SEVGİ VE BUĞZETMEDE İTİDALLİ OLMAK

Kişinin bir şeyler tavsiye edeceği kimseye onu sevdiğini söyleyerek söze başlaması, öğüdünün tutulması ve nasihatin fayda vermesi bakımından uygun olur. Yani tavsiyede bulunmak; tatlı bir dil, samimi bir üslup ve sevgi dolu bir ortam ister.

Nitekim Enes bin Mâlik radıyallahu anh şöyle demiştir: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in huzurunda bir adam vardı. Bir başka şahıs ona uğrayıp geçti. (Arkasından, Hz. Peygamber’in huzurundaki kimse):

– Ey Allah’ın Rasûlü! Ben bu kişiyi gerçekten seviyorum!

Peki, sevdiğini ona bildirdin mi?

– Hayır.

Ona bildir.

Adam derhal kalkıp o şahsın arkasından yetişti ve:

– Ben, seni Allah için seviyorum!

– Beni kendisi için sevdiğin Allah da seni sevsin, karşılığını verdi.[1]

Öyleyse bizler için de siz değerli kardeşlerimizi Allah için sevdiğimizi belirterek sözlerimize başlamamız uygun olacaktır.

Müslümanların sevgisi de kin ve nefreti de İslam ile sınırlıdır. Dolayısıyla İslam dini, her şey için bir ölçü ve sınır belirlediği gibi sevgi ve buğz için de bir ölçü ve sınır belirlemiştir. Öncelikle olması gereken ölçü ise sevgi ve buğz etmenin sadece Allah için olması, nefis adına yapılmamasıdır. Bir diğer mesele de Allah için olması gereken sevgi ve nefretin önüne asla heva, heves, makam, mevki, şehvet, aşk vb. gibi başka şeyler adına olan sevgi ve nefretin geçmemesidir. 

Dünya Allah’a giden yolun duraklarından bir tanesidir. Bütün insanlar bu konakladıkları durakta misafirdirler. Maksatları ve hedefleri aynı olan şahıslar ise tek bir şahıs gibidir. Hadisi şerifteki tabiriyle bir bedenin uzuvları misali gibi olan Müslümanların bu uzuvlarını birbirleriyle uyumlu olacak şeylerde kullanmaları ve birbirlerinin haklarına riayet etmeleri gerekir. Aralarında dostluk, ülfet, muhabbet, sevgi, saygı, birlik, beraberlik, yardımlaşma vb. şeyler olmalı, birbirlerinin haklarını gözetmelidirler.  

Yüce Rabbimiz ve sevgili Peygamberimiz Müslümanlar arası ilişkileri en ince noktalarına kadar hükme bağlamış ve örnek bir toplum yapısının oluşması için gerekli şartları açıklamışlardır. Dinimizdeki emir ve nehiylerin tamamı öncelikle bu hedefi gerçekleştirmeye yöneliktir.

Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız!”[2]

Allah için yapılan dostluk ve kardeşlik en büyük işlerden ve en faziletli ibadetlerdendir. Peygamberimiz, İslam’a göre her işin başı ve ahiretin yegâne geçer akçesi olan iman ile sevgi arasındaki bağı en çarpıcı biçimde bu hadisinde dile getirmiş bulunmaktadır. Hadis-i şerife göre mademki sevgi özünde imana işaret etmektedir, o zaman bu sevginin ifrat, itidal ve tefrit derecelerine göre imanın da derecesi farklı olacaktır. Öyleyse sevgide aşırı olanlar iman bakımından da aşırı, tefrit derecesinde olanlar imani bakımdan gevşek ve ihmalkâr, sevgide itidalli olanlar da iman bakımından itidalli kimselerdir.

Bir kimseyi Allah için sevmek demek, sevdiğine karşı iyilikle artmayan ve kötülükle eksilmeyen bir sevgi duymak demektir. Allah için sevmek, imanın tadına varabilmek için vazgeçilmez bir şarttır.  “Allah için sevmek” bir anlamda sevgiye, sevgiden başka karşılık tanımamaktır. İşte bu anlamdaki sevgi, imana derinlik ve zevk katmaktadır. İnsan da imanın tadını ancak bu şekilde tatmaktadır.

