MÜNKERE KARŞI MÜSLÜMANCA TAVIR

Açıklama

Aktarmış olduğumuz bu değerli hadis-i şerif; İslam dininin ortaya koyduğu dünya görüşü ve değer yargılarına aykırı tutum ve davranışlara karşı alınması gereken tedbirleri, ayrıca münkere karşı sözlü uyarı ve psikolojik direniş şeklinde tepkiler göstermeyi gerekli kılar.

İslam âlimleri bu tür ayet ve hadislerin kişisel ve toplumsal alanda önemine dikkat çekmişler, dışadönük davet ve cihad hareketini, bunun yanı sıra içedönük ıslah çalışmalarını gerekli görmüşlerdir.

Devletin kontrolündeki hisbe teşkilatının sürdürdüğü resmî faaliyetlerden başka sohbetler, vaazlar, nasihatler ve benzeri çalışmalar her dönemde etkili bir şekilde yürütülmüş, özellikle dinî gayreti güçlü kişiler şartların elverdiği ölçüde kişisel, ailesel ve toplumsal seviyede iyiliğin geliştirilmesi ve kötülüğün önlenmesi konusunda büyük çabalar harcamışlardır. Onlar, dinî ve ahlaki hayatın gelişmesine toplum düzeninin sağlanmasına katkıda bulunmayı bir “Müslümanlık görevi” olarak görmüşlerdir.

Münker; şeriatın yasakladığı şeylerdir. Başka bir deyişle “Allah’ın razı olmadığı ve inkâr edilen haramlar ve günahlar” münker olarak vasıflanmıştır.

İslam ümmeti yeryüzündeki en hayırlı toplumdur. Bunun nedeni ise iyiliği emrediyor ve kötülüğü yasaklıyor olmasıdır.

Bu toplumun hayırlı olmaya devam etmesi için birçok ayet-i kerimede ve hadis-i şerifte “iyiliği emredip kötülüğü yasaklama” ilkesi vurgulanmıştır.

Toplum olarak bu görevi terk ettiğimiz takdirde başımıza gelecek her türlü felaketin kaçınılmaz olacağını unutmamak gerekir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki: “Canımı elinde tutan Allah’a yemin ederim ki; siz ya iyiliği emreder kötülükten alıkoyarsınız ya da Allah kendi katından sizin üzerinize bir azap gönderir. O zaman dua edersiniz fakat duanız kabul edilmez”[1]

Yahudilerin lanetlenmesine neden olan en büyük sebeplerden bir tanesi toplumun işlediği kötülükleri görmelerine rağmen herhangi bir tepki vermemeleridir.

Ayet-i kerimede Allah azze ve celle şöyle buyurur: “Onlar (yani İsrailoğulları) birbirlerine hiçbir münkeri yasaklamadılar. Yemin ederiz ki yapmakta oldukları şey çok kötüydü” (Maide, 78-79)

İzah etmeye çalıştığımız hadis-i şerif münkerin, kötülük ve fenalıkların nasıl değiştirileceği konusunda temel teşkil edici bir özelliğe sahiptir. Bu durum her Müslümanı gücü nispetince kapsayan bir emirdir.

İslam âlimleri genel anlamda kötülükleri “el ile değiştirmenin yöneticilerin, dil ile değiştirmenin âlimlerin, kalp ile değiştirmenin de müdahaleye gücü yetmeyen zayıfların yani avamın görevi” olduğunu söylerler. Böylece her seviyedeki Müslümana düşen bir vazifenin bulunduğu ortaya çıkmıştır.

Bununla beraber “Her seviyedeki insan bunların hangisine güç yetirirse onu da yerine getirmeli” görüşünde olan âlimler de vardır.

Konuyla alakalı dikkat edilmesi gereken bazı noktalar bulunmaktadır;

