HAZCILIK FELSEFESİ VE GÜNÜMÜZ NESLİNE YANSIMALARI

Hazcılık veya hedonizm, hazzın mutlak anlamda iyi olduğunu, sürekli haz verene yönelmenin en uygun davranış biçimi olduğunu savunan felsefi görüştür. Hazzı en üst düzeye çıkarmaya ve acıyı en aza indirmeye çalışan kişiye Hedonist denir.

Hedonizm yani hazcılığın çok köklü bir geçmişi vardır. Sokrates’in öğrencisi Aristippos tarafından kurulmuştur. M.Ö. 4.yy.’a kadar uzanır. Bu felsefeye göre haz veren her şey iyi, acı veren her şey de kötüdür. Yaşamanın amacı hazdır ve insan yaşamı süresince hazza yönelmeli, acıdan kaçınmalıdır. Bu yüzdendir ki anlık zevk düşkünlüklerini engelleyecek bir ahlaki değerler sistemi oluşturmak gereksizdir. Orta çağ boyunca hedonizm, erdem ve idealleriyle uyuşmadığı için Hristiyan filozoflar tarafından reddedildi. Hedonizm on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda yeniden popüler hale geldi.[1]

Hazcılığın günümüze yansımaları, etkisini artırarak devam etmektedir. Teknolojik materyallerin kıskacındaki Müslüman nesil, bu materyallerden subliminal yollarla zerk edilen “Hazcılık” zehrinin etkisiyle sarhoş edilmeye çalışılmaktadır. Bilhassa dikkat çekici reklamların içeriğine yerleştirilen şu sözlere dikkatinizi çekerim: “Haz peşindeysen, hazzı yakala, hazzı erteleme, yoğun haz.” Bunlar, ilk bakış ve duyuşta sadece bir reklam! gibi duran, aslında insanı haz odaklı yaşamaya sevk eden çok tehlikeli sözlerdir. “Sözün sihri” ile büyülenen ve etki altında kalan, bizim nesillerimiz; kâfirin kendi nesli zaten hazzın peşinde koşarken şeytana pabucunu ters giydiriyor. Kendi nesilleri gibi bizim nesillerimizi de bozmaya çalışıyorlar. Önce anne babalar bilinçli olmalı ve söz oyunlarını fark edecek ferasete sahip olmalıdır. Sonra çocuklarına bu tehlikeli akımın görünmeyen kirli yanlarını göstererek uzak tutmaya çalışmalıdır.

Müslüman, hazzı peşinde nasıl koşar? Müslümana, nasıl sadece kendi menfaati ve iyiliği için yaşar? Müslüman, nasıl sadece kendini düşünebilir? Müslüman, nasıl sadece hazzı yakalamak için yaşar? Müslümanın yaşam tarzı nasıl haz olabilir? Bunları asr-ı saadette konuşmak hatta düşünmek bile o asrın eşsiz insanlarına hayâ gelirken şimdi bize nasıl normalleşebilir ki? Hayır, bir Müslümanın hazzını hayatının merkezine koyması, hazzı için yaşaması, hazzı yaşam tarzı haline getirmesi kesinlikle normal değil. Müslüman için normal olan tek şey, hangi çağda yaşarsa yaşasın, Müslüman gibi yaşamasıdır:

“Allah ve resulü herhangi bir konuda hüküm verdiklerinde artık mümin bir erkek veya kadın için işlerinde tercih hakları yoktur. Allah’ın ve resulünün emrine itaat etmeyenler doğru yoldan açıkça sapmışlardır.[2]

İster asr-ı saadette, ister modern çağda, isterse de dijital çağda yaşasın Allah ve Rasûlü’ nün emri söz konusu olduğunda hiçbir Müminin başka yola sapma, başka şeyler düşünme ve başka şekilde davranma hakkı yoktur. Müminin kalbi, ameli, ruhu, bedeni, içi, dışı, her şeyi temiz ve güzeldir. Sahip olduğu bu güzellik, onun hazzı hayatının ölçüsü yapmasına engel olur. Onun ruhuna aldığı Kur’an ve sünnet, ameline de Kur’an ve sünnetin pratiğe geçirilmiş hali olarak yansır.

