İSLAM KARDEŞLİĞİ VE MÜSLÜMANLARIN HAKLARI

Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayetle, dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Birbirinize haset etmeyin. Almayacağınız bir malın fiyatını başkası almasın diye arttırmaya çalışmayın (neceş yapmayın). Birbirinize karşı kin ve nefret beslemeyin. Birbirinize sırt çevirmeyin. Birinizin satışı üzerine başka biriniz satış yapmasın. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun, Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu yalnız bırakmaz. Ona yalan söylemez. –Peygamberimiz üç defa göğsüne işaret ederek buyurdular ki- ‘Takva buradadır!’ Müslüman kardeşini hor ve hakir görmesi kişiye kötülük olarak yeter. Her Müslümanın kanı, malı ve ırzı (şeref ve haysiyeti) başka Müslümana haramdır.”[1]

Açıklama

İçerisinde hasedin, aldatmanın, kin ve nefretin olmadığı insanların birbirlerine karşı planlar kurmadığı, kardeşçe yaşadıkları zulmün, yalanın, hakaretin düşünülmediği bir toplum, huzurun bizzat gözlerle müşahede edildiği bir hayatı yaşıyor demektir. Huzurlu toplumun nasıl ortaya çıkabileceğini bize detaylı bir şekilde anlatan bu hadis-i şerif İbni Hacer el-Heytemi tarafından şöyle tarif edilmiştir;

“Bu, faydası çok olan bir hadis-i şeriftir. Temel prensipleri ve maksatları içerisinde barındırır. Manası düşünüldüğünde, anlatmak istediği detaylar tam olarak anlaşıldığında, İslam hükümlerini açıktan ya da dolaylı olarak içerisinde barındırdığı anlaşılacaktır. Edep ve adabın bütün detaylarını hakikaten ya da ima yoluyla içerisinde barındırır.”

Hadis-i Şerifin Detayları

a) “Birbirinize haset etmeyin”

“Kıskanmak, çekememek ve başkalarında var olan zenginlik, sıhhat gibi nimetlerden dolayı rahatsız olmak ayrıca o nimetlerin ellerinden gitmesini arzulamak” anlamına gelen ‘haset’ kalpte bulunan gayri ahlaki bir duygudur. Bu duygu kalp hastalıklarının başında gelir aynı zamanda cehaletten ve tamahkarlıktan kaynaklanır.

Herkeste var olabilecek bu hastalık farklı farklı derecelerdedir. Kimi insanda haset duygusu bir an için gelip geçerken bazılarında kalıcı olup kalbinde iyice yer edinmiştir.

İmam Gazali’ye göre haset ancak bir nimete karşı olur. Allah bir kimseye bir nimet nasip ettiği zaman diğer insanda ona karşı iki türlü hal belirir. Birincisi; o nimeti çok görüp onun elinden gitmesini ister ki buna haset denir.

İkincisi ise o nimetin ne varlığına sevinmek ne de yok olmasını istemektir, buna karşılık o insanda bulunan nimetin kendisinde de bulunmasını talep etmektir. Buna da gıpta denir. “Mümin gıpta münafık haset eder” sözü bu iki durumun farkını ve bulunduğu insanın niteliğini ortaya koyar.

Kalbin saflığını ve temizliğini gideren bir pislik olan haset ateşin odunu yakıp yok ettiği gibi insanın iyi huy ve amellerini de yok edip giderir.[2]

Haset eden kişinin içinde sürekli bir ateş yanar bu ateş onu yakar, yavaş yavaş eritir. Çünkü birisine haset edildikçe genelde Allah onun nimetini arttırır ve ona verilen nimetinin artması da hasetçinin rahatsızlık ve sıkıntısını arttırır. Hasetçinin göğsü daralır, uykusu kaçar, amansız bir hastalığa yakalanır. Bu ise ancak kişinin düşmanlarının isteyebileceği bir durumdur, yani haset eden kişi aslında kendine zulmetmiştir.