A) Hisbe Teşkilatını Kurmak Elzem Olan Bir Görevdir

Hisbe teşkilatı; İslam devletinde iyiliği emr, kötülüğü nehyetmek için, kurulmuş bir teşkilattır. İslam’ın ortaya çıkışından bir müddet sonra belirli hâle gelen hisbe görevi, zamanla tarihte kurulan bütün Müslüman devletlerde önemli derecede fonksiyonu bulunan bir müessese haline gelmiştir. Gerçekten, iyilikleri emretmek ve kötülüklerden sakındırmak maksadıyla kurulan bu müessese, şeriata uygun hareket edilmesini sağlardı. Bunun için teşkilat, Müslümanların yaşadığı bölgelerde onların cuma namazları için camiye gitmelerine dikkat eder, sayıları kırkı aşan topluluklarda cemaat teşkilâtının kurulmasını sağlardı. Keza, ramazan ayında alenen oruç yiyenler, içki içip sarhoş olanlar, iddet beklemeden evlenen kadınlar, yasak musikî aletini çalanlar, velhasıl şeriata aykırı hareket edenler hep ona hesap vermek zorunda idiler. Teşkilatın toplum üzerinde velâyet hakkı bulunduğu için geniş bir tazir yetkisine de sahiptir. O, okulları teftiş eder, öğrencileri gereksiz yere döver, öğretmenleri cezalandırır, düşmanın eline geçtiği zaman işine yarayabilecek her türlü harp malzemesinin satışını yasaklar, çarşıların düzenini sağlamaya, ölçü ve tartı âletlerini kontrol etmeye, şeriatla alay edenleri takibe, komşu hakkına tecavüzü önlemeye, zımmîlere (İslam ülkesinin vatandaşı olan gayrimüslim) ait binaların Müslümanlarınkinden daha yüksek yapılmamasına dikkat etmeye varıncaya kadar geniş yetkiler kullanırdı.[2] 

Müslümanlar bu görevi yerine getirecek bir yapıyı kurmak zorundadırlar çünkü İslami hassasiyetlere sahip bir yönetim, doğruyu ve yanlışı, iyiyi ve kötüyü öğretip özetleyecek ilim erbabını ve bu hususlarda duyarlı bir halkı yetiştirmedikçe vazifelerini yapmış sayılmazlar. Aynı şekilde eğer münker, bir toplum içerisinde yayılacak olursa, o toplum bu sebepten ötürü Allah’ın azabının inmesi tehdidi ile karşı karşıya kalır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “İnsanlar zalimi görüp de onun ellerini yakalamayacak (ve zulümden alıkoymayacak) olurlarsa, Allah’ın kendi katından üzerlerine onların hepsini kuşatacak bir azabı göndermesi pek yakın olur.”[3]

Birçok İslami emir ancak devlet gözetiminde tam olarak uygulanabilir. Günümüzdeki devletler tarafından böyle bir organizasyon yapılmadığı için biz iyiliği emretmek ve kötülüğü yasaklamak konusunda yeterli bir mücadeleyi sergileyemiyoruz.

B) Bu Konuda İlimsizce Hareket Etmemek Gerekir

İyiliği emredip kötülüğü yasaklama görevini bilgisi olan insanların yapması gerekir. Ancak bu konuda dikkat edilmesi gereken bir detay vardır; eğer emredilecek iyilik herkesin bildiği dini farzlar ve nehyedilecek kötülük ise bütün Müslümanlar tarafından bilinen yasaklar cinsinden ise bu konuda bütün Müslümanların müdahale etmesi caizdir. Örneğin namaz kılmayan birisine “namaz kıl”, faizle muamele yapan birisine “bu haramı terk et”, içki içen birisine “bu münkeri bırak” demek için elbette ki âlim olmaya gerek yoktur. Bu gibi işlerde detaylı bilgiye sahip olmasa da Müslümanların güçleri nispetince hikmete uygun şekilde eli ya da dili ile müdahaleleri uygun düşer. Eğer emredilecek şey ya da yasaklanacak durum âlimler tarafından ihtilaflı bir konuysa bu duruma müdahale ancak âlimleri ilgilendirir. İctihadî meseleleri ve âlimlerin hükmü ile alakalı farklı fetvalar verdiği konuları tek bir açıdan bakarak değerlendirmek uygun olmaz. İctihadî meselelerde el ve dil ile müdahale ancak âlimlere has bir durumdur, avam tarafından yapılamaz.

C) İnsanın Yapacağı Müdahale Faydalı Olabilmesi İçin Önce Kendisinin Amel Etmesi Daha Uygun Olacaktır

Bir Müslüman, iyiliği emretmek ve kötülüğü yasaklamak istiyorsa önce kendisi söyledikleri ile amel etmesi gerekir. Fakat kendisinin amel etmiyor olması nasihatten geri durmasına sebep olamaz.

Bir Müslümanın farzlara ve yasaklara nispeten iki görevi vardır; farz ise yerine getirecek ve insanları ona davet edecek, yasak ise geri duracak ve insanları ondan alıkoyacaktır.

Bu görevlerin ilk kısmını yapmadığı için diğer kısmından geri durmak uygun değildir. Ancak sözünün etkili olması için söyledikleri ile amel etmesi gerekir.

Amel etmediği şeyleri dahi insan nasihat edebilir. Sonuç itibarıyla nasihat edecek insanın günahsız olması şart olsaydı kimse kimseye nasihat edemezdi.