Bir insanın haz merkezli yaşaması için hazza teşvik eden vasıtaları teneffüs etmesi gerekir. Sonuçta teneffüs ettiğin şeyi solursun. Ne ile beslenirsen onun meyvesini verirsin. Neyi benimsersen onu davranış edinirsin. Ne ile meşgul olursan onu önemsersin. Dolayısıyla hazzı farkında olarak ya da olmayarak amaç edinenler, neyi soluduklarına, neyle beslendiklerine, neyi benimsediklerine ve ne ile meşgul olduklarına dikkat etmelidirler. Öyleyse haz merkezli yaşamaktan korunmanın ve neslimizi korumanın ilk yolu, ruhumuzu beslediğimiz manevi unsurlar ve hayatımızdaki önceliklere dikkat etmektir diyebiliriz.

Haz tamamen kötü müdür? Hayır. İnsanın kendisine gerekli miktarda hazza ihtiyacı vardır. Mesela fıtratta var olan yeme-içme ihtiyacı insanı ayakta tutacak kadar karşılanırsa bu ona yeter ve gerektiği kadar haz verir. Ya da yine insani bir ihtiyaç olan cinsel hazza ulaşmak için helal nikâh yolunu tavsiye eder İslam. Ama her şeyde ölçü şart olduğu gibi bunda da ölçü şarttır. Yeme içmede oburluk ve aç gözlülük insanı yeme-içme için yaşamaya sevk edebilir. Bu, bir mümin için utançtır. Mümin yeme-içme için yaşayamaz. Onlar sadece Allah’ı razı etme yolunda bir araçtır.

Abdullah bin Ömer radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kâfir yedi bağırsağı(nı doldurmak için) yer. Mümin de bir bağırsağı(nı doldurmak için) yer.”[3]

Cinsel hazda aşırıya kaçanlar da nesli bozar, toplumu ifsat eder ve Allah’ı kızdırırlar. Bu konuda ölçüyü yakalamak zor olmalı ki Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem cennet vadediyor:

Sehl bin Sa’d radıyallahu anh’dan rivayetle Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim, iki çenesi ile iki ayağı arasında bulunan hakkında bana güvence verirse ben de ona cennete gireceği güvencesini veririm.”[4]

Hazda ölçü kaçarsa bu, insanı; hazzını, heva ve hevesini ilah edinmeye kadar giderek şirke düşürebilir: “Heva ve hevesini ilah edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın? Yoksa sen onların çoğunu (söz) işitir ya da aklını kullanır mı sanıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler; hayır onlar yol bakımından daha da şaşkın (ve aşağı)dırlar.”[5]

Mevdudi, tefsirinde bu ayetleri şöyle açıklar:

“… Hevasını ilah edinen”, arzu ve tutkularının kölesi olandır. İlâhına ibadet eden biri gibi, o da tutkularına ibadet ettiğinden, bir puta tapan kadar şirk suçu işlemektedir. Hz. Ebu Umame’den rivayet olunan bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır: “Allah’tan başka kendilerine ibadet olunan sahte ilâhların Allah yanında en kötüsü, kişinin hevasıdır.”[6]

Tutkularını kontrol altında tutabilen ve karar vermede sağduyusunu kullanabilen kişinin, şirke ve küfre dalmış da olsa aklını kullanarak doğru yola gelebileceği umulur. Eğer böyle doğru yolu seçecek olursa, bu yolda da kararlı ve sağlam olur. Buna karşılık tutkularının kölesi olan bir insan, dümeni olmayan gemi gibi, hevası kendisini nereye sürüklerse oraya gider. Doğruyla yanlış, hakla bâtıl arasındaki fark onu hiç rahatsız etmez ve böylesi bir seçimde bulunmak da istemez.