Haset, ameller ile tedavi edilebilir. Bu tedavi nefsin isteklerini yerine getirmeyerek, hatta aksini yaparak ona hükmetmeyi öğrenmek ile başlar. Kişi arzularını bir tarafa atar hatta isteklerinin aksini yapar ve böylece nefsine hükmetmeye başlar. Bu durumda kişi içindeki haset duygusunu da nefsinden atmaya muvaffak olur.[3]

b) “Almayacağınız bir malın fiyatını başkası almasın diye arttırmaya çalışmayın (neceş yapmayın)”

Alışverişte satış bedelini arttırma, müşteri kızıştırma, bir kimsenin gerçek alıcı olmadığı halde bir malın fiyatını yükseltmesi gibi anlamlarda kullanılan “neceş” bir İslam hukuku terimidir. Kişi bu ameli başka alıcıyı aldatmak gayesi ile yapar.

Gerçek alıcı olmayan kişinin müşteri kızıştırarak fiyatı arttırması çeşitli amaçlar için yapılmış olabilir; örneğin mal sahibine normalin üstünde menfaat sağlamak, gerçek alıcıyı zarara uğratmak, belirli bir müşterinin o malı almasını engellemek, kıskançlık ve benzeri sebepler sayılabilir. Bu işi yapan kişiler çoğu zaman mal sahibi ile anlaşır, onun adamı olarak çalışır ve bu iş için aralarında anlaştıkları ücreti de alırlar.

Hanefilere göre müşteri kızıştırma yoluyla yapılan bir satım akdi günah olmakla birlikte geçerlidir fakat hükmü tahrimen mekruhtur. Ancak müşteri kızıştırma yoluyla oluşacak fiyat, malın gerçek kıymetini aşmadıysa o zaman mekruh olmaz.

Maliki ve Hanbelilerin meşhur görüşüne göre satış akdi geçerli olur ancak müşteri için muhayyerlik hakkı vardır.

Şafiilere göre ise müşteri kızıştırma haramdır.

İslam hukukuna göre tarafların aldanmasına yol açmayan açık artırmalar ise serbest bırakılmıştır. Nitekim. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yoksul bir sahabiye iş imkânı sağlamak amacıyla sahip olduğu bir kilimle kabı açık arttırma ile satışa arz etmiş ve iki dirhem teklif eden bir başka sahabiye satmıştır. Malı satılan sahabi bir dirhem ile evine yiyecek almış diğeri ile bir balta veya kazma satın almıştır. On beş gün sonra Hz Peygamberin huzuruna tekrar gelen bu sahabi evini geçirdiği gibi on beş dirhem de kar elde etmiştir.[4]

Dolayısıyla başkalarını aldatma amacı taşımayan ve “müzayede” diye isimlendirilen açık arttırma usulü ile yapılan satışlar caiz sayılmış, alma niyeti olmadığı halde başkalarına zarar verme amacı taşıyan “neceş” ise yasaklanmıştır.[5]

c) “Birbirinize buğzetmeyin (kin ve nefret beslemeyin)”

Kin ve nefret anlamına gelen “buğz” İslam’a göre kötü huylardandır. Buğz, Müslümanlar arasındaki kardeşlik hislerini zayıflatır, gevşekliğe yol açar. İslam toplumunun çözülmesine neden olur. Halbuki Müslümanlar arasında sevgi ve bağlılığı devam ettirmek esastır. Onun için Müslümanların birbirlerine kin beslemeleri, kin ve düşmanlığı, hiddet ve kırgınlığı meydana getirebilecek söz ve hareketlerden kaçınmaları gerekir.

Müslüman Müslümana asla buğzetmez. Buğzetmek ancak Allah rızası için, Allah düşmanlarına yapılabilir. Zira Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyururlar: “Allah için buğzetmek ve Allah için sevmek imanın alametlerindendir.”[6]

d) “Birbirinize sırt çevirmeyin”

“Sırt çevirmek” küsmek anlamında kullanılmıştır. Sahih hadis-i şeriflerin de bildirildiği üzere bir Müslümanın kardeşiyle üç günden fazla küs kalması helal olmaz. Böyle bir durumda küslüğü ilk bitiren kişi aralarında en hayırlı olan kişidir.[7]

Başka rivayetlerde ise bir yıl arkadaşıyla/ kardeşiyle küs kalan kişinin onun kanını akıtmış kadar büyük bir vebal altına girdiği ifade edilmiştir.[8]

Dünyalık olarak herhangi bir nedenden dolayı küsmek yukarıdaki rivayetlerde de ifade edildiği gibi helal olmayan bir durumdur ancak dini bir husustan dolayı küsmek ya da terbiye etme gayesi ile dini bir nedenden dolayı darılmak caiz olan bir durumdur. Savaşa katılmadıkları için kendileriyle elli gün boyunca konuşulmayan üç sahabinin durumu bunu açıkça ifade etmektedir.

