DAVET DİLİ

Dil insanlar arası ilişkilerin, anlaşmaların, ilmî, siyasî, iktisadî, ticarî ve fikrî alışverişlerin yegâne vasıtasıdır.[1]

Dil, düşünceleri ifade edebilmenin aracı olduğundan dil ne kadar iyi kullanılırsa, muhataba düşünceler ve verilmek istenen mesaj o derece iyi aktarılacaktır. Bu yüzden dilin en güzel şekilde kullanımına özen gösterilmelidir.

Dilin kullanımı bu kadar önemli bir işleve sahip olduğundan, davetçi İslam davetinde bulunurken dili en güzel şekliyle kullanabilmenin gayretinde olmalıdır.

İslâm’a davette en çok kaybedilen noktanın tebliğ dilini iyi bilmemek veya iyi uygulayamamak olduğu düşüncesinden yola çıkılırsa, bu dilin iyi öğrenilmesi ve uygulanmasının önemi de kendiliğinden ortaya çıkmış olur.[2]

Davetçi, İslam davetinde bulunurken dilin kullanımı konusunda şu hususlara dikkat etmesi gerekir:

  1. Yumuşak Söz Söylemek, Kaba ve Çirkin Sözlerden Kaçınmak

Fikir ve inançların değiştirilmesinde insanı etkileyen unsurlardan biri de şüphesiz ki yumuşak söz ve tatlı dildir… İslam davetçisi bu noktada herkesten çok duyarlı olarak muhataplarına karşı kullanacağı dilin yumuşak olmasına itina göstermelidir.

“Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler; yoksa şeytan aralarına girer. Kuşkusuz şeytan insanların apaçık düşmanıdır.” (İsrâ, 53)

Tatlı ve güzel söz, kalplerdeki yaraları iyileştirir, katılıkları giderir ve onları sevgi ve saygı etrafında toplar. Şeytan ise, insanların dillerinden yakalamış olduğu kötü sözlerle insanların arasını açar ve düşmanlığı körükler. Konuşulan güzel sözlerle şeytana bu fırsat verilmemiş olur…[3]

Aynı şekilde üslubun sert ve kaba, güzellikten yoksun olduğu bir davet anlayışı da daveti olumsuz etkileyecektir. Bu itici ve yanlış davranış hakkında Kur’an-ı Kerim bizleri şöyle uyarmaktadır: “Allah’tan bir rahmetle onlara yumuşak davrandın. Eğer, kaba ve katı yürekli olsaydın, onlar çevrenden dağılır giderdi.” (Âl-i İmran, 159)

Öğüt verirken yumuşak davranmak ve tatlılıkla hareket etmek çoğu kere katı kalpleri hidayete getirir ve nefret besleyen gönülleri ferahlatır.[4]

Davetçi; kaba, sert ve argo kelimeler kullanmamalı, İslam ahlakına uymayan her türlü sözden kaçınarak, mümkün olduğunca sevgi dili kullanılmasına özen göstermelidir.

Öfkeyle, bağırıp çağırarak yapılan davet, çoğu zaman –olması gereken yerler hariç- davetten ziyade davetçinin kendisini ispat etmek için kullandığı bir hale dönüşmektedir.

Müminlerin annesi Hz. Âişe’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ey Âişe! Allah, rıfk (nezaket ve yumuşaklık) sahibidir ve rıfktan hoşlanır. Sertlik, kabalık ve nezaket dışı diğer davranışlara vermediği karşılığı rıfk sayesinde verir.”[5]

Davette yumuşak dilin emredilmesinin en büyük sebeplerinden biri de sert bir tarzda davetin diktatör yapıdaki insanların isyan ve azgınlığını daha da arttırmasıdır. Oysa davetten maksat fayda sağlamaktır. Yoksa zarar vermek değildir.[6]

