bu tadı başka hiçbir şey de bulamaz. Başkasının derdine derman olmaya çalışan kendi derdini unutur. Ne zaman sıkıntıya düşse iyilik ona kavuşur da derdini unutturur. “Derdim çok” diyene en güzel terapi başka müminlerin derdini paylaşmak, onlara iyilik yapmaya çalışmaktır. Mükafatı bol olan Allah bizleri iyilikten ayırmasın, kötülükleri kalplerimizden çıkarsın, bizleri kötü amellerden muhafaza etsin…

[1]. Buhari ve Müslim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.