DÖNMELER – 2

Günümüzde Dönmeler 

Batı’da 1880’li yıllardan başlayarak bu konuda birçok eser kaleme alınmıştır. Kapalı bir cemaat halinde yaşayan Türkiye dönmelerinin sırları, 1875-1877 yılları arasında Selânik’te bir dönmenin tamir edilmek üzere terziye bıraktığı yeleğin cebinden çıkan bir kâğıtla ifşa edilmiştir. Bu kâğıt ilk defa Selânik gazetecilerinden Saadi Levy tarafından kopya edilmiş, ardından okudukları dualar ve yazdıkları muskalar neşredilmiştir. Danon 1910 yılında, dönmelere ait İbrânî harfleriyle yazılmış ve bazı şekiller ihtiva eden bir muskayı yayımlamıştır. Bu muskanın altında Sabatay Sevi’nin mührü ile altı köşeli yıldız da (Magen David) bulunmakta, ayrıca Tevrat ve Talmud’dan alınmış ifadeler ve Tanrı Yahve’nin ismi de yer almaktadır.

Osmanlı Devleti’nde dönmeler konusunun ciddi olarak gündeme gelmesinde, Batı’daki bu yayınların yanında Tanzimat, Meşrutiyet dönemlerinde ve ondan sonra ortaya çıkan içtimaî ve siyasî hareketlerde dönmelerin üstlendiği rolün büyük payı vardır. Özellikle Balkan ve birinci dünya savaşlarındaki tutumları, Osmanlı Devleti’nin parçalanmasından sonraki dönemde bizzat kendilerinin Türk olmadıklarını açıklamaları gibi hususlar dikkate alınırsa bu durum daha iyi anlaşılır.

Dönmelerin Karakaşlar grubuna dâhil olan Rüşdü Bey, 1924’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ve Mustafa Kemal’e verdiği dilekçelerle dönmeler konusunu yeniden gündeme getirmiştir. Rüşdü Bey 1 Kânunusâni 1340 tarihli dilekçesinde, üç gruba ayrılmış olan dönmelerin aslen ve ırken yahudi olduklarını, ruhen ve vicdanen İslâm’la ilgilerinin bulunmadığını, sahte bir kisve taşıdıklarını belirtmiştir. Bu dilekçe üzerine kamuoyunda mesele tartışılmış, lehte ve aleyhte beyanlar olmuştur. Ancak dilekçede yer alan iddiaların mevcut olmadığı konusunda kesin bir şey söylenmeyerek te’vil yoluna gidilmiş ve Cumhuriyet’in kurulmasıyla dönmeliğin tarihe karıştığı savunulmuştur (!)

Yine aynı yıllarda Yunanistan’la mübadele (nüfus değiş tokuşu) söz konusu olunca Yunan parlamentosu üyelerinden Mustafa Efendi, Yunan yetkililerine başvurarak dönmelerin Türk ve Müslüman olmadıklarını bildirmiş ve mübadele harici tutulmalarını istemiştir. Ancak bu istek Yunan meclisinde, dönmelerin Türk unsurundan “bin kat ziyade muzır olduğu” gerekçesiyle reddedilmiştir.[1]

Dönmeler çeşitli mektepler açmış ve çocuklarının yetiştirilmesine özen göstermişlerdir. 1924’lerde bu mekteplerde okuyan dönme çocuklarının ezberledikleri dualar ele geçmiş, bunların, “Dünyanın yarısı demek olan mübarek Sabatay Sevi’nin ismiyle” anlamındaki bir besmele ile işe başladığı, devamının ise Yahudi kutsal kitabından alınmış cümlelerden ibaret olduğu görülmüştür. Bu bilgi ve belgeler dönmelerin kimliklerini tartışma gündemine getirmiştir. Yahudilerin de kendilerinden farklı kabul ettikleri dönmeler yarı Türk, yarı Yahudi sayılmış ve “gizli cemaat” olarak adlandırılmıştır.

Ancak tartışmalarda dönmelerin Türk toplumuna karıştığı ve gizli bir cemaat olarak yaşamadığı iddia edilmiştir (!) İşin ilginç tarafı ise 1942 yılında çıkarılan Varlık Vergisi Kanunu’nda dönmelerle ilgili olarak “D” maddesi konulmuş ve onlar için Müslümanlarla gayrimüslimler arasında bir oran belirlenmiştir.[2]

(Cumhuriyet tarihinin tartışılan yasalarından biri olan “Varlık Vergisi”, İkinci dünya savaşı döneminde belli servete sahip olan kişilerden bir defaya mahsus olmak üzere vergi alınmasıdır. Varlık vergisi 4 sınıfa ayrılarak tahsil edilmiştir.  M: Müslüman    G: Gayri Müslim      D: Dönmeler    E: Ecnebi (Türkiye vatandaşı olmayanlar) 

Dışişleri, maliye, eğitim, basın-yayın ve üniversiteler başta olmak üzere çeşitli alanlarda görev yapanların yanında özellikle ticaret ve sanayide önemli başarılar elde eden dönmeler de vardır. Bugün Türkiye’nin en etkili aydınları, gazete sahipleri ve köşe yazarları arasında dönmelerin de bulunduğu iddia edilmektedir.