İmam Gazalî (ö.505/1111), “İhya-u Ulûmi’d-Din” adlı eserinde konuyla şu önemli noktalara değinmektedir: “Muhatabı daima yumuşak ve tatlı sözlerle irşad etmeğe çalışmak lazımdır. Çünkü bir adama bir şeyler öğretrneğe kalkışmak onun cahil oluşuna parmak basmak demektir. Cehaleti ise çok az kimse kabul eder. Bunun için sert kimseler cehalet ve hataları ikaz edildikleri zaman hemen kızarlar. Cehaletlerinin çıkmaması için bile bile hakkı kabul etmemekte ısrar Insanın doğasında cehaletini örtme temayülü vardır. Çünkü insanda manevi bir hastalık ve çirkinliktir. Bu hastalığa olanlar daima kınanırlar.[7]

  1. Tesirli Söz Söylemek

Davetçi, İslam davetini muhatablara anlattığında güzel ve tesirli söz seçiminde bulunmalıdır.

Sık sık aynı şeylerin ve benzer kelimelerin tekrar edildiği bir dil, güzel ve tesirli söze engel olacağından muhatabın sıkılacağı bir hal alacaktır. Bu durum, davetin tesirini de azaltacaktır. İslam davetinin öğretmenleri ve örnekleri olan peygamberlerin (Allah’ın selamı üzerlerine olsun) takip ettiği yöntem, güzel ve tesirli söz kullanımına özen göstermeleridir.

Kur’an-ı Kerim “…Onlara aldırma, kendilerine öğüt ver ve onlara durumları hakkında tesirli söz söyle.” (Nisa, 63) buyurarak, muhatabın davete vereceği olumsuz karşılık karşısında yapılması gerekeni öğretmektedir.

  1. Açık, Net Söz Söylemek

Davette esas amaç, kişiye İslam’ı açık ve net bir şekilde anlatıp onun İslam dairesine girmesine veya Müslümanlığının güzelleşmesine vesile olmaktır. Bu durumda İslam davetçisinin davetinde anlattığı konulardan uzaklaşıp meseleleri birbirine ekleyerek konuyu karmaşıklaştıran bir söz söyleme üslubuna girmemesi gerekir. Bu nedenle de davetçinin anlattıkları muhatabın anlamasına engel olmayacak açıklıkta ve netlikte olmalıdır.

Davette doğru bilgiyi aktarmadan daha da önemlisi, bu bilginin açık ve net bir dil kullanılarak anlaşılırlığının sağlanmasıdır.

Davetçinin muhatabın anlamakta güçlük çekeceği yabancı kelimeler ile davet yapma hatasına düşmemesi gerekir. Bu durum davetçi için ilgi çekici bir durum gibi görülse de davet edilen açısından güzel karşılanmayacaktır. Hem davette esas olan dikkat çekmek değil, muhatabın anlayacağı bir üslupla davette bulunmaktır.

Kur’an-ı Kerim’de “İstisnasız her peygamberi kendi kavminin diliyle gönderdik ki onlara açık açık anlatsın.” (İbrahim, 4) buyurularak, davet sırasında açık ve net bir dilin kullanılması gerektiği belirtilmiştir.

Davette anlaşılır bir dil kullanılmamasının kötü sonuçları da doğacaktır. Bu konuda Hz. Ali radıyallahu anh “İnsanlara anlayabilecekleri şeyleri rivayet edin! Allah ve Rasûlü’nün yalanlanmasını ister misiniz?”[8] demiş, Abdullah b. Mesud radıyallahu anh da “Şayet bir topluluğa akıllarının ermediği bir rivayette bulunursan bu onların bir kısmı için ancak fitne olur.”[9] diyerek, açık ve anlaşılır bir dil kullanılmamasının sonucunu haber vermiştir.

Anlatılanların muhatap tarafından açık ve net anlaşılması hususunda dikkat edilmesi gereken bazı noktalar şunlardır:

– Hızlı ve çok şey anlatmak yerine, kısa ve gerektiğinde tekrara başvuran bir anlatım yolu tercih edilmelidir.

