İSLAM’DA AMEL CEZA MUVAZENESİ

“Ey iman edenler! Siz ihramlı iken av hayvanı öldürmeyin. Sizden (kim, ihramlı iken) kasten bir av hayvanını öldürürse onun cezası içinizden âdil iki kişinin vereceği hükme göre, evcil hayvanlardan öldürdüğüne denk ve Kâbe’ye ulaşacak bir kurbandır. Yahut onun kıymeti kadarıyla kefaret olarak yoksullara yedirmek veya kıymeti denginde oruç tutmaktır. Bu kefaret, işlediği suçun karşılığını tatması içindir. Allah geçmişte yapılanları affetmiştir. Kim tekrar buna dönerse, Allah onu cezalandırır. Allah her şeye galiptir, intikam sahibidir (hak edenin cezasını verendir).”

(Maide, 95)

Halk arasında hatalara zamanında müdahale edilmemesi sebebiyle işlerin çığırından çıkmasına güzel bir misal verilir: “Rivayete göre idam cezasıyla öldürülecek bir adama son isteği sorulur. O şahıs da son isteği olarak annesini görmek istediğini söyler. Annesi geldiğinde ondan (öpmek gayesiyle) dilini uzatmasını ister. Annesi dilini uzatınca bu adam annesinin dilini dişleriyle sıkıca kavrar ve çekerek koparır. Sonra da “Bu dil beni hata yaptığımda cesaretlendirmeseydi, bugün hayatımı kaybetmeyecektim” der.

Bir önceki yazımızda yine ihramlı iken hayvan avlanmasını yasaklığı ve bunun bir imtihan olduğu konusu üzerinde durmuştuk. Şimdiyse aynı konunun devamı biraz daha detaylandırılarak ve tekitle zikrediliyor. Ayet-i kerime gerçekten meseleyi çok detaylı bir şekilde ele almış ve akıllarda herhangi bir soru işareti kalmayacak şekil teferruatlandırmış.

İslam sadece mükafat veya ceza verme yönlerini bastırmak suretiyle meseleye yaklaşmaz. Vasat bir din olması ona her konuda orta yolu açıklama vazifesi vermiştir. İnsanın bilmeden yaptığı veya cahilken yaptığı davranışlar kul hakkını veya toplumu hukukunu zedelemediği müddetçe affedilmiştir. Ancak bir konuda kesin hüküm geldikten sonra hala başına buyruk hareket ediliyorsa burada terbiye edilmeye ihtiyaç hasıl olur. Velev ki bu, serbestçe hareket eden ve Kâbe’nin civarında misafir olan av hayvanına yapılan bir saldırı dahi olsa gereken karşılığı görmelidir. Aksi takdirde, koyulan hükümlerinin ciddiyeti kalmaz ve her isteyen istediği davranışı sergiler.

İslam, işlenen suça mutabık ceza verme konusunda çok hassas davranmıştır. Öldürülen hayvana denk bir hayvanın Kâbe’nin yanındaki ihtiyaç sahiplerine sunulması aslında cezanın sadece bir boyutu olmadığını, toplumsal bir menfaati temin ettiğini gösterir. Dikkatli bir incelemeyle şeriatın verdiği tüm cezalarda bu bakış açısının, gözlendiği görülecektir. Fakirlerin doyurulması, köle azad edilmesi, ihtiyaç sahiplerinin giydirilmesi ve daha birçok ceza, toplumun kapatmakta zorlanabileceği bazı gedikleri de tıkamaktadır.

Cezanın tatbikinde adalet sahibi iki kişinin hakem tayin edilmesi, işlenen suçun tam karşılık görebilmesi için çok önemlidir. Zira ihramlının avladığı hayvanın büyüklüğünün tespiti ve ona uygun olacak hayvanın belirlenmesi ancak adaleti sabit görülmüş kişilerin çözebileceği bir konudur. Suçların karşılığının adalet ile tespit edilememesi veya bu konuda gelişigüzel davranılması, daha büyük felaketlerin doğmasına vesile olacaktır.

