NİÇİN DAVET ETMELİYİZ?

İnsanın ömründe yaptığı bütün işlerinde kendisine sorması gereken soruların başında “Niçin?” sorusu gelmelidir. Bu soru kişinin yaptığı işi rastgele değil de bir sebebi düşünerek yaptığını ona öğretmektedir.

Hayatın içinden bir soru olarak, aile sorumluluğu olan bir aile babasına çalışması sırasında kendisine “Niçin çalışıyorsun?” sorusuna doğru cevaplar hazırlanmalıdır. Bu soruya verilecek bazı cevaplar şunlardır: “Çünkü ailemin rızkını helal yoldan temin etmeye çalışıyorum.”, “Ailemin başkalarına muhtaç hâle düşmemesi için çalışıyorum.”

Davetçilerin de aynı şekilde hem kendilerine  “Niçin davet ediyorum?” hem de muhataplarından gelebilecek “Niçin davet ediyorsunuz?” sorularına cevaplar bulmaları gereklidir.

Başta davetçilerin imamları olan peygamberler olmak üzere bir takım zorluklarla karşılaşmışlar, sonrasında onların izini sürdüren davetçiler de çeşitli zorluklarla karşılaşmış ve karşılaşmaya da devam edeceklerdir. Onlar, davet boyunca bu zorluklara karşılaşmanın niçinlerini bilerek yol almışlardır. Bu niçinleri düşündüğümüzde şu cevapları almaktayız:

  1. İnsanları Karanlıklardan Aydınlığa Çıkarmak

İslam’a davetin ve İslam davetçisinin bütün insanlığa çağrısı ve esas mesajı şudur: «Gelin ey insanlar! Sizler İslam’a gerçek manada uymadığınız ya da İslam yoluna girmediğiniz müddetçe karanlıkta kalmaya devam edeceksiniz. İslam sizleri apaydınlık bir yola çağırıyor. Bu yola girin ve bu yolda yürüyün ki içine girmiş olduğunuz kör kuyulardan çıkabilesiniz. Çıkış yolunu farklı şekillerde ve yerlerde aramayı artık terk edin. Çıkacağınızı umduğunuz her çıkış yolunu deneseniz de İslam hariç bütün yollar size kapalıdır. Siz zannetmeyin ki girdiğiniz ve çıkış yolu zannederek ilerlediğiniz yol doğru yoldur. Bu yol bir süre sonra size kapalı olduğunu öğretecektir.”

İslam tarihinin numune şahsiyetleri olan sahabe neslinden bir örnek ile bu hakikatin gerçekliğini aktaralım: “Peygamberimizin sallallahu aleyhi ve sellem vefatından sonra İslam fetih hareketlerinin en kanlı çarpışmalarının gerçekleştiği Irak-İran topraklarının fetihlerinden bir tablo.

Fars kuvvetlerinin başkomutanlığını yürüten Rüstem, Müslümanların başkomutanlığını yürüten Sad b. Ebu Vakkas radıyallahu anh’ten kendisine bir elçi göndermesini ve savaşın gidişatı üzerine onunla konuşmayı teklif eder. Sad radıyallahu anh, Rib’î bin Âmir radıyallahu anhı, elçi gönderir.

Rüstem, onları buralara kadar getiren nedeni sorduğunda Rib’î radıyallahu anh şu cevabı verir:

“Biz sizleri kula kul olmaktan kurtarıp, Allah’a kul etmeye geldik.

Biz sizleri dinlerin sömürüsünden kurtarıp, İslâm’ın rahmetine kavuşturmaya geldik.

Biz sizleri dünyanın darlığından kurtarıp, ahiretin genişliğine kavuşturmaya geldik.

Kim bunları kabul ederse biz de onu kabul eder, ondan vazgeçeriz. Kim de bu davetimize karşı çıkarsa Allah’ın vadettiğine kavuşuncaya kadar onunla savaşırız.”[1]

  1. İnsanlara Merhamet

İslam ümmetinin insanlık alemine sunduğu, en temel vasfıdır merhamet.

İslam ümmetinin her bir ferdinde bulunması gereken ahlâkî bir vasıftır merhamet. İnsanlığın her asırda en fazla muhtaç olduğu duygudur merhamet.

Merhameti geçmiş asırlarda olduğu gibi bugünde ve her zaman insanlığa öğreten bir dinin bağlılarıdır Müslümanlar.

Merhamet, “Merhamet etmeyene, Allah’ın merhamet etmeyeceği”[2] hadisini öğrendikten sonra her bir Müslümanda ve özellikle davetçide olması gerekli bir vasıftır.

Merhamet ile insanlar İslam’a davet edilir. Merhamet ile davetçi davet yolunda sebat gösterir.