Bu hususta dönme cemaati içinde doğup büyüyen fakat Müslüman geleneklerine göre yaşamayı kabul etmeyip açıktan Yahudi olduğunu beyan edenlerin vermiş oldukları bilgiler bu iddiaları güçlendirmektedir.

Sabetaycılık çalışmalarıyla ilgili olarak Prof. Dr. İlber Ortaylı, ondan şöyle söz ediyor: “Bugün Sabetaycılar kendilerini henüz açıklamaz. Tek istisnanın, ama hakikaten tek istisnanın Ilgaz Zorlu olduğunu takdirle belirtmek gerekir.”[3]

Yine Atatürk İlkelerinin yılmaz savunucusu olarak bilinen Prof. Dr. Selçuk Erez, Ilgaz Zorlu’nun “Evet Ben Selanikliyim” isimli kitabı hakkında şunları söylemektedir: “İlk defa Ilgaz Zorlu, bu konuyu bilimsel ve objektif bir açıdan ele almış ve çeşitli nitelikleri ile incelemiştir. Kudüs’te sabetaycılığın önemli kaynaklarının korunduğu Ben Zewi Enstitüsü’nde yaptığı araştırmalar ve sabetaycı ailelerle yaptığı belge ve bilgi biriktirme amaçlı görüşmeler bu konuda yeterli bir düzeye ulaşılmasına yol açmıştır.”[4]

Ilgaz Zorlu Kimdir?

1969, İstanbul doğumludur. Selanik’te Atatürk’ün ilk öğretmeni olan Şemsi Efendi (Haham Şimon Zvi)’nin altıncı kuşaktan torunudur. İlk ve ortaöğrenimini İstanbul’da tamamladıktan sonra, Uludağ Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünü (1990) bitirmiştir. 1990-91 yılları arasında Dr. Gad Nasi’nin yardımları ile Kudüs’te bir yıl süren araştırmalarda bulundu. Bu arada Sabetaycılığın önemli kaynaklarının bulunduğu Ben Zwi Enstitüsünde incelemeler yaptı. Yavne Kibbutz’unda Yahudi tarihi ve kültürü konusunda eğitim gördü. Yaşamını ve çalışmalarını İstanbul’da sürdürdü.

Sabetaycılık konusunda tartışmalara yol açan yazılarını önce Birikim, Tarih ve Toplum, Toplumsal Tarih ve Tiryaki dergilerinde yayımladıktan sonra 1998’de Evet Ben Selanikliyim-Türkiye Sabetaycılığı adı altında kitaplaştırdı. 2000 yılı başlarında Zvi-Geyik Yayınevini kurarak aynı konuda Prof. Abraham Galante’nin Sabetey Sevi ve Sabetaycılığın Gelenekleri ve Mehmet Şevket Eygi’nin Yahudi Türkler yahut Sabetaycılar adlı iki önemli eseri yayımladı.

Ilgaz Zorlu ile Röportaj

Hürriyet Gazetesi19.09. 1998 tarihinde yayınlanan nüshasından: 

Selanikli deyince ne gelir aklınıza?

Selanikli Yunanlılar, Nazilerin katlettiği Selanikli Yahudiler, 1924’te mübadeleyle Türkiye’ye göç eden Selanikli Müslümanlar yine aynı mübadeleyle gelen “dönmeler.”

İşte ‘‘Selanikli’’ denildiğinde, özellikle son kategoride olanlar kastedilir. 17. yüzyılda Mesihliğini ilan edip, sonra Müslümanlığı kabul etmek zorunda kalan İzmirli Yahudi Sabetay Sevi’nin yandaşı birkaç ailenin soyundan gelen ‘Selanikliler’ daha doğrusu ‘sabetaycılar’ 350 yıl cemaatleri hakkında ser verip, sır vermediler. Ama 1990’larda içlerinden biri yazmaya, anlatmaya başladı. Ilgaz Zorlu …

Sabetaycılığı ne zaman keşfettiniz?