Kendisine Allah’ın ahkamı ulaşmış olan kişi, bu hükümlerden gereken dersleri çıkarmalı ve bunlara uymaya gayret sarf etmelidir. Bilerek hata işlememeye özellikle dikkat etmeli, eğer gayri ihtiyari bir hata yaparsa bunun karşılığını geciktirmeden eda etmelidir. Çünkü bu dünya hayatı fani olup, eninde sonunda Allah’ın önünde hesap görülecektir. İnsan bu dünyadaki cezalardan ne kadar kaçsa da Allah’ın intikamından kaçamayacaktır.

Müfessirlerin Ayet ile İlgili Görüşleri

İbn-i Kesir rahimehullah şöyle dedi: Zühri şöyle dedi: “Kitap bilerek öldürene işaret etti. Sünnet ise unutarak öldürenin hükmünü cari kıldı. Bunun manası şudur: Kuran, bu kefaret işlediği suçun karşılığını tatması içindir. Allah geçmişte yapılanları affetmiştir. Kim tekrar buna dönerse Allah onu cezalandırır kavliyle bilerek öldürenin cezasının vacip olduğuna ve onun günahkâr olduğuna işaret etmiştir.

Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabının ahkamıyla gelen sünnet, hata ile öldürenin cezasının tıpkı kitabın, bilerek öldürenin cezasının vacip olduğuna işaret ettiği gibi vacip olduğunu belirtmiştir. Ayrıca av hayvanını öldürmek, onu telef etmek anlamındadır. Bir şeyi de bilerek veya bilmeyerek telef etmek, tazminini gerektirir. Ancak kasten yapan günahkâr olur, hatayla yapan ise kınanmaz. [1]

Fahreddin er-Razi rahimehullah şöyle der:

Av hayvanı ile ilgili iki görüş vardır. Birincisi yenilen cinsten olsun, yenilmeyen cinsten olsun hayvanın evcil olmaması gerekir. Buna göre ihramlı kişi eti yenmeyen bir yırtıcı hayvan öldürse bunun tazmin eder. Ancak bu tazmin edilen miktar bir koyun kıymetini aşmamalıdır. Bu Ebu Hanife rahimehullah’ın görüşüdür. İmam Züfer ‘Hangi miktarda olursa olsun o miktar tazmin edilir.’ demiştir.

İkincisi: Av hayvanı eti yenen cinsten olmalıdır. Buna göre, yırtıcı hayvanların öldürülmesinde kesinlikle tazmin olmaz. Bu görüş İmam Şafi rahimehullaha aittir.

Allahu Teâlâ’nın “öldürmeyin” emri direk veya dolaylı olarak öldürmeyi men etmektedir. Kişi ihramlı olduğum müddetçe, av hayvanına silahla, yırtıcı köpekle ve kuşlarla saldıramaz. İster hayvan hill[2] bölgesinde olsun isterse, harem bölgesinde olsun fark etmez. İhramlı olmayan kişi hill bölgesinde avlanabilir ancak harem bölgesinde avlanamaz.

Said bin Cübeyr rahimehullah “İhramlı kişi hata ile hayvan öldürürse bir şey tazmin etmesi gerekmez” görüşündedir. Zahiri mezhebinden Davud da aynı görüştedir. Cumhur ulema bilerek veya hataen öldürmelerde tazmin edilmesi görüşündedirler…

Ayetin zahiri öldürülen hayvanın cezasında, onun misli olduğuna delalet etmektedir. Ancak âlimler, mislinde neyin kast edildiği konusunda ihtilaf ettiler. İmam Şafi ve İmam Muhammed rahimehumullah şöyle dediler: “Av 2 kısımdır. Kiminin misli vardır, kiminin misli yoktur. Misli olanın tazmini benzeri ile olur. Misli olmayan hayvanın ise kıymeti ödenir. İmam Ebu Hanife ve İmam Ebu Yusuf ise “Vacip olan misil kıymetidir” dediler.

İhramlı bir topluluk hayvan avlarsa İmam Şafi’ye göre onlara bir ceza gerekir. Ahmet bin Hanbel ve İshak da aynı görüştedir. İmam Ebu Hanife, İmam Malik ve Süfyan es-Sevri herkese ayrı ayrı ceza gerekir görüşündedir…

İmam Şafi›ye göre ihramlı kişi başkasına av hayvanını gösterse, o da hayvanı öldürse hayvan gösteren kişi tazmin etmez. İmam Ebu Hanife’ye göre tazmin eder.