Enes bin Mâlik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Üç özellik vardır; bunlar kimde bulunursa o, imanın tadını tadar:

– Allah ve Rasûlünü (bu ikisinden başka) herkesten fazla sevmek,

– Sevdiğini Allah için sevmek,

– Allah kendisini küfür bataklığından kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi, ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek.”[3]

İki kişi arasındaki sevgi, muhabbet ve dostluk bağlarının gelişip kuvvetlenmesine de sebep olur. Çünkü herhangi bir sebeple değil, sırf Allah rızası için bir din kardeşi tarafından sevilmiş olmak, her insanda memnuniyet ve sevgi uyandırır. Sevilmekten hoşlanmayan normal bir insan düşünmek mümkün değildir. O halde böyle karşılıksız bir sevgi ve muhabbet ortamının oluşması, Müslüman toplum için son derece büyük bir güç kaynağı ve huzur vesilesidir.

Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Adamın biri, bir başka köydeki (din) kardeşini ziyaret etmek için yola çıktı. Allahu Teâlâ, adamı gözetlemek için onun yolu üzerinde bir meleği görevlendirdi. Adam meleğin yanına gelince, melek:

– Nereye gidiyorsun?

– Şu (ileriki) köyde bir din kardeşim var, onu ziyarete gidiyorum.

– O adamdan elde etmek istediğin bir menfaatin mi var?

– Yok, hayır. Ben onu sırf Allah rızası için severim, onun için ziyaretine gidiyorum.

– Sen onu nasıl seviyorsan Allah da seni öylece seviyor. Ben, bu müjdeyi vermek için Allahu Teâlâ’nın sana gönderdiği elçisiyim, dedi.”[4]

Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan nakledildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir insan, bir hastanın halini hatırını sormaya gider veya Allah için sevdiği bir kişiyi ziyaret ederse ona bir melek şöyle seslenir: “Sana ne mutlu! Güzel bir yolculuk yaptın. Kendine cennette barınak hazırladın!”[5]

Allah rızası için birbirlerini seven, başka hiçbir maksatları olmayan, bir araya gelmeleri Allah için, ayrılıkları da yine Allah için olan yani bir arada iken de ayrı iken de Allah için duydukları sevgiyi muhafaza eden iki insan, sanki bir anlamda yekdiğerini Allah’ın emirlerine muhalefetten korumaktadır. Zira mümin, müminin aynasıdır. Onların bu birbirlerini Allah için sevmeleri ve dostluklarını bu çizgide birbirlerine yardımcı olarak geçirmeleri, ahirette her ikisinin birden ilahî koruma altına alınmaları ile ödüllendirilecektir.

Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Başka bir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde Allahu Teâlâ yedi insanı arşının gölgesinde barındıracaktır:

– Âdil devlet başkanı

– Rabbine kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç

– Kalbi mescidlere bağlı Müslüman

– Birbirlerini Allah için sevip buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan

– Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine ‘Ben Allah’tan korkarım’ diye yaklaşmayan yiğit

–  Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse

– Tenhada Allah’ı anıp gözyaşı döken kişi.”[6]

Müminler arası ilişkiler, İslam toplum yapısının sıhhat şartıdır. Bu ilişkilerin tek kelime ile ifadesi ise “kardeşlik”tir. Kan kardeşleri nasıl birbirlerine karşı çok sıcak duygular hissediyor, birbirlerine arka çıkıyorlarsa aralarında din ve iman bağı bulunan bütün müminler de aynı sıcak ve samimi duygu ve davranış birliği içinde olmalıdırlar. Aralarındaki anlaşmazlık ve kırgınlıklar, normalde öz kardeşler arasındaki anlaşmazlık ve kırgınlıklar gibi çok kısa süreli olmalıdır. Uzun süre devam edecek bir kırgınlık, hele birbirleriyle ilişkilerini koparma derecesine varacak bir düşmanlık Müslümanlar arasında asla düşünülemez.

