KAN NEHRİNDE YÜZMEKTEN SAKININ

Bugünlerde toplumun bütün kesimleri arasında “kur korumalı mevduat hesabı” konusu konuşulmaktadır. Bu muamelenin şer’i açıdan caiz olup olmadığı tartışılmaktadır. Biz bu konuya temas etmeden önce birkaç önemli hususu hatırlatmak isteriz.

Tâli konularla uğraşıp, temel esasları göz ardı etmek tehlikeli bir sapmadır. Ülkemizde ekonominin temelini teşkil eden faiz, Kur’an-ı Kerîm’in muhkem naslarına taban tabana zıttır. Piyasada ortaya atılan her muamelenin şer’i açıdan caiz olup olmadığını tartışmadan önce, bu muamelenin üzerine oturtulduğu faizli ekonomi sistemine dikkat çekilmesi ve bundan şiddetle sakındırılması zaruridir. Zira faizle yoğrulmuş ekonomik bir sistem içerisinde ortaya atılan tâli meselelerin hükmü ile uğraşmak, toplum nezdinde faizin normal görülmesine yol açacak ve faiz batağına batanların sayısı günden güne artacaktır. Zaten gelinen netice de bunu açıkça göstermektedir. Eskiden bankaların kapısından geçmeyen hassas pek çok kimse, bu tür tartışmaların hengamesi neticesinde hassasiyetlerini yitirmiş ve faiz müesseseleri olan banka kuyruğundan ayrılmaz olmuşlardır.

Faizli muameleler yapanlar bilmelidirler ki, Allah ve Rasûlü ile savaş halindedirler. Allah ile savaşa giren kimse, dünyada bedbahtlığı/zilleti ve ahirette şekaveti/azâbı tatmaya mahkumdur. Faizli muamelelerin içerisinde yayıldığı bir toplum, cin çarpmış ve sara hastalığına tutulmuş gibi bütün dengeleri alt üst olmuş bir toplumdur. Böyle bir toplumda bencil, çıkarcı ve nankör bireyler toplumun kanını emer ve bütün servetini sömürürler. Nitekim toplum bireylerinin birbirini koruyup gözetmesi gereken şu umumi musibetler zamanında ortaya çıkan karaborsacılık, fırsatçılık, bencilce çıkar hesapları durumun vehametini açık bir şekilde göstermektedir. Bütün bunlar da faizin, ekonominin temeli olarak kabul edilmesinden kaynaklanmaktadır.

Faiz alıp verenler kandan bir nehir içerisinde yüzdüklerini/yüzeceklerini bilmelidirler. Nitekim Rasûlullah Efendimize faiz yiyenlerin azabının bir kısmı rüyasında gösterilmiştir. Allah’ın Rasûlü bunu şöyle nakleder: “…Yürüdük. Nihayet kandan bir nehire vardık. Nehrin içinde yüzen bir adam, kıyısında da yanına birçok taş yığmış bir başka adam vardı. Nehirdeki adam çıkmak isteyince, kıyıdaki onun ağzına bir taş atıyor ve onu yerine geri çeviriyordu. Çıkmak için kenara her gelişinde aynı şeyi yapıyor, ağzına bir taş atıyor, o da geri dönüyordu.” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bu adamın neden böyle azap gördüğünü sorduğunda melekler onun faiz yiyen kimse olduğunu söylemişlerdir.[1]

Rasûlullah Efendimiz, faiz yiyenlerin ahiretteki cezalarını gösteren diğer bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyururlar: “Miraç gecesi, bir kısım insanlara uğradım ki, karınları evler gibi iri idi. Karınlarının içi yılanlarla doluydu ve bunlar dışardan görünüyordu. Ben: ‘Ey Cibrîl bunlar kimlerdir?’ diye sordum. ‘Bunlar faiz yiyenlerdir!’ cevabını verdi.”[2]

Bu azap, faiz yiyenlerin dünyadaki hallerine tam uygun olup, iç âlemlerinin dışarıya yansımış şeklidir. Zira faiz yiyenler halkın emeğini sömürmekte ve kanlarını emerek beslenip karınlarını şişirdikçe şişirmektedirler!

Faizle ilgili bu ve benzeri pek çok nassın ifade ettiği tehditlere muhatap olmaktan kaçınmak isteyen birçok kimse, açık bir şekilde faizli muameleler yapmak yerine meşruiyet kılıfına büründürülmüş hileli/kapalı faiz muamelelerine yönelmektedir. Faizin adı değiştirilerek veya faiz kurumlarının ismi değiştirilerek halk içerisinde faizi meşrulaştırma yoluna gidilmektedir. Böylece Ümmet-i Muhammed’in arasında hile, sahtekarlık ve şer’i hükümlerin sorumluluğundan kurtulmak için tahrife varacak derecede kitabına uydurma yöntemleri artmış; âdeta balık avlamak isteyen ancak yasakla karşı karşıya kalan İsrail oğullarının cumartesi yasağını delmek için başvurdukları hileye benzer kılıflı faiz işlemleri geliştirilmiştir. Bu da Müslüman toplumu büyük bir zillete ve perişanlığa maruz bırakmıştır. İşte bundan dolayıdır ki, Abdullah b. Ömer’in rivayet ettiği hadis-i şerifte Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurarak bizleri uyarmıştır: “Îne (meşruiyet kılıfına büründürülmüş faiz) yoluyla alışveriş yaptığınız, öküzlerin kuyruğuna yapıştığınız, tarımı seçtiğiniz ve cihadı terk ettiğiniz zaman, Allah size öyle bir zillet mûsâllat eder ki dininize dönünceye kadar onu üzerinizden kaldırmaz.”[3] Ebû Hüreyre’nin rivâyet ettiği diğer bir hadiste Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki faiz yemeyen hiç kimse kalmayacak! Kişi doğrudan yemese bile ona tozundan bulaşacak.”[4]

Faiz konusunda bütün âlimlerin kabul ettikleri genel kural şudur: Herhangi bir muamelede faiz şüphesinin bulunması, hakikaten faizin tahakkuku olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla açıkça faizin bulunduğu işlemlerden kaçınılması gerektiği gibi, faiz şüphesi bulunan işlemlerden de kaçınılması gerekir. Nitekim Hz. Ömer radıyallahu anh şöyle demektedir: “Açık faizden de faize benzeyen durumlardan da sakının.”

Diğer taraftan faizin tarifi şöyledir: Akit esnasında şart koşulmuş karşılıksız fazlalık, faizdir. Bu tarif, zaten faizli hesap olan ‘mevduat hesabı’na kur koruması vaadiyle yatırılan ve kur farkı alınan işlemlere tamı tamına uymaktadır. Bundan dolayı bizler de bu işlemi caiz görmemekte ve faiz olduğu kanaatini benimsemekteyiz. Allah azze ve celle bizleri de bütün Müslüman kardeşlerimizi de gizli-açık, kılıflı-kılıfsız her türlü faizden ve haram kazanç yollarından korusun!

[1]. Buhârî, Ta‘bîr, 48

[2]. İbn-i Mâce, Ticârât, 58

[3]. Ebu Davud: 3462

[4]. Ebû Dâvûd, 3331

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.