Annemle babam çalışıyorlardı, bana anneannem baktı. Anneannem Selanik’te doğmuş ve 24 yaşında mübadeleyle buraya gelmiş. Atatürk’ün ilkokul öğretmeni Şemsi Efendi de dedemin dedesi. Şemsi Efendi yaşadığı dönemde, büyük bir Kabbala bilgini ve sabetaycılar içindeki cemaatleri (Kapancılar, Karakaşlar, Yakubiler) birleştirmeye çalışıyor. Düşünün, üç yüzyıl boyunca müslüman gözüküyorsunuz, içerde yahudiliği uyguluyorsunuz, daha doğrusu yahudiliğin kabbalistik, mistik bir bölümünü. Cemaat tamamen içine kapalı. Ben 19 kuşak boyunca Sabetay Sevi’nin kardeşinin soyundan bir aileden geliyorum. Büyükannemin çok sağlam bir sabetaycı kültürü var, ama korkuyor. Çünkü Varlık Vergisi olayını, ondan önce Karakaş Rüştü olayını yaşamış. Cemaat asimile olma kararı almış.

Karakaş Rüştü olayı nedir?

Sabetaycıların Karakaş grubundan olan bu adam 1924’te bir anlaşmazlık sonucu cemaatin sırlarını gazetelere ifşa ediyor ve Atatürk’e mektup yazıyor. Biz asimile olamıyoruz, bizi ne olur Müslüman yapın diyor. Anneannem korkarak anlatırdı. Bu olay olduğu zaman evleri basacaklar şayiası ortaya çıkmış. Birçok aile ellerindeki belgeleri yakmış.

Size de aynı gözle bakanlar var mı cemaat içinde? İkinci Karakaşzade Rüştü olduğunuzu söyleyenler?

Evet, evet tabii. Benim için önce bu adam kendini Sabetay Sevi sanıyor dediler. Deli olmakla, Karakaşzade Rüştü olmakla, Mesih olmakla suçlandım. ‘‘Allah kahretsin, başımıza dert açacaksın’’ dediler.

Büyükannenizden neler öğrendiniz?

Ben büyükannemi tanıdığım zaman yaşlanmıştı. Sürekli Sabetay Sevi, Sabetay Sevi diye anlatıyordu. Öğrendiklerimi anneme söylediğim zaman bir temiz sopa yedim. Annem attı beni evden. Hakikaten attı, sekiz yıldır da görmüyor. Çocukluğumda büyükannemin arkadaş grubuyla beraberim. Büyükannemin grubunda dini ritüeller(ayinler) uygulanıyor. Hanımlar bir araya gelirdi. Fatma Hala dediğimiz bir akrabamız vardı. Birden bir kitap çıkarır ‘‘Sabetay Sevi’’ diye bir dua okumaya başlardı. ‘‘Aman Fatoş kimsecikler duymasın’’ denir, perdeler kapanır, ben yatağa götürülürdüm. Bu insanlar hala Sabetay Sevi’ye inanıyorlardı, ama gizliyorlardı. Büyükannem öldükten sonra onun arkadaşlarıyla birebir konuşmalar yaptım, kasetlere aldım. Bu iş çok hoşuma gitti. Gizli olması ilginçliğini daha da arttırıyor. Unutmuyorum, büyükannem arkadaşlarıyla sokakta yürürken bir hanıma selam verdi, sonra, ‘‘aman selam verdiğimi görmesinler’’ dedi. ‘‘Neden’’ diye sordum. ‘‘O komşulardan’’ dedi. Komşular, sabetaycılar içinde bir grubun diğer grup için söylediği bir söz. Bütün bunları kafama taktım.

Sabetaycılar Yahudidir

Cemaatin yaşlılarıyla konuştunuz…

Sözlü tarihi başlattım cemaat içinde. Büyükannemin kuşağındaki 65-70 kişiyle tek tek konuştum. Karşıma ilk şu çıktı: Biz Selanikli değiliz! Ben o yüzden kitabım adını ‘‘Evet, Ben Selanikliyim’’ koydum. Selanikli olmak utanç verici bir şey gibi kabul ediliyordu. İnsanlar, sizin fikirlerinizi eleştirmekle uğraşmıyor, geçmişinizle uğraşıyor. Pis Yahudi, pis dönme diyor. Ben buna karşı çıktım. Dedim ki evet ben dönmeyim, Selanikliyim. 1991’de İsrail’e gittim.

Araştırmanızı sürdürmek için mi yoksa Sabetaycılığın kökeninin Yahudilikte olduğunu görüp Yahudi olmam gerekir düşüncesiyle mi gittiniz?

Evet, bunu düşündüm ve hiçbir zaman gizlemedim. Sabetaycılık yahudiliğin bir parçasıdır.

Eski kuşaktan olan sabetaycılar da kendilerini Yahudiliğin bir parçası olarak mı niteliyorlardı?