 “Olsa olsa, hayvanlar gibidir onlar”, çünkü körü körüne tutkularının ardından giderler. Nasıl, koyunlar ve sığırlar sürücülerinin kendilerini nereye otlağa mı, yoksa kesimhaneye mi götürdüğünü bilmezse, böyle insanlar da nereye sürüklendiklerini -felakete mi, kurtuluşa mı- bilmezler. Aradaki tek fark, hayvanların aklının olmaması ve götürüldükleri yer konusunda sorumluluklarının bulunmamasıdır. Fakat ne yazık ki akıl nimetiyle donatılmış insanlar hayvanlar gibi davranabilmektedir. Dolayısıyla, durumları hayvanlarınkinden çok daha kötüdür.”

Hevayı ilah edinmekle ilintili bir başka ayet de Casiye Suresi 23. ayettir:

Nefsinin arzusunu ilâh edinen, Allah’ın; (hâlini) bildiği için saptırdığı ve kulağını ve kalbini mühürlediği, gözüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah’tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız?”

Demek ki hazzını, nefsini, heva ve hevesini, arzularını, ,isteklerini Allah’ın dininin önüne geçirerek hayatının merkezine koyan kişiler aklını kaybeder, sapıtır, kalbi, kulağı ve gözü mühürlenir. Artık işi sadece Allah’a kalmıştır. Bu durumdan Allah’a sığınırız. Sonunda cehennem olan hazcılık illetinden korunmak için her işte ölçüyü elden bırakmamak gerekir. Çocukları eğitirken ölçü, yiyip içerken ölçü, cinsel tatminde ölçü, yaşamı idame ettirdiğimiz her halimizde ölçülü olmak gerekir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ölçüyü aşanların helak olduğunu bildirmiştir. Ayrıca hazcılığa karşı koruyucu önlemler de şarttır. Onlardan bazılarını sayalım:

– Manevi olarak kirlenmemek,

– Nefsi terbiye etmek ve günahlardan arınmak için sürekli Tevbe etmek, ruhunu besleyen unsurların Allah’ın razı olduğu şeyler olmasına dikkat etmek; bunun için Kur’an tilaveti ve zikir programlarını aksatmamak,

– İnsanı haz için yaşamaya sevk eden görüntü ve ortamlardan mümkün olduğunca kaçınmak ve imanını artıran ortamlara katılımı ziyadeleştirmek,

– Hazzı ertelemek ve nefsin arzularını kırmak adına onun her dediğini yapmamak hazcılıktan korunmanın bazı yollarıdır.

Fedale bin Ubeyd radıyallahu anh’dan, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Allah yolunda kalbi cihada bağlı olarak ölen kimse dışında, her ölenin amel defteri kapanır. O mücahidin ameli kıyamet gününe kadar çoğaltılır ve o kimse kabir fitnesinden de emin olur” ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’ in “Mücahit, nefsi ile cihat eden kimsedir” buyurduklarını da işittim.[7]

Son olarak ölçüsüzlükten bahsetmişken Arap Cahiliyesinden bahsetmeden geçmeyelim. İslam öncesi döneme neden Cahiliye deniyordu? Kız çocuklarını diri diri toprağa gömdükleri için mi? Sapkınca nikâh çeşitleri uydurdukları için mi? Zalim oldukları için mi? Haramın her çeşidini işledikleri için mi? Elbette bunlar da sebepler arasındadır. Ama asıl neden onların “ölçüsüz” olmalarıdır. Zira ölçüsüzlük, tüm bu ve diğer günahların kapısını aralar ve insanı, nefsine tapmaya ve hazcılığa sevk eder.

[1]. İnternet bilgisi

[2]. Ahzab Suresi 36. ayet

[3]. Buhari, Et’ime, 12; Sahih-i Müslim Muhtasarı, Eşribe bölümü, hadis no: 1886; Tirmizi, Et’ime 20; Ahmed bin Hanbel, Müsned, 2/21, 43, 74,15

[4]. Sahih-i Buhari, Rikak Bölümü, hadis no: 2104

[5]. Furkan Suresi 43. Ve 44.Ayetler

[6]. Taberani

[7]. Sünenü’t-Tirmizi,Cihad’ın Faziletleri Bölümleri, hadis no: 1621

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.