O zaman müminlerden beklenen kendileriyle aynı imanı paylaşanlara karşı yumuşak, şefkatli, merhametli ve mütevazı olmalarıdır. Müminlerin şiddet ve sertliği ancak dinsizlere ve kâfirlere karşıdır. “Muhammed, Allah’ın elçisidir. Onunla beraber bulunanlar kâfirlere karşı çok şiddetli ve metin, kendi aralarında pek yumuşak ve gayet merhametlidirler.” (Fetih, 29)

“Onlar müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve zorludurlar.” (Maide, 54)

Sevgide ölçüyü kaçırmak, insan için aklını yitirmek kadar kötü neticeler doğurabilir. Gönlünü Allah’tan başkasına kaptırmış bir kişi, düşman istilâsına uğramış ülke gibidir. Hiçbir yerinde, hiçbir köşesinde huzur yoktur. İman izzetine ters düşen bir sevgi, mümini kendi kendisini inkâra kadar götürür. Bu da imanı ortadan kaldırır. İman olmayınca onun tadından ve lezzetinden bahsetmek zaten mümkün değildir.

Bir Müslümanın bir başka Müslümana buğzetmesi, her şeyden önce kardeşlik kavramına ve duygusuna ters düşer. Ancak buğz, tamamen dini kaygılar sebebiyle ve Allah rızası için olursa, o zaman sakıncalı olmaktan çıkar ve olumlu bir anlam kazanır. Nitekim Efendimiz, “Amellerin en üstünü Allah için sevmek, Allah için buğzetmek, kin tutmaktır” buyurmuştur. Ebu Dâvûd, Sünnet, 2.

Enes radıyallahu anh’den rivayet edilen başka bir hadiste ise Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Birbirinize kin tutmayınız, haset etmeyiniz, sırt dönmeyiniz ve ilginizi kesmeyiniz. Ey Allah’ın kulları, kardeş olunuz. Bir Müslümanın, din kardeşini üç günden fazla terk etmesi helal değildir.” [7]

Berâ bin Âzib radıyallahu anhuma’dan rivayet edildiğine göre Nebi sallallahu aleyhi ve sellem Medineli Müslümanlar hakkında şöyle buyurdu: “Ensarı (Medineli Müslümanları) ancak mümin olan sever, onlara ancak münafık olan düşmanlık eder. Ensarı seveni, Allah da sever; onlara düşmanlık edene de Allah düşmanlık eder.”[8]

Hadisi şerifi düşünecek ve günümüze uyarlamaya çalışacak olursak, her devirde ensarı yani Allah’ın dininin yardımcılarını sevmemiz bizim imanımıza işaret ederken onlardan hoşlanmamak ise Allah korusun nifaka ve imansızlığa işaret etmektedir. Bu ise Allah’ın gazabına muhatap olmak demektir.  Bu sebeple İslam’a verdikleri hizmetlerden dolayı Müslümanlara kin besleyip düşmanlık edenler de Allahu Teâlâ’nın düşmanlığını üzerlerine çekmiş olurlar.

Öyleyse bunun gereği olarak bizim de Müslümanlara kin besleyenlere karşı öfkelenmemiz ve onlara düşmanlık yapanlara düşman olmamız gerekir. Unutmayalım ki, Allah’ın dostlarına düşmanlık edene düşman olmak da Müslümanlarla dostluğun bir gereğidir. Dostuna eziyet eden kimseye kızmazsan bu, o dostluğun asılsız ve temelsiz olduğuna delil olur.

Sevgi ve buğz Allah için olduğunda bu sevginin karşılığı da Allah tarafından sevilmek olacaktır.