Sabetaycılar kendilerinin gerçek Yahudiler olduğuna inanıyorlar. İsrail’de inanılmaz bir şey buldum. İkinci Cumhurbaşkanı İzak Ben Zwi, bir sabetaycı. Ailesi Polonyalı ama Osmanlı döneminde Türkiye’de eğitim görmüş. Sonra da Filistin’e gitmiş. Sabetay soyundan geldiğini belgelemek için Ben Zwi (Sabetay’ın soyadı) soyadını almış. Mirasını Ben Zwi Enstitüsü’ne bağışlıyor. Sabetaycıların kaynaklarının İsrail’e getirilmesi için talimat veriyor. Ama Sabetaycılık İsrail’de yoktur. Oradaki görüş şudur: Bunlar 350 yıl önce Yahudilikten ayrılmış, müslüman olmuşlardır. Ama burada hep bir açık kapı bırakmak zorundalar. Çünkü Yahudilikten insanlar atılamaz. Kökene bağlıdır. 350 sene boyunca bu adamlar Yahudilik inancını sürdürdü. Bugün herkes bunu devam ettiriyor demiyorum tabii.

Niçin Yahudi olmak istediniz?

Bu sembolik bir olaydı. Örneğin sabetaycı bir genç kız bir Yahudi erkekle evlendiği zaman çocukları Yahudi kabul edilmiyor. Ben bunun düzeltilmesini istiyorum. Başvurdum. Resmi başvurularımı yok sayıyorlar. Türkiye-İsrail ilişkilerine bakıyorlar.

Cemaatin içinde gerçekten Müslüman olup da giden var mı?

Ben bunu hiç görmedim. Ateist olanlar veya yeni bir akım olarak Budizm gibi dinlere ilgi gösterenler var.

Sabetaycılar, kendilerinin genel Yahudilik şemsiyesinin bir parçası olduğu yolundaki düşüncenizi paylaşıyor mu?

Bir sabetaycı ailede kız bir yahudiyle evleniyor. Sabetaycı kızın annesi diyor ki “Kızım aslına döndü.”

Ilgaz Zorlu’nun Sabataistler Hakkında Mahkeme Beyanları

Ilgaz Zorlu, sabataistler hakkında konuşmaya ve bazı isimler zikretmeye başlayınca özellikle bu kesimden birçok kişi kendisine karşı Türkiye mahkemelerinde dava açmışlardır. Ilgaz Zorlu’nun bu Mahkemelerde beyan ettiği ifadelerin bir kısmı şunlardır:

Ilgaz Zorlu’nun Mahkemeye Sunduğu Savunması

(Kadıköy 4. Asli Hukuk Mahkemesi Hâkimliğine Dosya No: 2001/265E)

Ben anne tarafından “ Sabetaycı kökenli” bir aileye mensup olarak doğmuş ve dolayısıyla “Yahudi” ve “ Musevi Dinine İnanan” bir kişiyim. Tüm hayatım boyunca “ Sabetaycılığın Musevi Dininin ve Musevi Kültürü’nün bir parçası” olduğunu savundum, bu sebeple nüfus kâğıdımda yer alan din hanemi değiştirmek için yargıya başvurdum. Taleplerim mahkeme tarafından kabul edildi. Nüfus cüzdanıma dinim Musevi olarak yazıldı ve bu karar da Türkiye Hahambaşılığı tarafından da tasdik edildi. Bugün artık Türkiye Yahudi Cemaati’nin bir üyesi konumundayım. Türkiye’de kamu yönetimi alanında tamamladığım üniversite eğitimim sonrasında İsrael’de Tevrat’ta da adı geçen ve bugün Yavne Kibutzu’nun içinde yer alan “Yavne Din Okulu” nda bir yıla yaklaşık bir süre ile “Yahudi Din ve Tarih Eğitimi” aldım.

Bir dine inanmış olduğunu söylemekle hakikaten inanma arasındaki farkı da bilmekteyim. Bu sebeple Türkiye’de müslüman olduğunu söyleyerek başta A.B.D olmak üzere Avrupa ülkelerinde “Türkiye’de baskı gördükleri için gizli Yahudi kaldıklarını belirten” sabetaycı cemaatin bu davada adı geçen üyelerinden faklı olarak ben açık ve seçik olarak Yahudi olduğumu bildirmiş ve bunu da mahkeme kararı ile tescil ettirmiş olmaktayım.

Sabetaycılık konusunda, savunmamın ekinde verdiğim çeşitli lisanlardaki makalelerden de anlaşılacağı gibi on yedi yıla yakın bir zamandır yapmış olduğum araştırmalar Jerusalm Report, Jerusalem Post, Ha’Ertz, Yeruşalayim gibi dünyaca tanınan ve saygı gören basın organlarında yayımlanmış, hakkımda internette onlarca site açılmış, pek çok araştırmacı beni ve eserlerimi kaynak olarak göstermiştir.

