SOYKIRIM KAPIDA: HİNDİSTAN İKİNCİ ENDÜLÜS MÜ OLACAK?

Hindistan, İslam tarihinde oldukça önemli bir yeri olan, birçok mühim İslam âlimi yetiştiren ve yüzlerce milyon Müslümana ev sahipliği yapan bir bölgedir.

Genel olarak Hint Altkıtası, hususen de bu Altkıta’nın önemli bir bölümü üzerinde kurulu bulunan Hindistan, Müslümanlar adına siyasi, tarihi, İslami, stratejik ve kültürel açıdan büyük önemi haiz topraklardır.

Hint Altkıtası’nda İslam

İslamiyet’in bölgeye ulaşması ilk olarak tüccarlar ve Hindistan’dan Arabistan’a gönderilen bazı elçiler vesilesiyle olmuştur.

Zaman içerisinde kısmen de olsa Hindistan’da tanınır hale gelen İslamiyet, bilinen tarihe göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in vefatından önce Hindistan’ın batı sahillerine tüccarlar vasıtasıyla ulaşmıştır.

Bazı tüccarlar, aileleri ve onlara eşlik eden kişilerden bölgeye yerleşenler olmuş, yerel halktan da bu kişilerin tesiriyle İslam dinini benimseyen kişiler çıkmıştır. Hint topraklarındaki ilk mescidin de hicretten yaklaşık 2 yıl sonra, 624 yılında ülkenin güneybatı sahillerinde inşa edildiği tahmin edilmektedir. Zamanla geniş topluluklar da Müslüman olmaya ve bölgelerinde İslamiyet’i yaymaya başlamıştır.

Dört Halife döneminde de Hindistan’ın batı-güneybatı sahillerine deniz yoluyla çeşitli seferler düzenlenerek bu bölgelerde İslam egemenliğinin tohumları atılmıştır. İslam orduları ilk kez Hz. Ömer zamanında İran’ın fethinin ardından Hint topraklarına komşu hale gelmiş, devam eden savaşlarla Afgan topraklarından Hindular çıkarılarak, Müslümanlar İndus Nehri’ne kadar ilerlemişlerdir.

Emeviler devrinin başlarında bugünkü Pakistan toprakları büyük ölçüde alınırken, Hindistan içlerine büyük seferler düzenlenmiştir. 17 yaşındaki Muhammed bin Kasım’ın komutasındaki İslam orduları 672 yılında Sind bölgesini kontrol altına almış, bu en büyük fetihlerden biri olmuştur.

Emevilerin fetihleri daha sonra, özellikle 1000’li yıllarda ve devamında Gazneliler, Gurlular, Delhi Sultanlığı, Deccan sultanlıkları ve Babürlüler döneminde devam ettirilmiştir. Özellikle Sultan Gazneli Mahmud Hindistan’da Hindulara onlarca sefer düzenlemiş, Delhi ve Babür sultanlıkları da Hindistan’ı büyük ölçüde İslam hakimiyeti altına sokmuşlardır. Babürlülerin gücünün zirvesine ulaştığı 18. yüzyılda, Hindistan’ın güney ucu haricinde Altkıta’nın neredeyse tamamı İslam egemenliği altına girmiştir.

Bu dönemlerde Hint topraklarında canlı bir İslami hayat yaşanmıştır. Ticaret ve her türlü ilim dalı gelişmiş, birçok İslam ve fen alimi bu topraklarda yetişmiş, Hint Altkıtası oldukça zengin ve güçlü bir dönem yaşamıştır. Çok sayıda önemli İslam alimi çeşitli konularda eserler vermiştir. Ayrıca Hinduların, Altkıta’yı siyasi ve sosyal açıdan bölen putperest düşüncelerine ve ayrımcı kast sistemlerine de ciddi darbe vurulmuştur. İslam egemenliği altında Hindistan gelişip yükselmiş, İslam tarihi için adeta ikinci bir Endülüs konumuna gelmiştir. Ancak maalesef Hindistan Müslümanları da Endülüs Müslümanları gibi bir akıbetle karşı karşıya kalmıştır.

İngilizler ve Sömürgeci İşgal

Hindistan’daki İslami egemenlik, İngilizler başta olmak üzere Batılıların sömürgeci işgalleri, ayrıca Hindu ve Sih gibi putperest kavimlerle olan savaşlar neticesinde sona ermeye yüz tutmuştur.

Zengin Hindistan toprakları, geçmişten beri Avrupalı sömürgeciler için iştah kabartan yerler olagelmiştir. Özellikle sömürgeci maksatları olan Coğrafi Keşifler sürecinde Avrupalılar ısrarlı bir şekilde Hindistan’a ulaşacak yollar aramaya ve ulaştıkları bölgeleri katliamlarla kolonize etmeye başlamıştır.

