HİNT MÜSLÜMANLARI İÇİN UMUTTAN HÜSRANA

Dünya üzerinde en kalabalık Müslüman nüfusa ev sahipliği yapan ülkelerden birisi de Pakistan.

Özellikle İslam ümmeti içerisinde geçmişten bugüne mühim bir yer tutan Hint Müslümanlarının devleti olarak görülmesi, Pakistan’ı Müslümanlar nezdinde daha mühim bir noktaya yerleştirmektedir.

Mart ayında yayınlanmış olan “Hindistan İkinci Endülüs mü Olacak?” başlıklı yazımızda, Hint Altkıtası’nda İslam’ın tarihçesine kısaca değinmiştik. İslam tarihi bakımından oldukça mühim bir yer tutan bu bölgede günümüzde var olan ve “İslami” nazarıyla bakılan yegâne devlet Pakistan’dır. (Afganistan bu bölgenin dışında yer aldığından bu vasıflandırma yapılmaktadır.)

Bilhassa bölgeye aşina olmayan Müslümanlar, Pakistan’ı Hint Müslümanlarının devleti gözüyle bakmakta ve bu hükümle değerlendirmektedir. Fakat böylesi bir kanaate varmadan önce Pakistan tarihini, siyasetini ve geçmişten bugüne Pakistan devletinin içerisine girdiği pozisyonu iyice araştırmak icap eder.

Bu ayrıntılara vakıf olmayan kimseler için, dışarıdan yapılan bir değerlendirmeyle Pakistan’ın bölgede İslam adına ve Müslümanların maslahatına hareket eden bir devlet olarak görülmesi doğaldır. Keza benzer bir şekilde Pakistan devletine iç ve dış işlerinde bağımsız, İslami bir devlet yakıştırması yapmak da meselelerin detaylarını bilmeyen kimseler için normal kabul edilebilir.

Pakistan devletinin Nisan ayı ortasında Afganistan sınırları içerisinde yaşayan muhacir sivillere yönelik katliamı, bu meselenin daha detaylıca ele alınması gereğini bir kez daha ortaya çıkarmıştır.

Pakistan Ordusunun Afganistan’daki Katliamı

Pakistan ordu güçleri, 16 Nisan 2022 tarihinde, bir Ramazan gecesinde, Afganistan’ın sınır bölgelerinde yaşayan muhacir sivilleri havadan ve karadan bombardımana tuttu.

Düzenlenen bombardıman neticesinde yaklaşık 50 sivil -inşallah- şehid olurken, onlarcası da yaralandı. Katledilen sivillerin çoğu kadınlar ve çocuklardı.

Üzerinde durulması gereken bir husus da şudur ki, Pakistan’ın katlettiği siviller, yine 2014 yılında Pakistan’ın Veziristan’daki saldırılarından kaçan kimselerdi. Yani Pakistan ordusu, gerçekleştirdiği katliamda yine kendi vatandaşı olan Müslümanları katletti. Bu husus, Pakistan devletinin kendi vatandaşlarına nasıl bir nazarla bakıyor olduğunu anlama bakımından mühimdir.

Bir Ramazan gecesinde yaşanan bu katliam, akıl sahipleri için büyük bir ibret vesilesidir. Pakistan makamları, saldırıları “kendi topraklarının Afganistan’dan hedef alındığı” iddiasıyla savunmuştur. Ölen yaşlılar, kadınlar ve çocuklara dair görüntüler medyada açıkça servis edilse de birçok Pakistan vatandaşı da bu katliamı savunmaya girişmiştir. İslam’ı, İslam kardeşliğini ve İslamca bir siyaseti reddeden ulus devletçilik mantığının Müslümanları getirdiği nokta maalesef tam olarak budur. Bir sınırın “yanlış” tarafında yaşadığı için acımasızca bombalanarak katledilen kendi hemşehrilerine dahi sahip çıkmamak. Bilakis onların katlini neredeyse kutlamak. La havle ve la kuvvete illa billah.

Söz konusu olay, Pakistan’ın, her ne kadar kendisini bir “İslam Cumhuriyeti” olarak niteliyor da olsa, kendi sınırında kurulan bir “İslam Emirliği”ne tahammül edemediğinin de açık bir göstergesidir. Tıpkı, yine kendisini “İslam Cumhuriyeti” olarak lanse eden İran’ın Afganistan’a yönelik tavrına benzer bir şekilde…

Pakistan ordu ve istihbarat yetkilileri geçmişte de Afganistan’da bir İslam Emirliği kurulmasına taraftar olmadıklarını defaatle belirtmiştir. Zaten ABD liderliğindeki küresel küfür koalisyonunun Afganistan’daki işgal sürecinde en büyük yerel destekçilerinden biri de Pakistan olmuştur.