Benim hakkımda dava açanlar dava dilekçesinde yer alan “aktüel hiçbir özelliği bulunmayan, tarihin derinliklerinde kalmış, sabetaycılık olayını kaşımak” tabiri ile aslında sabetaycılığın varlığını kabul etmişlerdir. Yine bu davayla birebir alakası olan ve halen İstanbul Adliyesi’nde devam etmekte olan Terakki Vakfı’nın davacı olduğu davalarda da yer alan “hiçbir özelliği ve cemaat etkinliği kalmamış olan Sabetaycılık” ifadelerini de kullanmak suretiyle Sabetaycılığın bir cemaat olarak varlığını kabul etmiş olmaktadırlar. Bu şahıslar Sabetaycı kökenlidirler ya da en azından evlilikler yoluyla sabetaycı cemaate girmişlerdir ve kendileri devlet içerisinde silahlı kuvvetlerden dışişleri bakanlığına kadar pek çok alanda birebir örgütlenme suretiyle adeta bir derin devlet yaratma amacındadırlar.” 

Bu cemaat üyeleri gizli Yahudi’dirler. Türkiye kamuoyunda gündemi oluşturacak şekilde bir gruplaşma halindedirler ve ne yazık ki maksatlı olarak bazıları 1919’dan beri süregelen bir cemaat politikası neticesinde Türkiye’nin bağımsızlığını ve bölünmez bütünlüğünü hedef alarak bir başka ülkenin yönetimi altına sokulmasını istemektedirler. Bu amaçla da gizli bir örgüt üyesi gibi çok mühim çalışmalar yapmaktadırlar. Bu kişiler ve kendilerine kan bağı ile bağlı olan akrabaları; Türk basını içinde kökenleri 1919’lara kadar dayalı bir şekilde bir menfaat grubu oluşturmuşlardır.

Aynı şekilde Şişli Terakki Lisesi isimli bir cemaat okulunun da yönetiminde bir arada bulunmak suretiyle hiç kimsenin dikkatini çekmeden örgütün faaliyetlerini sürdürmektedirler. Sabetaycıların 19. yüzyılda aynı gizli örgüt mantığı ile yer aldıkları Mason Locaları, Melami Tarikatı ve İttihat Terakki Partisi bugün yerini Şişli Terakki Lisesi’ne bırakmıştır. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir okulmuş gibi algılanan bu okulun yönetiminde yer alanlar bugün Türkiye yönetimine hazırlanan ve perde arkasında da çok ciddi politik ilişkileri olan kişiler olduğu iddiasını da dile getirmektedir…

Şişli Terakki Lisesi’ Hakkında;

Okulun kurucusu olan, bir eğitim gönüllüsü, kendini sabetaycı harekete vakfetmiş ve bu hareketin içinde yer almış bir din adamı olan Rabbi Şimon Zwi (Şemsi Efendi) benim de büyük büyük babamdır. Bu sebeple onunla aynı aileden gelmem hasebiyle Terakki vakfı’nın ve mülklerinin içine düşürülmeye çalışıldığı kötü durumla yakinen ilgilenmekteyim. Bilindiği üzere Şemsi Efendi (Şimon Zwi) büyük Atatürk’ün de öğretmeni olmuş ve onun anılarında yer almıştır.

Şemsi Efendi bir din adamıdır, bir hahamdır. Bu sebeple ilk anda cemaat gençlerinin rahatlıkla dini eğitim alacakları bir okul kurmayı tasarlar. Nitekim modern tarzda eğitim veren ve eğitim tarihimize geçen Selanik’te kurulan ilk çağdaş eğitim yuvasını kurar.

Kapancılar Grubu Şemsi Efendi mektebini ilk anından itibaren desteklemişlerdir. Hatta cemaatin zengin üyeleri bunun daha da geliştirilerek köklü bir eğitim müessesesi haline getirilmesi için uğraşmışlardır. Nitekim daha sonra vakıf haline getirilen Selanik Terakki Mektebinin – bugünkü adıyla Şişli Terakki Lisesi-  tarihçesini anlatan ve okul tarafından yayımlanan Terakki Vakfı Şişli Terakki Lisesi’nin “Dünü Bugünü Yarını” isimli kitapta okulun temeli Şemsi Efendi mektebine dayandırılmaktadır. (Baskı Yılı: 1979)

Sabetaistliğin kurucusu Sabetay Sevi’nin soyundan gelen torunu Ilgaz Zorlu’ya göre; Türk Masonlarının büyük çoğunluğu Sabetayistlerin “Kapani” kolundan gelmiştir. Ayrıca Fahri Korutürk başta olmak üzere Türkiye’de seçilen Cumhurbaşkanlarının önemli bir kısmı da Sabetayistir. Ordu komutasında yer alan birçok kişi de Sabetayist inanca bağlıdır.