Hz. Âişe radıyallahu anha Rasûlullah’ın sallallahu aleyhi ve sellem anlatım metodunu bize şöyle aktarır: “Rasûlullah’ın sallallahu aleyhi ve sellem konuşması, herkesin anlayacağı şekilde açık ve net idi.”[10]

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem sizin yaptığınız gibi çabuk çabuk konuşarak sözlerini arka arkaya sıralamazdı.”[11]

Davette bıktırıcı olmayacak şekilde bir tekrarın yerinin olduğu da muhakkaktır. Unutan bir varlık olan insana, bazı önemli noktalara ara ara değinerek hatırlatmalarda bulunmak lazımdır. Zira her yapılan tekrar, kişinin konunun önemini daha iyi şekilde kavramasına katkı sağlayacaktır. Aynı zamanda da bir süre yapıp da sonradan terk ettiği bir amel ise de o ameli yapmaya teşvik de etmiş olacaktır.

On yıl Rasûlullah’ın sallallahu aleyhi ve sellem hizmetinde bulunan Enes radıyallahu anh da şöyle aktarır: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir söz söylediği zaman iyice anlaşılsın diye üç kere tekrar ederdi.”[12]

– Bıktırıcı uzun konuşmalardan kaçınılmalıdır.

Fazla konuşarak davet edileni bıktıran bir üslup yerine davet edileni sıkmadan, kısa ve net cümleler kurulmalıdır.

Bir adam Abdullah b. Mesud’a radıyallahu anh gelerek, “Senin her gün bize vaaz vermeni isterdim!” deyince, Abdullah b. Mesud’a radıyallahu anh ona, “Sizi usandırırım endişesi beni bundan alıkoyuyor. Bu sebeple ben vaaz için sizin uygun zamanlarınızı gözetiyorum. Nitekim Rasûlullah’ın sallallahu aleyhi ve sellem, bıkkınlık vermekten endişe ederek bize vaaz vermek için uygun günleri kollardı.” şeklinde karşılık vermişti.[13]

  1. Muhatabı Küçük Düşüren Sözlerden Kaçınmak

Davette bulunulduğu sırada muhatabın değerli bir varlık olduğu unutulmadan, kişiliğini küçük düşüren sözlerden kaçınarak davette bulunulmalıdır. Onun değerli bir varlık olduğunu ve bu değerli varlığın (insanın) değerli bir yolda olması gerektiği sık sık dile getirilmelidir.

Muhatabı kötüleyen, şahsiyetini rencide ederek değil, ona karşı nazik ve anlayışlı davranarak hareket etmeyi, iyi bir netice elde edilmesi bakımından önemli saymaktadır.

Muhatabın hoşuna gidecek övgü dolu sözler söyleyerek onun ruhu okşanmalı ve gönlü yumuşatılmalıdır. Karşı taraf kim olursa olsun, ona değer verildiği hissi mutlaka kendisinde uyandırılmalıdır.

Davetçi, muhatabın da kabul ettiği önemli noktalara sık sık dikkatleri çekerek, muhatabı kendisini dinlemeye hazır hale getirmelidir. Sonra karşı tarafın inancını eleştirmeden, onun zayıf ve eksik yönlerine dokunmadan, öncelikle kendi tezini ve tezinin üstün özelliklerini açıkça ortaya koymalıdır. Davetçi, karşı tarafın tezinin çürüklüğü üzerinde durmaktan ziyade, kendi tezinin sağlamlığıyla yol almaya çalışılmalıdır.[14]

  1. Sözlerde Tutarlılık

Davetçinin konuştuklarının tutarlı olması, önce söyledikleriyle sonra söylediklerinin birbirine ters düşmemesi, davet için çok önemli bir husustur.

Davetçinin daveti sırasında her daim gözünün önünde şu ayetleri bulundurması gerekir:

“Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır.” (Saff, 2-3)

“Sizler kitabı okuduğunuz halde insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?” (Bakara, 44)

Davetçinin kendi içinde tutarlı olması kadar konuştuklarının hakikat değerinin de olması gerekir. Bu, davetçinin konuşmalarının içerik olarak Kur’ân ve Sünnete uygun olması, onlara ters düşmemesi anlamına gelir.[15]

  1. İkna Edici Bir Dil

İnsanları ikna eden bir dil kullanımı, davette önemli esaslardan biridir.

Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem’in 23 yıllık risalet hayatı incelediğinde; İslam’a davet konusunda ölçülü, muarızlarını tahkir etmeden şefkat ve merhametle, enfüsi ve afaki deliller getirmek suretiyle ikna edici bir üslup kullanarak tebliğ faaliyetlerini yürütmüş olduğu görülecektir.[16]

İbrahim aleyhisselâm’ın babasına “Babacığım! Duymayan, görmeyen ve sana hiçbir fayda sağlamayan bir şeye niçin taparsın?” (Meryem, 42) sözleri bu konuda örnektir.

Hz. İbrahim’in aleyhisselam tebliğ metodu, ikna etmeye dayanmaktadır. O, insanlardan akıllarını kullanarak gerçek ve biricik ilâha ulaşmaya çalışmalarını istemiştir. Babasını davet ederken ilk önce babasının; görmeyen, duymayan ve hiçbir fayda vermeyen nesnelere tapmasını sorgulamış ve bunu yapmaması gerektiğini belirterek onu ikna etmeye çalışmıştır.[17]

  1. Tartışmacı Bir Dilden Sakınmak

İslam davetinin insanları anlatılması sırasında, bu davete karşı sert tepki gösteren kimselerin ortaya çıkması olağandır. Böyle durumlarda muhatabın kendi fikrini yanlış dahi olsa savunmaya kalkması, İslam davetçisinin de doğruyu çatışmacı bir kullanarak onu fikrinden çevirmeye çalışması sonucunda bir tartışma ortama doğacaktır.

İslam daveti sırasında davetçinin mümkün olduğunca pek de olumlu neticelerin alınmadığı böyle tartışma ortamlarından kaçınması, eğer ortamda durmayı sürdürecekse de çatışmacı bir dil kullanmak yerine muhataba en güzel şekliyle karşılık vermesi, uzlaşmacı bir dil kullanarak tartışmayı fayda sağlanacak hale döndürmesi gerekir.

Tartışma bir anlamda, davetçinin bir kimse üzerinde çok daha fazla efor sarf edeceği bir durumu doğuracaktır. Bunun yerine tartışma ortamını bir an önce sona erdirme gayretinde olunmalıdır.

“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et; onlarla en güzel yöntemle tartış. Kuşkusuz senin rabbin, yolundan sapanların kim olduğunu en iyi bilendir; O, doğru yolda bulunanları da çok iyi bilir.” (Nahl, 125)

Tartışmanın tarifinden anlaşılabileceği ve hayat boyu elde edilen tecrübelerden de öğrenilebileceği gibi peşin fikirlilerle, karşıdakini dinlemek yerine kendinin doğru olduğunu dayatan kimselerle yapılan münakaşa ve tartışmalardan olumlu neticeler almak oldukça zor bir iştir, hatta imkânsızdır. Zira herkesin kendi fikrinin doğruluğunu ispata ve muhatabını alt etmeye çalıştığı bir tartışmadan olumlu sonuçlar beklemek mümkün değildir. Bu tür bir tartışma ortamında kendini bulan bir mümine Nahl Sûresi 125. ayetin herhangi bir tavsiyesi yoktur.[18] 

  1. Müjdeci ve Uyarıcı Bir Dil

Uyarma ve müjdeleme bütün peygamberlerin kullandıkları iki davet metodudur.

Doğrusu biz seni hak ile desteklenmiş bir müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik…” (Fatır, 24-25)

Ayet-i kerimede beşîr ve nezîr ifadeleri geçmektedir.

Beşîr, “müminlere (veya itaatkâr müminlere) özellikle ahiret mutluluğunu ve cenneti müjdeleyen» manasına gelir.