Hindistan da 17. yüzyılın başlarından itibaren Avrupalılarca işgal edilmeye başlanmıştır. Hollanda, Danimarka, Avusturya, Fransa, İsveç, Norveç, Portekiz ve özellikle İngiltere, Hindistan’da sömürgeler kurmuştur. Bu süreçte, özellikle 1500-1900 arasını kapsayan 4 yüzyıllık dönemde tüm Müslüman Hindistan ve Güneydoğu Asya, Batılılar ve onların yerel müttefikleri eliyle işgal ve sömürüye maruz kalmıştır. Buna karşı sayısız savaş verilmiş, bu savaşlarda Osmanlı’dan da yardım alınmıştır.

Özellikle yerel aktörlerle ilişkilerini ilerleten ve diğer Avrupalı rakiplerini saf dışı bırakan İngilizler, 1800’lü yıllarla beraber Altkıta’ya tamamen egemen olmaya başlamıştır. Hindu ve Sihlerin yanı sıra Avrupalı sömürgecilerle savaşlar neticesinde ciddi şekilde zayıflayan Babürlüler ise 1857 yılında tamamen yıkılmıştır. Bu dönemde Hint Müslümanları, zaman zaman Afgan idarecileri kendilerine destek için bölgeye çağırmıştır. İngilizler ilerleyen yıllarda üç ayrı defa Afganistan’a savaş açacak, bu işler girişimleri nihayetinde İngilizlerin yenilgisiyle sonuçlanacaktır.

1857 yılında bölgede Müslümanların öncülük ettiği bir isyan çıkmıştır. İngilizler daha çok Hindu ve Sihlerle iş birliği içerisinde Hint Altkıtası’nı yönetirken, Müslümanların çeşitli ayaklanmalarıyla da başa çıkmak zorunda kalmıştır. İngiliz işgalciler bölgede bilhassa Müslümanlara karşı sayısız katliama imza atmıştır.

İngiliz işgalciler Hint askerleri Birinci Dünya Savaşı’nda da kullanmış, tüm Altkıta’yı kendi sömürgeci amaçları için bir asırdan uzun süre açlığa, sefalete ve ölüme mahkûm etmiştir.

Afganistan’da yaşadığı yenilgiler ve peş peşe gelen iki büyük dünya savaşıyla bölgedeki gücü zayıflayan İngilizler, nihayetinde 1947 yılında Hindistan’a bağımsızlığını vermiştir. İngilizlerin ardından Altkıta’da iki ayrı devlet kurulmuştur: Hindistan ve Pakistan. Bir süre sonra Doğu Pakistan’ı teşkil eden Bangladeş kanlı bir savaşın ardından Pakistan’dan ayrılmıştır. İngilizler, Müslümanların siyasi olarak büyük bir güç olduğu Altkıta’yı, neredeyse sadece Hinduların tek güç olduğu bir halde bırakmıştır.

İngilizlerin ardından Hint Alkıtası’nda bugün hayatta ulan üç devlet vardır: Hinduların idaresindeki İslam karşıtı Hindistan, halen ayakları üzerinde duramayan ve Müslüman olmasına rağmen Müslümanlara karşı baskı politikasıyla bilinen Bangladeş, son olarak da bir ‘İslam Cumhuriyeti’ olmasına rağmen ülkesinde İslam şeriatının ayakta duramadığı ABD müttefiki Pakistan.

1947 Sonrasında Hint Müslümanları

İngilizlerin bölgeden çekilmesiyle Hint Müslümanlarının bir kısmı bağımsızlık hareketine katılmış ve Pakistan’ın teşkili sürecini başlatmışlardır. Önemli bir kısım Müslüman ise Hindistan içerisinde kalmayı tercih etmiştir.

Bugün Hint Altkıtası’nda 600 milyona yakın Müslüman yaşamaktadır ki bu dünyadaki toplam Müslüman nüfusunun takriben yüzde 30’una denk gelmektedir. Hindistan’da yaşayan Müslümanların sayısı ise resmi rakamlara göre 200 milyondur. Gerçek sayıların ise çok daha fazla olduğu tahmin edilmektedir.

Bağımsızlığın ardından Hint Müslümanları oldukça zorlu süreçler yaşamıştır. Onlarca Milyon Müslüman göçe mecbur kalmış, esasen seküler olan iki devlet arasında tercihe zorlanmıştır. Hindistan’da yaşamak isteyen Müslümanlar hem Hindularca hem de Pakistan yönetimince eleştirilmiştir. Öte yandan Pakistan sınırları içerisinde yaşayan ancak Altkıta Müslümanlarının bu şekilde bölünmesine karşı çıkanlar da Pakistan devletince hedef alınmıştır. Nihayetinde zorlu bölünme süreci, milyonlarca Müslümanın ölümüyle sonuçlanmış ve iki ayrı ülke oluşmuştur.