İmam Hattabi der ki: “Bir babanın çocuğuna ya da bir kocanın eşine eğitme ya da terbiye etme gayesi ile üç günden daha fazla küs kalması caizdir. Nitekim Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem eşleriyle bir ay boyunca küs kalmıştı.” Anlaşıldığı üzere dini bir gaye olmaksızın bir kişinin başka bir Müslümana küsmesi darılması ve ona sırtını çevirmesi yasaklanmış çirkin işlerdendir.

e) “Birinizin satışı üzerine başka biriniz satış yapmasın”

Bir kimsenin satışı üzerine, bir başkasının satış yapması helâl olmaz. Müşteri, bir satıcıdan herhangi bir malı satın aldıktan sonra, başka bir satıcının o müşteriye: “Sen bu alışverişten vazgeç, ben sana aynı malı daha ucuz fiyata veririm” veya “ben sana bu maldan daha iyisini aynı fiyata veririm” gibi sözler söylemesi ve alışverişi bozdurması câiz değildir. Ancak böyle bir alışveriş yapılacak olursa, Şafiilere, Ebu Hanife ve başka birtakım fukahaya göre geçerli olur. Fakat alışverişi yapan kişiler Allah katında mesul olurlar.[9] 

f) “Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun, Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu yalnız bırakmaz. Ona yalan söylemez”

İslam dininde kardeşlik, bütünüyle akide temeline dayanmaktadır. Allah azze ve celle, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allah’tan korkup sakının; umulur ki esirgenirsiniz.” (Hucurat, 10)

Ayet-i kerimeden de açıkça anlaşılacağı üzere, ancak iman bağıyla bir araya gelenler kardeş olarak kabul edilmektedirler. Buna göre yeryüzünün neresinde yaşıyor olurlarsa olsunlar, hangi dili konuşuyor olurlarsa olsunlar, hangi kavme mensup olurlarsa olsunlar veya hangi renge sahip olurlarsa olsunlar, bütün müminler kelimenin tam anlamıyla birbirlerinin kardeşleridirler, yani birbirlerinin sadık dostlarıdırlar. Bu kardeşler kendi aralarında apayrı bir topluluk oluştururlar. Kardeşliğin gereği olarak birbirlerine zulmetmez, yardımsız bırakmaz ve yalan söylemezler. Kendi akidelerine saldıran veya imana karşı küfrü tercih eden kimselere -kendilerine ne kadar yakın olurlarsa olsunlar- asla sevgi beslemezler; bu anlamda sadece akide kardeşliğini esas tutarlar.

g) “…Takva buradadır”

Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem üç kez göğsüne işaret ederek “takva buradadır” buyurmuştur. İmanın da memleketi olan kalp, insanın ıslah ve ifsadının asıl merkezidir. İmam Gazali’nin tabiriyle beden ülkesinin başkentidir.

Fücur (günaha meyilli olmak) ve takva (sorumluluk bilincinde olmak) insanoğlunun kodlarında vardır. Kişi hangi duygusunu daha çok beslerse oradan akibetine doğru yürür. Takva Allah’ı sevmek, yasaklarına düşmekten korkmak ve rızasını kaybetmekten çekinmektir. Kalbî bir eylem olan takva insanın azalarında tezahür eder. Gönülden bir iştiyakla Rabbine karşı sorumluluk hissi ile dolu olana her işinde hayırlı bir çıkış yolu vaad edilir. Allah azze ve celle takvalı olan kulların darlıktan çıkacağını, sıkıntıdan kurtulacağını ve ummadığı yerlerden rızıklara ulaşacaklarını haber vermiştir.[10]

h) “Müslüman kardeşini hor ve hakir görmesi kişiye kötülük olarak yeter”

