SAHABENİN HZ. PEYGAMBERE OLAN DÜŞKÜNLÜĞÜ

Hicretin 3. yılı Mekke, Bedir’in intikamını almak için üç bin kişilik ordu ile Medine’ye gelince Efendimiz de yedi yüz askeriyle Uhud Dağı’nın eteklerine yerleşir. O mübarek ordunun içine Sümeyra validemizin hanesinden dört kişi katılır. Babası Ubeyd, eşi Haris, Bedir’de gazi olan iki oğlu Muaz ile Muavviz. Sümeyra validemiz evinden bu yiğitleri gönderirken onlara şöyle der: “Siz gidin Uhud’un meydanında canlarınızı verin; ama Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e bir şey olmasın… Eğer siz sağ olarak gelir de ona bir şey olursa vallahi sizi eve almam. Siz, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’i koruma adına kendi canlarınızı ona feda edeceksiniz!”

Öyle de olur. Peygamber aşkıyla, şehadet sevdasıyla çepeçevre kuşanmış bu yiğitler, Uhud’un meydanında, niceleri gibi Allah ve Rasûlü yolunda savaşıp, Sümeyra’nın sofrasında aşk ile doyurdukları bedenlerine şimdi de şehadet şerbetini içirirler.

Ayneyn Geçidi’ndeki okçuların mevzilerini terk etmelerinden hemen sonra İslam’ın aslanları birer birer şehitlik makamına kavuşmaya başlar. Savaşın bu denli kızıştığı anda, İbni Kamia, Musab b. Umeyr’i Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e benzeterek öldürmeye çalışır ve o anda bir ses yankılanır: “Muhammed öldü! Muhammed’i öldürdüm!” Bu sesle titreyen, sarsılan Uhud’un feryatları Medine sokaklarına da ulaşır. Haberi duyar duymaz Uhud meydanına koşanlardan biri de Sümeyra validemizdir.

Sümeyra validemiz Rasûlullah’ın hayatta olup olmadığını öğrenebilmek için canhıraş biçimde onu arar. Validemizin bu halini görenler, onun yakınlarını aradığını sanırlar, bir bir ona ailesinin fertlerinin şehit olduğu haberlerini verirler. “Sümeyra bak! Burada yatan kocan Haris, şehit oldu!”, “Sümeyra bak! Bu baban Ubeyd’dir, şehit oldu!”, “Sümeyra bak! Bunlar oğulların Muaz ve Muavviz, şehit oldular!” Sümeyra validemiz bütün bu duydukları karşısında hep aynı tepkiyi verir: “Allah kocamın şehadetini kabul etsin; Allah babamın şehadetini kabul etsin; Evlatlarım size de bu yakışırdı; Allah şehadetlerinizi kabul etsin.” Validemizin derdi başkaydı. O, her seferinde Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’i soruyor, onun hakkında hayırlı bir haber almak için can atıyordu.

Kimseden beklediği cevabı alamayınca aramaya devam eder. Nihayet Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’i yanında birkaç sahabi ile birlikteyken bulur. Sevinçle, gözyaşlarıyla ona doğru koşar, mübarek cübbelerini yaşlı gözlerine sürer ve şöyle der: “Sen ki hayattasın, senden sonra bütün musibetler bana çok hafif gelir ya Rasûlullah!”[1]

Kıssadan Çıkarılacak Dersler

Geçen yazımızda Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin ümmetine olan düşkünlüğünden bahsetmiştik. Bu yazımızda da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin ümmetine olan düşkünlüğüne mukabil, ashabın Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimize olan düşkünlüğüne delalet eden bir kıssaya değindik.

Sahabelerin hayatlarına baktığımızda Peygamber Efendimiz için her şeyi göze aldıklarını görmemiz mümkündür. Sahabelerin Rasulallah için en çok kullandıkları ifadeleri anam babam sana feda olsun ya Rasûlullah ifadesi olmuştur. Sahabe bunu sadece dilleriyle değil yaşantılarında da ispat etmişlerdir. İşte bu kıssada Hz. Sümeyra’da gördüğümüz gibi.

Hz. Sümeyra, Uhud Savaşı’na babasını, kocasını ve iki oğlunu, kısacası bütün aile fertlerini göndermişti. Eğer savaşta şehid olurlarsa hayatının geriye kalan kısmında kendisini koruyup kollayacak başka kimse kalmayacaktı. Ancak o tüm bunları göze alarak imanın ve İslam’ın nasıl candan öte önemli olduğunu bizlere göstermektedir.