Muaz radıyallahu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim dedi: “Allahu Teâlâ ‘Benim rızam uğrunda birbirlerini sevenler için peygamberlerin ve şehidlerin bile imreneceği nurdan minberler vardır’ buyurmuştur.”[9]

Yine Muaz bin Cebel, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim demiştir: “Allahu  Teâlâ: ‘Sırf benim için birbirini seven, benim rızam için toplanan, benim rızam uğrunda birbirini ziyaret eden ve sadece benim rızam için sadaka verip iyilik edenler, benim sevgimi hak ederler’ buyurmuştur.”[10]

Allah için olmayan bir sevgideki ölçüsüzlük maalesef ileride hayal kırıklığına ve nefrete dönüşebilir. Çünkü insan hiç beklemediği bir insanın kendisine karşı yaptığı bir yanlış neticesinde anında hayal kırıklığı yaşar ve sonrasında hiçbir kimseye karşı da kalbinde güven duyamaz.  Her zaman onlara karşı temkinli ve tedbirli davranma ihtiyacı hisseder. Sevgi ve buğz etmede bizim için ölçü olacak en önemli nasihatlerden biri de Hz. Ali radıyallahu anh’ın aktaracağımız şu sözleridir. O, bir gün İbni Kuvva’ya şöyle diyordu: “Öncekilerin ne dediğini biliyor musun? Sevdiğini, dostunu ölçülü sev çünkü bir gün gelir o dostun, düşmanın olabilir. Düşmanına da ölçülü buğz -nefret- et, çünkü ola ki düşmanın, bir gün olur da dostun olabilir.”[11]

Şunu da unutmayalım ki Allah için olmayan dostluklar ahirette pişmanlık vesilesi olacaktır. Ancak ne yazık ki bu pişmanlığın ahirette ona hiçbir faydası olmayacak ve onu azaptan kurtaramayacaktır.

“O gün zalim olan kimse ellerini ısıracak, ah keşke ben de peygamberle beraber bir yol tutsaydım. Vay bana! Keşke falanı dost edinmeseydim. Bana Kur’an gelmişken, gerçekten beni ondan o saptırdı. Şeytan insanı yapayalnız, yardımcısız bırakır” diyecektir.” (Furkan, 27-29)

Allahu Teâlâ, Davud aleyhisselam’a vahiy gönderip şöyle buyurdu: “Ey Davud! Dikkat et, kendin için ahiret dostları edin. Din yolunda sana dost olmayandan uzak dur. Çünkü onların kalbi kararmıştır, seni benden uzaklaştırırlar.”

Ahiretteki mekânımızın neresi olacağını bilmek istiyorsak dünyada kimleri sevdiğimize ve kimlere buğz ettiğimize dikkat etmeliyiz.  Çünkü bu sevgi ve buğz bizim ebedi olarak kalacağımız mekânın belirlenmesinde asli ölçülerden biri olacaktır. Ebu Mûsâ el-Eş’arî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem “Kişi sevdiği ile beraberdir” buyurmuştur.[12]

Rabbimizin Firdevs cennetlerinde buluşabilme temennisi ile…

[1]. Ebu Davud, Edeb 113

[2]. Müslim, İman 93-94; Tirmizî, Et’ime, 45, Kıyamet, 56; İbni Mâce, Mukaddime, 9, Edeb, 11

[3]. Buhârî, İman, 9, 14; İkrah, 1; Edeb, 42; Müslim, Îmân, 67; Tirmizî, Îmân, 10

[4]. Müslim, Birr, 38

[5]. Tirmizî, Birr, 64. Ayrıca bk. İbni Mâce, Cenâiz, 2

[6]. Buhâri, Ezan, 36; Zekât, 16; Rikak, 24; Müslim, Zekât, 91; Tirmizî, Zühd, 53; Nesâi, Kudât, 2.

[7]. Buhârî, Edeb, 57, 58, 62; Müslim, Birr, 23, 24, 28, 30-32. Ayrıca bk. Ebu Dâvûd, Edeb, 47; Tirmizî, Birr, 24; İbni Mâce, Duâ, 5

[8]. Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr 4; Müslim, Îmân, 129. Ayrıca bk. Tirmizî, Menâkıb, 65.

[9]. Tirmizî, Zühd, 53

[10]. Muvatta’, Şa’r, 16

[11]. Tirmizi, 1957, İbn Ebi Şeybe,7/260

[12]. Buhârî, Edeb, 96;  Müslim, Birr, 165. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd, 50; Daavât, 98

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.