SOSYAL MEDYADA İBADET MAHREMİYETİ

Yakın zamanlarda hayatımıza giren internet ve sosyal medya[1] son birkaç yüzyıl içinde dünya nüfusunun yaşamını en çok etkileyen olgulardan bir tanesi haline geldi. Sosyal medya modern dönem insanlık tarihinde Reform, Rönesans, hilafetin ilgası gibi dinî cereyanlar, sanayi inkılabı gibi ekonomik atılımlar yanında çok ciddi bir toplumsal çığır açtı. Ortaya çıkmasıyla birlikte menfi ve müspet anlamlarda geriye dönülemez yeni bir süreci fitillemiş oldu. Bu süreç Müslümanların en edilgen olduğu bir zaman dilimine tekabül ettiği için de ümmet olarak kontrolümüz dışında şekillendi. Dolayısıyla hayatımızı kolaylaştıran birçok yönü olsa dahi dini ve toplumsal yaşantımızı kilitleyen, işlerimizi çıkmaza sokan tonlarca meseleyi de gündemimize getirmiş oldu.

Birçok temel ihtiyacını karşılamaktan yoksun bırakılan(!) Afrika kıtasının %15’lik bir dilimi temsil ettiği dünya nüfusunun bugün yaklaşık olarak %60-65’i internete erişmekte ve malum sosyal medya organlarını kullanmaktadır.[2] Avrupa’dan Afrika’ya kadar uzanan uzunca bir internet ağının varlığı sebebiyle bugün artık Nijerya’nın bir köyünden bile içerik paylaşan insanlarla karşılaşmaktayız. Çalışmama ihtimalimizin dahi olmadığı şu kapitalist/modern kölelik döneminde insanlar 3 saati sosyal medyada olmak üzere günde yaklaşık 8 saatlik bir zaman kesitini internet organlarında geçirebiliyorlarsa burada üzerinde düşünülmekte geç kalınmış çok önemli noktalar var demektir.

İnternet ve sosyal medyanın hayatımıza izinli bir şekilde girdiğini söylemek gerçekten zor gözüküyor. Malum cihaz ve uygulamaları kendi rızamızla kullansak da birileri bunun için bizi silahla zorlamasalar da durum esasında hiç de öyle değildir. Zira doksanlı yıllardan itibaren toplumsal hayata yapılan müdahaleler sonucunda bu çarkın içine girmeye adım adım zorlandık. İşlerimizi halledebilmek, iletişimimizi sağlayabilmek ve bilgiye ulaşabilmek için bu altyapıya büyük oranda mecbur bırakıldık. Ve geldiğimiz noktada hepimizin elinde onlarca uygulamayı barındıran akıllı cihazlar mevcut bir hale geldi. Ardından da avucumuzdan kayıp giden saatler ve sükût eden bir ahlak…

Sosyal medyayı bu kadar çok kullanmamız öte yandan hayatın tüm birimlerini bu mecralara aktarmamızı da beraberinde getirdi. Tabiri caizse bu sanal ortamda gerçek hayattan naklen yeni bir hayat oluşturulmaya başlandı. Gündelik hayatta küçük- büyük, iyi- kötü ne yapıldıysa bunların hepsi sosyal medya hesaplarında karşılık buldu. Bir taraftan özel hayatın gizliliğiyle ilgili çığırtkanlık yapılırken diğer yandan da en mahrem hususlar bile en cesur şekilde teşhir edilir hale geldi. Hiç şüphesiz, bu köklü değişimlerden nasibini alan, başka mecralara savrulan önemli bir alan da dini hayatımız ve ibadetlerimiz oldu.

