ARACI KURUMLARIN ZEKÂT MALLARI HAKKINDAKİ TASARRUF YETKİSİ

Allah azze ve celle, “Sadakalar (zekâtlar), Allah’tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe, 60) buyurarak zekât mallarında hak sahibi olan kesimleri bizzat kendisi belirlemiştir.

Bu konuda devlet yöneticilerinin herhangi bir içtihad yetkisine sahip olmadıklarını, sadece zenginlerden toplamakla mükellef oldukları zekât mallarını müstahak kesimler arasında taksim etmekle yükümlü bulunduklarını beyan etmiştir. Dolayısıyla devlet veya İslam devletinin olmadığı dönemlerde diğer hayır kurumları, zekât konusunda çok kısıtlı bir yetkiye sahiptirler. Yetkiden daha çok zekât mallarını toplamak, korumak ve müstahak olanlara ulaştırmakla sorumludurlar. Bu konuda hayır kurumlarının tasarruf yetkisi yok denecek derecede azdır. Zira hayır kurumları zekât mükellefi olan kimselerin vekili konumunda olup, onlar adına zekât mallarını müstahak kesimlere ulaştırmakla görevlidirler. Nitekim bu konuda rivayet edilen bir hadis-i şerifte, zekât malları hususunda devlet başkanının dahi ancak taksim etmekle yükümlü olduğu şu şekilde beyan edilmiştir:

Ziyad bin Haris es Sudai radıyallahu anh dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e gelip biat ettim. O sırada bir adam gelerek: “Bana sadakadan/zekâttan ver!” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem adama: “Allah, sadakalar hususunda ne herhangi bir peygambere ne de bir başkasına hüküm verme yetkisi tanımadı; hükmü bizzat kendisi verdi. Ve sadakaları sekiz hisseye ayırdı. Eğer sen bunlardan birine girersen senin hakkını derhal sana veririm” buyurdu.[1] Bu husus Buhârî ve Müslim’in rivayet ettikleri hadis-i şerifte şu şekilde ifade edilmiştir: “Allah’ın kendilerine, zenginlerinden alınıp fakirlerine verilecek zekâtı farz kıldığını bildir.”[2]

İşte bütün bunlardan dolayı âlimler, zekât mallarının toplanıp taksim edilmesi hususunda azami derecede dikkat edilmesi gerektiğini belirtmiş ve bu konuda ağır şartlar koymuşlardır. Zira zekât, müstahak olan kesimlerin, zekât mükellefi olan kesimlerin mallarındaki haklarıdır. Mükellefin vereceği zekât malını Allah azze ve celle teslim alıp, fakire kendisi vermiştir. Dolayısıyla aracı kurumlar, zaten fakirin hakkı olan bu malı toplayıp ona teslim etmekle yükümlüdürler.

Bu ve benzeri sebeplerden dolayı hayır kurumlarının organize ettiği kermeslere verilen zekât malları konusu, ilmî komisyon tarafından ele alınıp incelenmiştir. Konunun hassasiyeti açısından şu şartlara riayet edilerek zekât mallarının kermes aracılığıyla nakde çevrilmesi uygun görülmüştür. Bu şartlara riayet edilmemesi durumunda büyük bir sorumluluğun meydana geleceği ve zekât mustehakkı olan kesimlerin haklarına girilmiş olacağını özellikle belirtmek isteriz.

1- Kermese mal alınırken zekât mı yoksa infak mı olduğu belirlenmelidir. Çünkü infak mallarının hükmü ve gelirinin sarf edilebileceği yerler, zekât mallarının hükmünden ve sarf edilebileceği yerlerden farklıdır. Kermese kabul edilen malların zekât mı yoksa infak mı olduğu daha baştan belirlenmelidir ki, mallar satılırken zekât mallarının kıymetlerinin altında satılmaması kaydına riayet edilebilsin. İnfak malları ise, maslahata en uygun kıymet üzerinden satılıp nakde çevrilebilir.

2- Zekât malları, kermese geliş fiyatı üzerinden satılmalıdır. Zekât mükellefi olan kişi, verdiği mallar hususunda birim başına ne kadar kıymet koymuşsa, bu kıymetin altına düşülmeden satılması gerekir. Zira zekât mükellefi olan kişinin malında, zekât mustehakkı olan kesimlerin hakkı bu miktar ile belirlenmiştir. Bu miktarın altına düşülmesi durumunda, onların hakkına girilmiş olur.

3- Buna riayet edilebilmesi için de zekât mallarını teslim alırken, piyasa kıymetinin belirlenmesine dikkat edilmelidir. Zira zekât mükellefi olan kişi, bazen verdiği mallarına piyasa değerinin çok   üzerinde kıymet biçerek vermektedir. Bu da alınan zekât mallarının, belirlenmiş olan kıymet üzerinden satılmasını zorlaştırmakta ve daha düşük bir kıymetten satılmasına mecbur bırakmaktadır. Bundan sakınmanın tek yolu zekât mallarını teslim alırken, mükellef tarafından belirlenen kıymetin, malın piyasadaki güncel toptan kıymetine denk olup olmadığının dikkat edilmesidir. Şayet zekât mükellefi tanınan bir kişi ise, bu hususa riayet edilmesinin sağlanması gerekir.

4- Daha düşük fiyattan satılması gerekli olursa, zekâtı verene sorulup izin alınmalıdır.

5- Zekâtı veren tanınmıyorsa fiyatı düşürülmemeli, düşürülürse tazmin edilmelidir.

Sonuç olarak: Zekât mustehakkı olan kesimlerin Allah azze ve celle tarafından belirlenmiş olmaları sebebiyle zekât mallarının toplanıp taksim edilmesi hususunda azami derecede dikkatli davranılmalıdır. Aksi takdirde büyük bir sorumluluğun altına girilmiş olacağı bilinmelidir. Yukarıda belirlenen şartlara riayet edilmesi çok zor gözükse de konunun hassasiyeti açısından titizlikle riayet etmek için çaba sarf edilmelidir. Zira hayır kurumu olarak hayra aracı olmak isterken, zekât mustehakkı olan kesimlerin haklarına tecavüz etmek gibi büyük bir tehlikeyle ve uhrevi bir sorumlulukla karşı karşıya kalınması söz konusudur. Gayret bizden, tevfik Allah’tandır.

[1]. Ebu Davud, Zekât, 23, 1630. Hadisin isnadı zayıftır.

[2]. Buhârî, Zekât, 1; Müslim, İman, 29

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.