D) Bu Görevi Hikmetli Bir Şekilde Eda Etmek Gerekir

İyiliği emredip kötülüğü yasaklayacak kişiler İslam’ın tebliğ metodunu iyice kavramalıdırlar. Nezaket, iyi muamele, yumuşak davranış ve merhametli yaklaşım gibi esasları göz önünde bulundurmalıdırlar.

İmam Şafi şöyle der; “Din kardeşine gizlice öğüt veren kimse gerçekten nasihat etmiş ve onu süsleyip sevindirmiş olur. Fakat insanların gözü önünde ona öğüt veren kişi din kardeşini son derece küçültür ve batırır.” Bu din Allah’ın dinidir. O’nun istediği şekilde insanlara ulaştırmak gerekir.

E) Münkere Müdahale Ederken Daha Büyük Bir Münkeri Ortaya Çıkarmamak Gerekir

Bir kötülüğü el ile değiştirmek ona fiili müdahalede bulunmak demektir. Mesela bu durum, haram olan içkiyi içen kişinin elindeki içki şişelerini kırıp atmayı gerekli kılar, çalınmış bir malı sahibine geri vermek de el ile müdahaleye girer. Ancak kişi el ile müdahale ederken arkasından doğacak sonuçları göz önünde bulundurmalıdır. Eğer el ile müdahale ettiği takdirde daha büyük bir fitne çıkacaksa el ile müdahale yerine dil ile müdahale tercih edilmelidir.

Daha büyük bir fitneyi meydana getirmektense küçük olan fitnelere maruz kalmak ve onlara tahammül etmek daha evladır.

Kalp ile değiştirmek ise yapılan o işi çirkin görmek ve tiksinmektir. Bu durum her ne kadar kötülüğe engel olmak anlamına gelmiyorsa da elinden başka bir şey gelmediği için insanın bununla yetinmesi caiz görülmüştür. Çünkü insanın kalbinden haramlara dair öfke ve nefret çıkarsa haramlar onun gözünde basitleşir ve toplumda görmüş olduğu haramları yavaş yavaş işlemeye başlar.

Kişi, münker ve haram olduğu net bir şekilde belli olan veya herhangi bir ihtilafın olmadığı bir konuda müdahale ederken öldürülecek olursa inşallah Allah yolunda şehid olarak can vermiş olur bu durumda insanlardan korktuğu için harama müdahale etmemek söz konusu olmamalıdır

Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki;

“Sizden biri Allah için söylenecek bir sözü gerektiren bir durumla karşılaştığı zaman o sözü söylemekten çekinerek kendisini küçük düşürmesin! Çünkü Allah “O sözü söylemekten seni alıkoyan neydi?” diye soracak. O kişi “İnsanlardan korktum ya Rabbi” diyecek. Allah “Halbuki korkmana ben daha da layıktım (benden korkman gerekiyordu)” buyuracaktır.”[4]

Toplum içinde işlenen haramlar ve münkerler konusunda ilk sorumluluk devlet yöneticilerine aittir. Kişi, idare ettiği insanların yapmış oldukları çirkinlikleri görüp de eğer müdahale etmiyorsa bundan dolayı Allah azze ve celle katında mesul olacaktır. Aynı şekilde aile içerisinde bir haram işleniyor da aile reisi bu durumdan haberdar olduğu halde müdahale etmiyorsa Allah katında mes’ul olacaktır.

Toplum olarak Allah’ın rızasına kavuşmak istiyor ve O’nun azabından korkuyorsak yapılan çirkin işlere en uygun olacak şekilde tepkimizi koymalıyız. Tepki verilmeyen çirkinlikler belli bir süre sonra normalleşecek belki bir dönem sonra fazilet kabul edilecektir. İşte o zaman –Allah muhafaza- iş işten geçmiş olacaktır.

Hadisten Çıkarılacak Dersler

  1. Marufu emir ve münkerden nehiy vazifesini yerine getirecek bir yönetim oluşturmak, bu vazifeyi ifa edecek âlimler yetiştirmek ve bir cemaat teşkil etmek Müslümanlar üzerine farz-ı kifayedir.
  2. Hangi vasıtayla mümkünse ve hangisine güç yeterse münkeri, kötülükleri onunla önlemek her Müslümanın üzerine bir vecibedir.
  3. İyiliği emir ve kötülükten nehiy, İslam ümmetinin müşterek sorumluluğudur. Allah azze ve celle bizleri münkere karşı tepkisini hikmetli bir şekilde ortaya koyabilen, davasına samimi bir şekilde sarılan kullarından eylesin.

[1]. Ebu Dâvud, Melahim/16

[2]. Şamil İ.A/Hisbe teşkilatı

[3]. Hadisi Ebu Dâvud ve Tirmizi rivayet etmiştir. Bk. Sahihu’l-Câmi, 1969

[4]. Müsned, 3,47

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.