Davet ediyoruz çünkü biz insanlara merhamet ettiğimizden dolayı. Onların yarın ahirette ebedi bir azaba düşmemesi için bu dünyada davet yapıyoruz.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem davetçilerin bu merhametini şu misalle örneklendirir: “Benim ve sizin durumunuz; ateş yakıp da ateşine cırcır böcekleri ve kelebekler düşmeye başlayınca, onlara engel olmaya çalışan adamın durumuna benzer. Ben sizi ateşten korumak için kuşaklarınızdan tutuyorum, siz ise benim elimden kurtulmaya, ateşe girmeye çalışıyorsunuz.”[3]

Bir an için hadisimizde çizilen ilk manzarayı, benzetme yönünü dikkate almadan olduğu gibi seyredelim: Bir adam karanlıkta ateş yakıyor. Ateş çevresini aydınlatınca da uçan böcekler ve kelebekler tabiatlarının gereği olarak aydınlığa doğru uçuyor ve yanacaklarını bilmeden kendilerini ateşe atıyorlar. O adam ise son derece merhametli olduğundan acıyor ve onları kurtarmak için elleriyle uzaklaştırmaya çalışıyor. Tabi ki başarılı olamıyor; ama öyle merhametli ki yılmadan çabasını sürdürüyor. Bu manzarayı seyrettiğinizde ne düşünürdünüz? Eğer olayın iç yüzünü bilmiyorsanız o adamı deli sanabilirdiniz. Ama adamı, kelebeklerin bile bu şekilde ölmesine razı olmayan merhametiyle tanıdığınızda herhalde duygulanır ve onu takdir ederdiniz. İşte Peygamber Efendimiz, insanlar tehlikenin büyüklüğünü anlasın, davetindeki içtenliğin farkına varsınlar diye kendisini o ateş yakan adama benzetmiştir.

Ateşe doğru uçuşan kelebekleri eliyle kovalayıp kurtarmak isteyen adam gibi Efendimiz aleyhisselâm da ateşe doğru koşan insanları elbiselerinden çekerek kurtarmaya çalışmaktadır. Bilmeden, şuursuzca, nefs ve şeytanın süslü gösterdiği yola saparak ateş çukurunun kıyısına gelen insanları… Hem bu insanların felâketi kelebeklerinki gibi bir anda olup bitecek bir felâket değil, ebediyen sürecek en büyük felâket; yani cehennemdir.[4]

Davetçi bazen insanlar tarafından “İnsanlar çok kötü durumda, sen hangisine yetişeceksin” sözünü de muhatap olabilir. Yukarıda geçen hadis gereğince, kurtarabilmek için gayretli olsun da bir kişi bile kurtulsa yine güzel bir iş yapmış olacaktır. Hem davetçi sayılar üzerinden davetini de sürdürmez.

  1. Davetin Faziletinin Büyüklüğü

Bir davetçi eğer davetin Allah katında değerini biliyorsa, daveti insanlara ulaştırmak için gayret gösterir. Davet ile ilgili ayet ve hadisleri hayatında yaşar. Davet yolunda yürürken karşılaştığı zorluklar karşısında yolundan dönmeden yoluna devam eder.

Davetçi için davetin fazileti o kadar büyüktür ki ömrünü ibadetlerle geçirse de ulaşması mümkün olmayan bir ameldir. Çünkü ibadet ettiğinde kendisi için tek bir kişilik ibadet etmiş olacak, davet ettiğinde ise davet ettiği her bir ferdin yaptığı ibadetin sevabı da kendisi için verilecektir. Davetçi bu durumda en az iki ya da daha fazla kişinin yaptığı ibadet sevabını bir anda sevap hanesine yazdırmış olacaktır.

“Kim hidayete çağrıda bulunursa, kendisine tabi olanların sevapları kadar ona sevap verilecek ve tabi olanların sevaplarından da hiçbir şey eksilmeyecektir. Kim de dalalete davet ederse, kendisine tabi olanların günahları kadar günah ona verilecek ve tabi olanların günahlarından da hiçbir şey eksilmeyecektir.”[5]

Davetçi, daveti ile nasıl bir mükafat elde edeceğini öğrenmek adına bir de şu hadise dikkat kesilsin:

“Allah’ın, birini senin vasıtanla hidayete erdirmesi, senin için Güneş’in üzerine doğup battığı her şeyden daha hayırlıdır.”[6]

[1]. İbnu’l-Esîr, el-Kâmil, II, 390-422.

[2]. Buhârî, “Edeb”, 18; Müslim, “Fezâil”, 65. Ayrıca bk. Ebu Dâvud, “Edeb”, 145;Tirmizî, “Birr”, 12.

[3]. Müslim, “Fezâil”, 19; “Rikâk”, 26.

[4]. https://www.siyerinebi.com/tr/kelebekler-yanmasin-diye-hadislerle-sevgi-dini

[5]. İbn Mâce, “Sünnet“, 14.

[6]. Suyuti Camiü’s-Sağir, 3/192; Taberani, Mecmeu’z-zevaid, h.no: 9787.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.