Yine Türkiye’de “İslam inancını” baskı altına alarak devre dışı bırakmayı amaçlayan “katı Laiklik” söylem ve eylemlerin arkasında da Sabetayistlerin ciddi faaliyet ve yönlendirmeleri olmuştur.[5]

Sabayataistlerin Meşhur Mezarlığı Bülbülderesi Mezarlığı

Bülbülderesi Mezarlığı birkaç adadan oluşmaktadır. Mezarlığın Selanikliler tarafı Sabetaist Mezarlığı olarak da zikredilmektedir.

Bülbül deresi, Üsküdar Selanikliler Sokağı arasında Selanikliler ‘in çoğunlukta olduğu Karakaşlar ve Kapancı cemaatinin de defnedildiği mezarlıktır. Burada sanat camiasından bürokratına, bilim dünyasından, siyasetçisine birçok önemli ismi bulunur. Bu mezarlıkta birçok Müslüman mezarlığında olmayan ve müslüman mezarlarından ayırt edilebilecek unsurlar bulunmaktadır. Örneğin; çerçeveli fotoğraflar, Obeliskler, Süleyman tapınağının iki girişini sembolize eden Jakin Boaz sütunları, Üç başlıklı mermer sütunlar, mermer kabartmalı yüksek sütunlar, akasya motifleri, birbiri ile tokalaşan el sembolleri, ezoterik (gizemli) işaretler, gizemli sözler ve ağıtlar gibi… Ayrıca bu mezarları Müslüman mezarlarından ayıran en önemli özellik de birçoğunun kıble yönüne bakmayışıdır.

Bülbül deresi Mezarlığı Sabetayistler için özel bir önemi vardır. Sabetay Sevi ve yirmi altı halifesinin soyundan olmayan kimsenin buraya gömülememesidir. Buradaki aileler birbirleri akrabadır ve cemaatin en önde gelen aileleridir.
Sabetay Sevi ve yirmi altı halifesinin soyundan olmayan Sabetaycı aileler ise; Feriköy, Aşiyan, Zincirlikuyu, Karacaahmet, Edirnekapı, Nakkatepe gibi mezarlıklarda, cemaate ait adalara ve bölümlere gömülmektedir. [6]

Selanik doğumlu Yazar Münevver Ayaşlı hatıralarında Bülbül deresi mezarlığı için şunları söylemiştir: “Dönmeler İstanbul’da da yine eskisi gibi İzmir’de Selanik’te olduğu gibi yaşamışlardı. Dönmelerde o kadar fark gözetenler vardı ki, kendi mezarlıklarına gömülmek isterler, zinhar Türk Müslüman mezarlıklarına gömülmek istemezlerdi. Kendi mezarlıkları Üsküdar’da Bülbül deresi Mezarlığıdır…”[7] 

Amerikalı Araştırmacı İrwin M.Berg, “Dönmeler Kimdir ?” isimli makalesinde, Bülbül deresi mezarlığında yaptığı gözlemeleri şöyle belirmektedir:

“Sabataycıların kendilerine özgü mezarlıkları vardır. İstanbul Üsküdar Bülbül deresi mezarlığı Karakaşlara ve Kapancılara aittir. Kapancıların ve Karakaşların mezarları birbirinden ayrıdır. Maçka Mezarlığı, Dönmelerin diğer bir kolu olan Yakubilere ait olan bir mezarlıktır. Daha bilinmeyen Dönme mezarlıklarda vardır. Bülbül deresi Mezarlığında ki mezar taşlarının üzerinde fotoğraflar, yazılar, manalı sözler vardır. Bilakis fotoğrafları olan aileler dönme oldukları hemen belli ederler. Bazı mezar taşları İslami simgeler taşır, mezar taşlarında Ruhuna Fatiha yazar, fakat bu mezarlıkların çoğu kıbleye bakmaz. Gizledikleri kimliklerini mezar taşlarında manalı şiirlerle belirtmişlerdi.” [8]

Dönmelerin Siyaset, Fikir, Eğitim ve Ekonomi Alanındaki Etkileri

Siyaset Alanında Dönmeler

Cumhuriyet döneminde gerek siyasetin içinde gerekse devlet kademelerinde görev alan birçok dönme mevcuttur.

Bunların içinde Dışişleri bakanlığı, Büyükelçilik, Valilik, TRT genel müdürlüğü, generaller, belediye başkanları, baro başkanlığı yapan kimseler mevcuttur. [9]

Fikir ve Edebiyat Alanında Dönmeler

Edebiyat, yazı ve fikir alanında da önemli dönmeler mevcuttur. Yahudi ve Dönme kökenli yazarların ve fikir adamlarının çalışmaları iyi tahlil edilirse özellikle Cumhuriyet döneminin ideolojik ve fikirsel alt yapısının oluşturulmasında ve bunun topluma kabul ettirilmesi çalışmalarında önemli rol üstlendikleri görülür.