Yeni Bir Kavram; Sosyal Medya Dindarlığı

Sosyal medyayla birlikte hayatımıza giren kavramlardan birisi de “Sosyal medya dindarlığı” oldu. Bahsini ettiğimiz minvalde dini yaşantı da dahil her alan belirli ölçülerde sosyal medyaya taşındı. Dini bağlamda olmak üzere; kılınan namazlar, verilen sadakalar, eda edilen hac ve umre ibadetleri, vird haline gelmiş tesbihatlar vs. hepsi bu kanallarda boy göstermeye başladı. İşin bu hale gelmesiyle doğal olarak sosyal medya Müslümanı için yeni bir imtihan alanı ortaya çıktı: “İbadetlerin ihlasla yapılması ve bu ihlasın korunmaya çalışılması…”

Haddi zatında bu paylaşımları yapan hiç kimse kendisinin beğenilmesini doğrudan talep etmiyordu. Belki de başlangıçtaki amaç insanlara kendisini göstermek değil onları bir ibadete teşvik etmek, tebliğ görevini ifa etmekti. Ancak paylaşımdan önceki hazırlıklar, kurulan afilli cümleler, üzerinde yoğun çaba sarf edilmiş ve özenle hazırlanmış görseller işi amacından çıkarmaya ve kapıları şeytana sonuna dek açmaya yeterliydi. Kimin ne zaman ne kadarını beğendiğini heyecanla beklemek de işin cabasıydı. İbadetlerimizi halisane bir niyetle Allah için mi yapacaktık yoksa insanların beğenisine sunmak için mi? Hedefimiz sabredip karşılığını cennet olarak almak mı yoksa dünyada peşinen insanların takdirine layık olmaya çalışmak mı olacaktı? Nihayetinde bu ikilemlerin zihne düşmesi bile yapılan ibadeti heba etmeye ve sahibini büyük bir hesabın altına sokmaya yeterliydi.

Bahsi geçen hususları İslam’ın çizdiği sınırlar içinde gerçekleştiren, asıl amacından sapmayıp niyetini halisane tutan, tek derdi kötülüklerin destursuzca ifşa edildiği bir ortamda iyilikleri de görünür hale getirmek olan kişi için söyleyebileceğimiz tek söz; dikkatli olması, niyetinin bozulmaya yüz tutmasından evvel geri adım atmayı bilmesi olacaktır. Asıl söylenecek söz ise bu işi alışkanlık haline getirmiş ve ihlasla yakından uzaktan alakası olmayan ve böylece şeytanın tuzaklarına düşmüş olan riyakâr, mürai kimseler için olacaktır. Tekrar tekrar hatırlanmalıdır ki; sol taraftan kötülüklerle yaklaşıp amacına ulaşmayan şeytan sağ taraftan gelip iyilikleri ifsad etmek için çalışacak ve niyetlerimizin bozulması için elinden gelen her şeyi yapacaktır. Hem de binlerce yıllık tecrübesiyle…

Sosyal Medyadaki Dinî İçerikler Hedefine Ulaşıyor Mu?

Burada hedeften kastettiğimiz şey riyakârların değil muhlislerin halisane hedefleridir. Bununla birlikte niyetler ne kadar iyi olsa da Müslüman bir kimse için böyle kırmızı çizgilerin etrafında dolaşmaya değecek bir husus var mıdır acaba? Yapılan dinî paylaşımlar istenilen hedefe gerçekten ulaşabiliyor mu? Merak edilen bu sorulara cevap sadedinde “Adamor Toplum Araştırmaları Merkezi” tarafından hazırlanan Türkiye Endeksi Gündem Araştırması Şubat 2022 Raporu’ndan bahsetmek faydalı olacaktır. 26 ilde 18 yaş üstü 1607 kişi üzerinde uygulanan ankette yöneltilen bazı sorular ve alınan cevapların istatistikleri şöyledir:

“Sosyal medyada dini içerikli paylaşımlarla karşılaşıyor musunuz?” sorusuna %29’luk bir oran “sıklıkla”, %62’lik bir oran “ara sıra”, %8’lik bir oran da “hiçbir zaman” cevabını vermiş. Bu sonuca göre; toplumumuzda insanların çok büyük bir kısmına sosyal medya üzerinden dini anlamda asgari miktarda ulaşım sağlanabiliyor. Karşılaşılan bu paylaşımların oluşturduğu etkiyi tespit için bu sefer; “Dini içerikli sosyal medya paylaşımlarını gördüğünüzde ne yapıyorsunuz?” sorusu yöneltiliyor ve alınan cevaplara göre; %61’lik bir kısım “hiçbir şey yapmıyorum”, %30’luk bir kısım “beğeniyorum”, %5’lik bir kısım “paylaşıyorum”, %1.6’lık bir kısım da “kaydediyorum” karşılığını veriyor. Buradaki sonuçlara göre de paylaşımların gerçekten etki uyandırdığı kesimin ortalama olarak %6-7 gibi az bir orana tekabül ettiği ortaya çıkıyor.