“Kâbe’ye ulaşacak kurbandan iki şey kastedilmiş olabilir. Birincisi: iki hakem hüküm verir. Kurban Kâbe’ye götürülür orada kesilir. Bu görüş, yaratılış olarak mislin gerekliliğini söyleyenlerin görüşünü teyit etmektedir. Çünkü Allahu Teâlâ “iki hakem hüküm versin de o verdikleri hükümle bir hayvan satın alınsın” dememiştir. “İki hakem, kurban ile ilgili hüküm versin” buyurmuştur. Bu da açıkça hakemlerin kurbanlık hayvan dışında bir hüküm veremeyeceklerini göstermektedir.

İkincisi: iki hakem kurban olabilecek bir şeyi satın alacak miktara hüküm versinler şeklidedir…

İmam Şafi, Malik ve Ebu Hanife ayette geçen “ya da” ifadesinin mükellefin tercih hakkına dalalet ettiğini belirttiler. İmam Ahmed bin Hanbel ve İmam Züfer ise (ilk sıradakini yapamayan ikincisine geçsin, ikincisini yapmaya güç yetiremeyen üçüncüsüne geçsin manasında) sıralamaya işaret ettiğini söylediler.

Ayetle İlgili Bazı Mülahazalar

1- Müminlerin annesi Aişe radıyallahu anha’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular: “Beş fasık var ki bunlar hem harem haricinde hem de harem bölgesinde öldürülür. Bunlar: karga, çaylak, akrep, fare ve kuduz köpektir.”[3]

2- Muhammed bin Sirin şöyle rivayet etmiştir: “Adamın biri Ömer bin Hattab radıyallahu anh’a gelerek “Ben ve arkadaşım yarış amacıyla atlarımızı dağ yolundaki bir gediğe doğru sürdük. İhramlı olduğumuz halde orada bir ceylan öldürdük. Ne yapmamızı önerirsin?” dedi. Hz. Ömer yanındaki bir şahsa “Gel, ikimiz hüküm verelim” dedi. Sonra bir keçi kesmesine hükmettiler. Adam ondan ayrılınca şöyle dedi “Bu müminlerin emiridir, tek başına hüküm veremiyor, gidip kendisiyle beraber hüküm vermesi için bir adam çağırıyor.”

Hz. Ömer adamın sözünü işitti ve adamı geri çağırıp ona “Sen Maide suresini okudun mu?” diye sordu. Adam:

– Hayır.

– Peki benimle beraber hakemlik yapan bu şahsı tanıyor musun?

– Hayır.

– Şayet Maide suresini okuduğunu söyleseydin senin canını döverek yakacaktım, dedikten sonra şöyle buyurdu “Allah azze ve celle kitabında “İçinizden adil iki kişinin vereceği hükme göre Kâbe’ye ulaşacak bir kurban (kesin)” buyurmuştur. Bu adam da Abdurrahman bin Avf’tır. [4]

İslam gerek beşerî gerekse hayvanlarla ilgili düzenlemeleri asılar önce hükme bağlamış ve her hak sahibinin hakkını vermiştir. Tüm kurallar belli ve fıtrata uygun bir şekilde düzenlenmiştir. Günümüzde hayvansever olarak geçinen cahiliye mensupları bırakın hayvanlara karşı olan sorumlulukları yerine getirmeyi, insanlara karşı görevlerini dahi yapmaktan aciz kalmış ve keyfine göre davranma yönüne gitmişlerdir. İşte burada her şeyi bilen ve hikmet sahibi olan Allah’ın hükümlerinin üstünlüğü ortaya çıkmaktadır. Cahiliye ise ne kadar propaganda yaparsa yapsın, sürekli bir kargaşa içindedir.

[1]. Aynı ayetin tefsirinden

[2]. Hill bölgesi: Harem bölgesi dışında kalan alan için kullanılır.

[3]. Buhari hn: 1829, Müslim hn:1198

[4]. Muvatta, 1/414

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.