Dönmeler sadece cumhuriyetin kurucu felsefesi ve bu felsefenin halka kabul ettirilip içselleştirilmesi yönünde ideolojik fikirler ve edebi eserler kaleme almakla yetinmemişler aynı zamanda birçok gazete, dergi ve haber ajansları kurarak kamuoyunu yönlendirme ve yönetme hususunda da ciddi işler başarmışlardır. Bu alanda ismi öne çıkmış pek çok meşhur isimler vardır. [10]

Eğitim Alanında Dönmeler

Dönmeler, Yahudiliklerini gizleyen ve kendilerini Müslüman olarak lanse eden cemaat olmalarına rağmen gizli inançlarını koruyabilmek ve bu inançlarını yetişen nesillerine de aynen aktarabilmek için kendi eğitim kurumlarını kurmaya büyük özen göstermişlerdir.

Dönmeler’in eğitim alanındaki en önemli üstatlarından biri hiç kuşkusuz Sabetaycı neslin eğitimi için verdiği çabalarla öne çıkan Kabbalist ve din adamı olan Selanikli Şemsi Efendi’dir.

Cemaat gençlerinin ne denli bir sorunla karşı karşıya kaldığını gören Şemsi Efendi (Şimon Zwi), kendi imkânlarıyla Selanik’te ilkokul seviyesinde bir eğitim kurumu kurmuştur. Almış olduğu Batılı eğitimin etkisiyle bir süre sonra okulu Selanik’te önemli başarılar kazanmıştır. Cumhuriyetin kurucusu Atatürk de bu okulda bir süre okumuştur.

Dönmeler Selanik’teki eğitim kurumlarının yanı sıra İstanbul ve İzmir’de de önemli eğitim kurumları kurmuşlardır. Bunların en başta geleni ise İstanbul’daki Feyziye Mektebi idi. Feyziye Mektebi’nin de temeli aslında Selanik’te atılmıştır. İlk olarak 1885’te Selanik’te Feyzi Sıbyan adıyla bir okul kuruldu. Balkan Harbi sırasında ekonomik krize giren bu okul, Sultan II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden sonra iş başına gelen hükümette Maliye Bakanı görevini alan Cavit Bey’in maddi yardımlarıyla kurtarılmıştır. İstanbul’daki Feyziye Mektebi bugün Işık Lisesi adıyla faaliyetini sürdürmektedir. Bu alanda daha başka eğitim kurumları da faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu eğitim kurumlarının kuruluş amacı; Dönmeler’in çocuklarının Müslümanların çocuklarına karışıp bozulmamalarını ve gizli olarak sakladıkları Sabetaycı (gizli yahudi) inançlarını muhafaza edip korumalarını sağlamaktır. [11]

Ekonomi Alanında Dönmeler

Türkiye Yahudilerinin ve onların gizli kanatları durumundaki Dönmeler’in en çok ağırlık verdikleri alan ekonomik alandır. Bu alanda hem Yahudiliklerini açığa vuranlar hem de bu kimliklerini gizleyerek “Dönmeler” kitlesi içinde yer alanlar etkin faaliyet içine girmişlerdir. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde onlara bu sahada bazı kolaylıklar sağlanmıştır.

Cumhuriyet döneminde ekonomik alanda çok önemli noktalara gelmişlerdir.
Bunlar birçok vakıf, dernek ve sanayi kuruluşlarına üye ve başkanlık yapmaktadır. Bu vakıf, dernek ve sanayi kuruluşlarının tümü Türkiye’deki yönetimi etkileme, Türkiye-İsrail ilişkilerini güçlendirme, Türkiye’deki yahudi azınlığın çıkarlarını koruma, Türkiye’den İsrail’e menfaat sağlama gibi muhtelif lobi faaliyetleri yürütmektedir. [12]

Osmanlının son yılları ile Türkiye Devletinin kuruluş aşamasında, stratejik mevkilerde Sabetaycı kökenli olarak bilinen isimlere rastlamak mümkündür. Bakanlar, milletvekilleri, valiler, müsteşarlar, büyükelçiler, gazeteciler, öğretim görevlileri, doktorlar, avukatlar, iş adamları ve sanayiciler arasından kamuoyunda tanınmış kişiler çıkarmışlardır. [13]

Yahudi asıllı aynı zamanda Türkiye vatandaşı olan Oda TV yazarlarından Rafael Sadi’nin açıklamaları, dönmelerin devlet kurumlarında ne denli etkin olduklarını göstermesi açısından önemlidir: “Sabatay Sevi’nin müritleri Almanya’nın Türkiye’yi işgal etmesini engellemiştir ve o dönem Türkiye’de siyasal, diplomatik, askeri, kültürel, akademik, ticari, mesleki elitinin büyük çoğunluğunu bakanlar kurulunun hemen hemen tamamı Sabataycılardan oluşmakta idi.” [14]

Sonuç olarak;

Muhakkak ki makyavelist (hedeflerine ulaşabilmek için her türlü yolu mubah gören) ve kendini gizlemeyi esas alan her toplulukta olduğu gibi Yahudi asıllı Dönmelerinde temel amacı içinde bulundukları toplumun can damarlarını ele geçirerek sisteme hâkim olmaktır.