Hz. Sümeyra “Siz gidin Uhud’un meydanında canlarınızı verin; ama Efendimiz’e bir şey olmasın… Eğer siz sağ olarak gelir de ona bir şey olursa vallahi sizleri eve almam. Siz, Efendimiz’i koruma adına kendi canlarınızı ona feda edeceksiniz!” demişti. Bu sözü de Hz. Sümeyra’nın Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e ne kadar düşkün olduğunu göstermektedir.

“Ayneyn Geçidi’ndeki okçuların mevzilerini terk etmelerinden hemen sonra İslam’ın aslanları birer birer şehitlik makamına kavuşmaya başlar.” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in kesin emri vardı. Her ne olursa olsun o tepe terk edilmemeliydi. Savaş Müslümanların lehine ilerlerken, itaatsizliğin bir neticesi olarak savaş aniden Müslümanların aleyhinde sonuçlandı. Allah’ın ve Rasûlü’nün emirlerine itaat etmemenin muhakkak olumsuz bir sonucu olacaktır.

İbni Kamia’nın yanlış olan haberi hemen Medine’ye ulaşmıştı. Haberi alan Uhud meydanına doğru koşuşturuyordu. Çünkü onlar genciyle yaşlısıyla tam peygamber sevdalısıydılar. O sevdalılardan biri de Hz. Sümeyra idi. Bir an önce Uhud meydanına varmalı ve haberin doğru olup olmadığını görmeliydi. Hz. Sümeyra, Uhud meydanında iken, bir bir ailesinden şehid olanları söylerler. Onun cevabı şu şekilde olur. “Allah kocamın şehadetini kabul etsin; Allah babamın şehadetini kabul etsin; evlatlarım size de bu yakışırdı. Allah şehadetlerinizi kabul etsin.” Daha sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i sordu. Bir insanın kendisini koruyup kollayacak olan yakınlarını kaybettiği halde bu kadar metanetli olup hala Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i sorması imanının ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e olan sevgisinin büyüklüğünü göstermektedir. Bizler de eğer aynı sevgi ve imana sahip olursak pek çok musibeti daha metanetli karşılayabiliriz.

Ayrıca Hz. Sümeyra’nın aile fertlerini kaybetmesine rağmen Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i sorması bize şu hadisi hatırlatmaktadır. “Sizden birinize ben; annesinden, babasından, çocuklarından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadığım müddetçe tam iman etmiş olamaz.”[2] Hz. Sümeyra, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i gördüğünde şöyle demiştir. “Sen ki hayattasın, senden sonra bütün musibetler bana çok hafif gelir ya Rasûlullah!” işte bu, sözlerin bittiği andır. Hz. Sümeyra’ya göre en büyük musibet Rasûlullah’ın ölmesiydi. Bu musibetin gerçek olmadığını görünce geriye kalan musibetleri hafife almıştır.

Sahabenin peygambere olan sevgilerinin ispatı sadece peygambere karşı canlarını, evlatlarını, kocalarını, anne ve babalarını feda etmeleri değildi. Hz. Ebu Bekir’in Sevr mağarasındayken yılanın ısırmasından dolayı ölümle karşı karşıya kalmasına rağmen bütün acılarını içine atıp Peygamber Efendimiz’i uykusunda rahatsız etmeyişi gibi veya sahabenin peygamberin üzülmemesi için bile canlarını ortaya koymaları gibi. Hubeyb’i idam edecekleri vakit Kureyşin, “Ey Hubeyb senin yerinde Muhammed’in olmasını ister miydin? ‘İsterdim’ de seni serbest bırakalım” dediklerinde; “Değil yerimde olması, evinde ayağına dikenin bile batmasını istemem” cevabında olduğu gibi. Bu cevabından sonra onu idam eden Kureyşliler şu hakikati itiraf etmek zorunda kalmışlardır: “Biz o kadar emir ve etrafında adamlarını gördük ama Muhammed’i seven ve ona bağlı olan adamlar gibilerini görmedik.”

[1]. İbn Hişâm, es-Sîre,III, 133; Hakkında daha geniş bilgi için bkz. Yıldırım, Muhammed Emin, Efendimizi (s.a.v) Sahabe Gibi Sevmek, s.105-114

[2]. Buhârî, İman: 8; Müslim, İman: 69,70

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.