İnzar kelimesi sözlükte, “bir şeyin sonucundaki tehlikeyi haber verip sakındırmak, uyarmak ve dikkatini çekmek” gibi anlamlara gelir…[19]

Kur’an, kıssalarda anlatılan müsbet ve menfi şahsiyetleri ve onların akıbetlerini bildirmek suretiyle insanları hayır kanadını temsil eden fert ve toplumların örnek hayatlarına özendirerek, benzer bir hayatı yaşamaya teşvik etmiştir.

Şer kanadındakilerin tavır ve yaşantılarını ve bunun neticesi olan sû-i (kötü) akıbetlerini bildirerek muhatabı, onlara benzer yaşayış biçimi içinde olmaktan sakındırmıştır.[20]

İslam davetçisi, Allah’ın İslam davetine girerek iyi bir kul olan ya da İslam üzere bir hayat yaşamaya çalışan ancak günahlara da dalabilen kimselere cennette hazırladığı nimetleri sık sık hatırlatarak muhatabını müjdelemelidir. Bununla beraber, İslam yoluna girmeyi reddeden ya da günahlara dalmayı da terk etmeyenlere Allah’ın bir de azabının olduğunu uyarısında da bulunmalıdır.

Müjdeci ve uyarı olmak arasında bir denge tutulmayıp, sadece Cennet merkezli ya da Cehennemle uyarıların çokça yapıldığı bir davet yolu izlenilmemelidir.

 “Biz zulmetmekte olan nice memleket halkını yerle bir ettik ve onlardan sonra başka toplumlar meydana getirdik.” (Enbiya, 11)

[1]. İbrahim Emiroğlu, Davette Dil, Mantık ve Liyakat, Davet Dili, Mütercim Kitap, 2021, s.352-353.

[2]. Abdulkadir Karakuş, Hz. Peygamber’in Tebliğ Dili ve Bunun Kur’ânî Temelleri, Tefsir Araştırmaları Dergisi (TADER) 3 / 2 (Ekim 2019): 267-283.

[3]. Mehmet Soysaldı, Kur’an’da Tebliğ Yöntemleri ile İlgili Kavramların Analizi, Diyanet İlmi Dergi 39/3 (Temmuz – Ağustos – Eylül 2003): 43-64.

[4]. A.e, s.55.

[5]. Müslim, “Birr”, 77.

[6]. Fahreddin er-Râzî, Mefâtihu’l-Ğayb, 22/52.

[7]. Gazalî, İhya, II, 289.

[8]. Buhârî, “İlim”, 49.

[9]. Müslim, Mukaddime, 5.

[10]. Ebu Dâvud, “Edeb”, 18/4839.

[11]. Buhârî, “Menâkıb”, 23.

[12]. Buhârî, “İlim”, 30.

[13]. Buhârî, “İlim”, 12; Tirmizî, “Edeb”, 72.

[14]. Şevki Saka, İnsanı Aydınlatmada Tedrici Metodun Önemi, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2001, cilt: XLII, s. 60.

[15]. İbrahim Emiroğlu, Davette Dil, Mantık ve Liyakat, Davet Dili, Mütercim Kitap, 2021, s.363.

[16]. Turgut Erhan, Yaygın Din Eğitimi Bağlamında Davetin Evrenselliği, Davet Dili, Mütercim Kitap, 2021, s.479.

[17]. Esat Özcan, Hz. İbrahim’in Tahkiki İmana Ulaşma Çabaları ve Tebliğ Metodu, Uluslararası Hz. İbrahim ve Nübüvvet Sempozyumu, s.607.

[18]. Abdulkadir Karakuş, “Hz. Peygamber’in Tebliğ Dili ve Bunun Kur’ânî Temelleri, Tefsir Araştırmaları Dergisi (TADER) 3 / 2 (Ekim 2019): 267-283.

[19]. Soysaldı, s.43-64.

[20]. Mahmut Sönmez, Kur’ani Tebliğde Terğib ve Terhib Metodu, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi / The Journal of International Social Research, Cilt: 12, Sayı: 65, Ağustos 2019.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.