Araştırmayı önemli kılan bir diğer soru ise; “Sosyal medyadaki dini içeriklerle ilgili olarak düşüncelerinizi aşağıdakilerden hangisi en iyi ifade eder?” şu oranlarla karşılık buluyor:

%29 “Beni etkilemiyor?”, %27 “Dinin ticarete alet edildiğini düşünüyorum”, %21 “Dini daha fazla anlamama yardımcı oluyor”, %15 “Maneviyatımın artmasına vesile oluyor”, %6.7 “Dinden uzaklaşıyorum, dinî hayatımı olumsuz etkiliyor.”

Buradaki sonuçlara göre ise; yaklaşık olarak %65’lik bir kesimin bu paylaşımlara ilgi duymadığı ve hatta olumsuz baktığı göze çarpıyor.

Bu araştırmanın sonuçlarına göre; yapılan dini paylaşımların büyük bir çoğunlukta sonuç vermediği aşikârdır. Böyle bir düzlemde fayda verecek birtakım paylaşımlara devam etmek uygun olsa da özellikle belirli mahremiyet sınırlarını haiz olması gereken ibadet hayatımızı ihlas ve niyet bağlamında tehlikeye atmamak adına paylaşmaktan geri durmak her daim daha ihtiyatlı olacaktır. Unutmayalım ki nafile ibadetlerde esas ve efdal olan, gizli yapılmasıdır. Allah azze ve celle kullarından ancak halisane yapılacak olan ibadetleri kabul buyuracaktır.

Kulağımıza Küpe Olsun!

Ebu Hureyre radıyallahu anh Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim dedi:

“Kıyamet günü hesabı ilk görülecek kişi, şehit bir kimse olup huzura getirilir. Allahu Teâlâ ona verdiği nimetleri hatırlatır, o da hatırlar ve bunlara kavuştuğunu itiraf eder. Allah:

– Peki, bunlara karşılık ne yaptın? buyurur.

– Şehit düşünceye kadar senin uğrunda cihad ettim!

– Yalan söylüyorsun. Sen, “babayiğit adam” desinler diye savaştın, o da denildi, buyurur. Sonra emrolunur da o kişi yüzüstü cehenneme atılır. Bu defa ilim öğrenmiş, öğretmiş ve Kur’an okumuş bir kişi huzura getirilir. Allah ona da verdiği nimetleri hatırlatır. O da hatırlar ve itiraf eder. Ona da:

– Peki, bu nimetlere karşılık ne yaptın? diye sorar.

– İlim öğrendim, öğrettim ve senin rızan için Kur’an okudum, cevabını verir.

– Yalan söylüyorsun. Sen “âlim” desinler diye ilim öğrendin, “ne güzel okuyor” desinler diye Kur’an okudun. Bunlar da senin hakkında söylendi, buyurur. Sonra emrolunur o da yüzüstü cehenneme atılır.

(Daha sonra) Allah’ın kendisine her çeşit mal ve imkân verdiği bir kişi getirilir. Allah verdiği nimetleri ona da hatırlatır. Hatırlar ve itiraf eder.

– Peki ya sen bu nimetlere karşılık ne yaptın? buyurur.

– Verilmesini sevdiğin, razı olduğun hiçbir yerden esirgemedim, sadece senin rızanı kazanmak için verdim, harcadım, der.

– Yalan söylüyorsun. Halbuki sen, bütün yaptıklarını “ne cömert adam” desinler diye yaptın. Bu da senin için zaten söylendi, buyurur. Emrolunur bu da yüzüstü cehenneme atılır.”[3]

[1]. Türkiye İstatistik Kurumu, TÜİK 2021 yayını hane halkı bilişim teknolojileri kullanım araştırması sonuçlarına göre; 2021 yılında hanelerin %92,0’ının evden internete erişim imkanına sahip olduğu gözlendi.

[2]. Bilgi için bkz: “We Are Social 2021 Raporu”, Dünyanın Dijital Karnesi.

[3]. Müslim, İmare, 152

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.