KALBİNDE BANA YER VAR MI?

Bu ayet-i kerimeye iman ettik ve Allah’ın bu emri ve rızası için birbirini seven müminleriz…

Bu ayet-i kerimenin tecellisini kalplerimizde hissediyor ve Rabbimize hamd ediyoruz. Kimi zaman Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabının arasında yaşanan muhabbet, tıpkı mis kokulu çiçeklere tek tek dokunan meltem misali çok ötelerden gelerek kalbimize dokunuyor. İnceltiyor kaba ve sert yanlarımızı… Bazen bedevi taraflarımızla yüzleşiyoruz. Onlar sayesinde bazen düşerek bazen kalkarak birbirimizi sevmeyi öğreniyoruz.

Birbirini Allah azze ve celle için seven ashabın öyle hatıralarını okuduk ki…

Yermuk Gazvesi sonrası, Huzeyfetu’l-Adevi anlatıyor: “Çarpışmanın şiddeti geçmiş, ok ve mızrak darbeleri ile yaralanan Müslümanlar, düştükleri sıcak kumların üzerinde can vermeye başlamışlardı. Yaralılar arasında amcamın oğlunu buldum. Göz işareti ile bile zor konuşuyordu. Hazırladığım su kırbasını göstererek ‘Su istiyor musun?’ dedim. Dudakları hararetten adeta kavrulmuştu. Göz işaretiyle ‘Çabuk çabuk, halimi görmüyor musun?’ dercesine bakıyordu. Kırbanın ağzını açtım. Suyu kendine doğru uzatırken Hz. İkrime’nin sesi duyuldu. ‘Su! Su!’ Amcam oğlu Haris, bu feryadı duyar duymaz göz işaretiyle suyu İkrime’ye götürmemi istedi. Kızgın kumların üzerinde yatan şehitlerin arasından koşa koşa İkrime’ye yetiştim. Kırbayı ona uzattığım sırada Hz. Iyas’ın iniltisi duyuldu. Bu sesi duyan İkrime, elini hemen geri çekerek suyu Iyas’a götürmemi işaret etti. Suyu o da içmedi, hepsi şehit oldular.”[1]

Onlar, Allah azze ve celle için birbirini sevmenin, ahirette kişiye kazandıracağı mertebeyi istediler.

Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu. “Hiç şüphesiz, Allahu Teâlâ kıyamet günü: ‘Nerede benim rızam için birbirini sevenler? Gölgemden başka gölgenin bulunmadığı bugün, onları kendi arşımın gölgesinde gölgelendireceğim.’ buyuruyor.”[2]

Rabbimin müjdesi ile inşallah, mahşer gününün o sıkıntısını, darlığını giderecek olan bu sevgi aslında dünyanın sıkıntısını da darlığını da müminlerden hafifletiyor.

Dertlerimiz, kederlerimiz, hüzünlerimiz bir müminin yanında, onun nasihati ile veya Allah azze ve celle’yi hatırlatması ile ya da bazen bir tebessümü, bazen bir dokunuşu ile son bulmuyor mu?

Yıllar öncesinde yaşanmış, kalplerimize dokunacak bir hatıra ile sizi baş başa bırakıyorum:

Hasan el-Benna rahimehullah’ın en yakın arkadaşı Ömer Tilmisani anlatıyor: “Üstad, Ömer el-Emîrî adındaki kardeşin, çiçekleri çok sevdiğini biliyordu. Ömer aynı zamanda büyük bir şairdi. Dolayısıyla güllerden, mersin çiçeğinden ve yaban gülünden etkilenmesi normaldi. İmam (Hasan el-Benna) bir gün onun mizacını dikkate alarak güzel bir sürpriz yaptı. Ömer el-Emîrî, babasıyla birlikte İskenderiye’ye gitmek için İmam’dan izin aldı. Ertesi sabah yedide, Kahire’den hareket edecek trene binecekti. Emîrî, hareket saatinden önce babasıyla birlikte trene bindi. Hiçbir şeyden haberi yoktu. Trenin hareket etmesine bir iki dakika kala, Ömer el-Emîrî’nin ağzı hayretler içinde açık kaldı. Çünkü İmam, elinde bir demet gülle, kaldırımda hızlı adımlarla onlara doğru koşmaktaydı. İmam, İskenderiye’ye yapacakları yolculuk nedeni ile Ömer el-Emîrî’nin babasına taze ve canlı bir demet gül hediye getirmişti.”

Ömer el-Emîrî şöyle diyor: “…Hasan el-Benna’nın neden bu neslin üstadı olduğunu, canlı sebepleriyle bir kez daha anladım.”

Devamla diyor ki: “…Bu hareket eğer bir şeye işaret ediyorsa o da merhamet dolu bir duyguya, yüksek bir tutkuya ve kalbe giden yolları çok ince şekilde gözettiğine işaret ediyordu.”

Rabbimiz bize de böyle bir incelik bahşetti ki kalplere giden yolları keşfedecek incelikleri görelim. Kardeşlerinin hatalarını, kusurlarını arayan değil, onların kalplerine giden yolları arayan müminler olalım. İslam’dan, Kur’an’dan, peygamberden, Müslümanlardan uzaklaşmış, yalnızlaşmış kardeşlerimizin kalplerine giden incelikleri görüp, bizlerin sevgi ve muhabbeti ile dirilmiş bir neslin üstadı olmayı isteyelim…

Bu yazılanlar bugün hatıralar olarak anılabilir. Ancak o gün, yaşandıkları dönemi ihya etmiş, dokunduğu yer çöl ise yeşermiş, diken ise güle dönmüş, Kureyş’ten Mekke, Yesrib’den Medine çıkarmış gerçeklerdir.

Kardeşleri, Hasan el-Benna için şöyle diyor: “O bizi sevgi üzere eğitti. Gerçek ve derinlikli bir sevgi… Pek temiz, duru bir sevgi… Bu sevgi, Müslüman kardeşlerin vefa, fedakârlık ve cihad açısından yükselmelerini sağladı. Öyle ki isimleri yeryüzünün bir ucundan diğer ucuna yayılmaya, yankılanmaya başladı. Hatta Budistler ve Hindular, Keşmir’deki Müslümanlara zulmettiklerinde Keşmir halkı; ‘Müslüman Kardeşler gelecek ve bizi Budistlerin zulmünden kurtaracak.’ diyerek onlara umut bağlamışlardı.

Hasan el-Benna bize, nasıl seveceğimizi öğretti. Hayır, aslında o bize sevgiyi öğretti! Zira o, sevginin ürünüydü. Sevginin babası, kardeşi ve aşiretiydi.”[3]

Sevgi derin bir bilinçtir.

Beşerin düzenleri, korku üzerine kurulmuş otoritelerdir.

İslam ise sevgi üzerine kurulmuş, itaat toplumudur.

Korku düzenleri, korku saltanatları; birbirini Allah azze ve celle için seven İslam ümmeti karşısında yıkılıp, yok olup giderler.

Rabbimiz! Kalplerimize yeryüzündeki korku düzenlerini yerle bir edecek sevgi ve muhabbet ihsan eyle. Allahumme âmin…

[1]. Kurtubi, 17,28; Hâkim, III, 270/5058

 

[2]. Müslim, Birr, 37; Tirmizî, Zühd, 53

 

[3]. Ömer Tilmisani, En Yakın Dostunun Kaleminden Hasan el-Bennâ, Asalet Yayınları

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.