Pakistan’ın ABD ile İttifakı

Bilhassa 2001 sonrasında ABD’nin “teröre karşı savaş” kisvesi altında İslam âlemine açtığı savaşta Pakistan, Batı’nın güçlü bir müttefiki olagelmiştir.

Hayatında silah bile görmemiş yüzlerce insanı “terörist” olduklarını iddia ederek ABD’ye resmen “satan” Pakistanlı yetkililer, bunun karşılığında büyük bir servet ve makamlar elde etmiştir. Pakistan ordusu ve istihbaratı içerisindeki kesimler, Guantanamo’ya elleriyle yüzlerce mahkûm teslim etmiş, işkence görmelerine sebep olmuştur.

Pakistan’ın ABD’ye iade ettiği Afiye Sıddıki isimli Müslüman kadının başına gelenler de hepimizin malumudur. Pakistan “İslam Cumhuriyeti”; işkence göreceğini, namusuna el uzatılacağını, cezaevinde her türlü musibete uğrayacağını bile bile Sıddıki’yi ABD’ye teslim etmiştir.

ABD’nin Afganistan’ı işgal etmesi için tüm yolları açan, NATO konvoyları ve ikmal hatları için olanaklar sağlayan Pakistan, ABD insansız hava araçlarına Müslümanları vurması için hava sahaları tahsis etmiştir.

Ayrıca Pakistan, bizatihi kendisi de Afganistan sınırında düzenlediği operasyonlarda binlerce masum sivili öldürmüş, yüz binlercesini evlerinden etmiştir. Pakistan ordu ve istihbaratının Belucistan’daki Müslüman sivillere karşı baskı ve sindirme politikası, ayrıca ülkede İslami taleplerle sokağa çıkan halka yaptıkları, bu durumu daha ileri bir boyuta taşımaktadır.

Tüm bunlara karşın Pakistan, Hindistan ile savaşlarında ise neredeyse hiçbir etkinlik göstermemiş, işgal altındaki Keşmir’i Hint işgalcilerin insafına terk etmiştir. Keşmir’in dış dünyaya açılan tek kapısı olan Pakistan, bölgeye desteğini kendi çıkarları için kullanabileceği siyasi ölçülerle sınırlamış durumdadır.

Pakistan’ı Kim Yönetiyor?

Maalesef Pakistan’ın durumu da bugün Mısır’da, Suudi Arabistan’da, Cezayir’de ve bilumum İslam toprağındaki ahval ile birebir aynıdır.

Pakistan, Hindistan’daki İngiliz sömürge yönetiminin mantığını ve siyasi tavrını miras almış bir grup seküler ulus devletçi asker ve istihbarat görevlisince idare edilmektedir. Nisan ayı başında yaşanan siyasi krizde ve başbakanın devrilmesinde de gördüğümüz üzere, ülkede ne bir İslami ajanda ne da halkın taleplerinin yönetime yansıması söz konusudur. Ülkeyi yöneten seçkin çevreler, asker ve istihbarat görevlileri kendi isteklerini müttefiklerinin çıkarlarıyla örtüşecek şekilde ülkeye yaşatmaktadır.

Kendi maddi çıkarları doğrultusunda ülkeye yön vermekte, 200 milyonluk Müslüman bir toplumun isteklerini hiçe saymaktadır. Mevcut potansiyeliyle Hint Altkıtası Müslümanları için bir dinamo görevi görebilecek kadar kaynak ve etkinliğe sahip olan Pakistan, maalesef bu haliyle, toplumun belki de yüzde 1’ini bile oluşturmayan, dar bir zümrenin çıkarlarına hizmet etmektedir. Sadece bir ülkenin değil, yüzlerce milyon Müslümana ev sahipliği yapan büyük bir coğrafyanın umutları sömürülmektedir.

Müslümanların umudu, Pakistan’ın Müslüman halkının taleplerini yansıtan, egemenliğini Allah’ın hükümlerinin tatbikinden alan, gerçek bir devletin Pakistan topraklarında hüküm sürmesidir. Böylesi bir durum hem Müslümanların hem de Pakistan devletinin maslahatına olacak, Pakistan coğrafyası da Hindistan’ın ceberut tavrına karşı izzetli bir duruşa sahip olabilecektir, vesselam.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.