Bir din kardeşini günahkâr bile olsa hor ve hakir görmek asla doğru değildir. Özellikle de dış görünüşe göre insanları hor görmek ve küçümsemek bir Müslümana yakışmaz. Göz ucuyla bakıp geçtiğimiz veya bakmaya değer bulmadığımız nice kimseler vardır ki belki de eli öpülesi, duası alınası insanlardandır. Onlar, Allah katında öyle kıymetli, rızasını kazanmış kimselerdir ki “Vallahi bu iş şöyle olacak” diye yemin etseler, Allahu Teâlâ onların yeminini yerine getirir, onları yalancı çıkartmaz.[11]

ı) “Her Müslümanın kanı, malı ve ırzı (şeref ve haysiyeti) başka Müslümana haramdır”

İslam, Müslümanların kanlarını, ırzlarını (şahsiyetlerini) namus, şeref ve haysiyetlerini, aynı zamanda mallarını korumuş, haksız yere bunlardan herhangi birine müdahale etmeyi yasaklamıştır. Güvenli bir toplumun ortaya çıkabilmesi için bu temel haklarını teminat altına alan yasalar belirlemiştir.

Bu toplumda haksız yere kan akıtılamaz, başkalarının mallarına yan gözle bakılamaz, insanların şahsiyetlerine zarar verecek konuşmalar yapılamaz. İşte böyle bir toplum beklenen İslam toplumudur. Tarihte bilfiil gerçekleşmiş olan bu toplum her ne kadar günümüzde görülmese de tekrardan ortaya çıkacağı konusunda herhangi bir şüphemiz yoktur. Allah nurunu tamamlayacak ve yeryüzü zulümle dolduğu gibi tekrar adaletle dolacaktır. Bu toplumu oluşturmak ya da oluşumuna katkıda bulunmak bir Müslümana izzet olarak yeter. Allah azze ve celle bu uğurda çalışabilmeyi hepimize nasip eylesin…

Hadisten Çıkarılacak Dersler

Hasetin haramlığı kitap, sünnet ve icma ile sabittir. Haset eden kişi, aslında Allah’a itiraz etmiş sayılır, çünkü haset edilene verilen o nimet Allah’tandır.

Alışverişi kızıştırmak, almayacağı bir malın fiyatını artırmak haram kılınmıştır. Bu davranış piyasayı yükselteceği gibi aldatma, hilekarlık ve zulmü içinde barındırır.

Allah rızası için olmayan buğz, kin, nefret ve küslükler haramdır. Ancak haramlar ve günahların işlenmesine karşı buğz etmek câizdir.

Müslümanların birbirlerine yüz çevirmesi, yardımı ve alakayı kesmesi helal değildir.

Bir satıcının, müşteriye herhangi bir malı sattıktan sonra, başka bir satıcının aynı malı daha ucuz vereceğini veya aynı fiyata daha iyi mal vereceğini söyleyerek alışverişi bozdurması haramdır. 

Din kardeşliği, kan kardeşliğinden daha önceliklidir.

Müslümanın haksızlık yapması, din kardeşine yardımı kesmesi, onu hakir görmesi câiz değildir.

Takva kalbte bulunan bir duygudur. Zahirî ameller takvanın birer belirtisi sayılır.

Müslümanların kanı, malı ve ırzı başka müslümanlara haramdır. Bunlara karşı yapılacak herhangi bir müdahale mutlaka karşılık görür ve muhataba müdafaa hakkı doğar.[12]

 

[1]. Müslim/Kütabul birr ve sıla 2564

[2]. Ebu Davud Edep/44 İbni Mace Zühd/22

[3]. Şamil İ.A./Haset

[4]. Nesai buyu’ 22, İbni Mace Ticaret 25, Tirmizi buyu’ 10

[5]. Detaylı bilgi için bkz: Şamil İ.A/Neceş

[6]. Buhârî, İman, 1; Ebû Davûd, Sünnet, 2; İbn Hanbel, V,146, Bkz; Şamil İ.A/Buğz

[7]. Buharî 6077

[8]. Ebu Davud 4915

[9]. Nazım Sultan, Kırk Hadis Şerhi, 35. Hadis

[10]. Talak Sûresi 2-3

[11]. Buhârî, Eyman/9

[12]. Riyazus Salihin Şerhi, Erkam yayınları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.