Hindistan içerisindeki Müslümanlara yönelik baskılar yeni Hindistan hükümetince de sürdürülmüştür. Başta Keşmir olmak üzere tüm Hindistan’daki Müslümanlar kitlesel linçlere, ayrımcılığa ve çeşitli suçlara maruz bırakılmıştır. Keşmir hukuksuz bir şekilde Hint ordusunca işgal ve ilhak edilmiştir. Aradan geçen 75 yılı aşkın süreye rağmen Keşmir Müslümanları halen temel haklarından mahrum bırakılmaktadır. Keşmir’de Hindu işgaline karşı cihad da halen sürdürülmektedir.

Hindistan genelinde Müslümanlar çeşitli baskılara maruz kalmış, bu baskılar özellikle Hindu milliyetçisi partilerin iktidar olduğu bölgelerde daha yoğun hissedilmiştir.

İslam Karşıtı BJP’nin İktidarı ve Günümüz

Hindistan’ın bağımsızlık sürecinde önemli role sahip olan Ulusal Kongre Partisi 2014 yılına kadar ülkede genellikle iktidar olmuştur. Kısmen liberal bir yaklaşıma sahip olan bu partinin ardından ise 2014 yılında Hindistan Halk Partisi (Bharatiya Janata Party-BJP) iktidar olmuştur. İslam karşıtı ve Hindu milliyetçisi olan bu parti, eylem ve söylemleriyle Nazileri andırmaktadır.

BJP, Hindu milliyetçiliğinin Nazizm benzeri bir organizasyonu olan Hindutva fikriyatını benimseyen Ulusal Gönüllü Organizasyonu (Rashtriya Swayamsevak Sangh-RSS) ile bağlantılıdır. Bu oluşum esasen Hindistan’da Müslümanlara yönelik katliamların ‘amiral gemisi’ pozisyonundadır ve kendisine bağlı birçok siyasi, sivil ve askeri grup mevcuttur.

2014 yılında başlayan BJP iktidarından bugüne Hindistan’da Müslümanlara yönelik baskılar, devlet destekli Hindu çetelerin sürdürdüğü bir katliam politikası halini almış durumdadır.

Müslümanların yoğun yaşadığı Uttar Pradeş, Karnataka, Bihar, Gucerat gibi birçok eyalette Müslümanlara yönelik kitlesel saldırılar artık gündelik bir hal almıştır.

Müslümanlar inek eti yedikleri veya Hindu kızları kendilerine aşık edip zorla Müslüman yaptıkları gibi çeşitli iddialarla linç edilerek öldürülmekte, evleri ve dükkanları yağmalanmakta, yurtlarını terke mecbur bırakılmaktadır.

Müslüman kadınlara tecavüz ve tacizler de günden güne artmaktadır. Hindu çeteler Müslüman kadınlara tecavüzleri sistematik hale getirmiştir. Bununla maksat, Müslümanların evlerini terk etmek zorunda kalması ve Hindistan’ın tamamen Hindulaştırılmasıdır.

Hindistan yönetimi, Hindu milliyetçisi oluşumlar ve çetelerle el ele vermiş ve ülkeyi Müslümansızlaştırmayı hedef edinmiştir. Halihazırda Hint Müslümanları sürekli bir soykırım tehdidi altında yaşamaktadır. Tahammül sınırlarını aşan bu tehdit karşısında Müslümanlar desteksiz ve çaresiz bırakılmış vaziyettedir.

Günümüzde Müslümanların ‘Endülüs’ konusundaki çalışmaları, Endülüs’ü hüzünle anmaları ve orada yaşanan soykırımlara, Endülüs’te nelerin kaybedildiğine dair faaliyetleri malumdur. Fakat aklımızda bulunması gerekir ki Hindistan bugün canlı bir Endülüs’tür. Allah azze ve celle Endülüs’ün hesabını, o dönemde yaşamamış bizlerden sormayacaktır. Ancak günümüzün Endülüs’ü olan Hindistan için ne yaptığımızı muhakkak soracaktır. Bu bakımdan, Hindistan çok daha öncelikli ve hayati bir meseledir.

Müslümanlar Hindistan’da yaşananları gündem edinmeli, bu bölgeye dair canlı ve gerçek bir programa sahip olmalı, Hindistan Müslümanlarıyla mümkün olan her vesileyle yardımlaşma ve dayanışma sergilenmelidir.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in buyurduğu gibi tüm İslam âleminin bir vücudun azaları gibi olması, uykusuz kalan ve ateşlenen İslam beldelerinin acısını paylaşması temennisiyle.  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.