Bu sebeple devlete ve topluma yön verme noktasında ciddi öneme sahip olan dışişleri, ekonomi, eğitim, kültür ve adalet bakanlıklarında, basın-yayın, ticaret ve sanayi gibi birçok alanlarda Müslüman görünümlü Dönmeler mevcuttur.

Bundan daha da vahim olan ise Müslüman görünümlü bu Dönmelerin dini kisveye bürünerek bazı dini/sufi topluluklar içinde de yer almış olmalarıdır. Unutulmamalıdır ki Dönmelerin neredeyse istisnasız birçoğu İslam düşmanıdır. İslam dinini tahrif etme, onun inanç, amel ve ahlak değerlerini bozma çalışmalarının ardında etkin güç olarak bulunmaktadırlar. Lakin bu kişilerin çoğunun medya önünde Müslümanlığın ahlaki değerlerini övdüklerini, dini gün ve gecelerde mesajlar yayınladıklarını, cenaze namazlarına ve bayram namazlarında katıldıklarını, dillerinden Allah kelimesini hiç düşürmediklerini de sıkça görebilirsiniz. 

Siyasette, eğitimde, bürokraside, ekonomide, askeriyede ve dini alanlarda etkin olan Dönmeler çıkarları neyi gerektiriyorsa o yönde tavır almakta tereddüt etmezler. Bazen dini bir cemaat üzerinden bazen İslamcı görünen siyasi partiler üzerinden amaçlarına doğru yol alırlar.

Ehli Küfür Hep Galip, Müslümanlar hep mağlup mu olacak? 

Şanı yüce Allah’a, onun ilminin genişliğine ve kudretinin sonsuzluğuna inanan Müslümanlar olarak şunu çok iyi bilmemiz ve samimiyetle iman etmemiz gerekir ki; ehli küfür ne kadar güçlü olursa olsun ne kadar hile, tuzak, plan yaparsa yapsın şanı yüce Rabbimiz onların tuzaklarını, hilelerini, planlarını boşa çıkaracak ve başlarına geri döndürecektir.

Fakat biz Müslümanların Allahu Teâlâ’nın bu yardımını alabilmemiz için bazı şartları yerine getirmemiz gerekir. Bu şartlardan ilki Allah’a ve onun dinine teslimiyettir. Bu hususta Allah’a karşı samimi olacak, onun emirlerine itaat edip yasakladıklarından uzaklaşacağız. İkinci olarak Allah’ın dinini yaşama ve yaşatma gayreti içinde olurken başımıza gelebilecek musibet ve sıkıntılara yine onun rızasını umarak Allah için sabredeceğiz. İşte o zaman Rabbimizin, süper güçlerin süper tuzaklarını başlarına nasıl çevirip onları helak ettiğini göreceğimiz günler pek yakındır.

“…Eğer siz sabırlı olur, Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez. Çünkü Allah onların işlediklerini kuşatmıştır.” (Âl-i İmran, 120)

“…Onlar böyle bir tuzak kurdular. Biz de kendileri farkında olmadan, onların tuzaklarını başlarına çevirdik” (Neml, 50)

“Allah’a emanet olunuz”

[1]. TDV İslam Ansiklopedisi, “Dönmeler” maddesi

[2]. TDV İslam Ansiklopedisi, “Dönmeler” maddesi

[3]. Tiryaki, Mayıs 1998, sayı:24

[4]. Cumhuriyet Dergi, 30.08.1998, s:19

[5]. https://ipekçilero.blgspot.com

[6]. Rüştü Karakaşlı, Nazif Özge ve Gerçel Ailesi, Sosyalist Kültür Dergisi, 2009

[7]. Ayaşlı Münevver, Rumeli ve Muhteşem İstanbul, Timaş Yayınları, 2003, İstanbul, s.99

[8]. http://www.kulanu.org

[9]. http://sabatay.wordpress.com

[10]. http://sabatay.wordpress.com

[11]. http://sabatay.wordpress.com

[12]. http://masonlar.org

[13]. İlmi Mercek Dergisi 11. sayı (Mayıs 2005)

[14]. https://www.dosyatv1.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.