MÜSLÜMANIN SAYGINLIĞINI KORUMAK MÜSLÜMANIN VAZİFESİDİR

Cabir bin Abdullah ile Ebu Talha b. Sehl el-Ensari radıyallahu anhuma, Allah Rasûlü’nün şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir:

“Her kim bir Müslümanı, saygınlığının kaybolması, şerefinin elden gitmesi söz konusu olan bir yerde yardımsız bırakırsa Allah da onu yardım edilmesini çok arzu ettiği bir yerde yalnız bırakır. Kim de bir Müslümana şerefinin elden gitmesi ve saygınlığının yitirilmesi söz konusu olan bir yerde yardım ederse Allah da ona kendisine yardım edilmesini çok arzu ettiği bir yerde yardım eder.”[1]

Müslümanın saygınlığı herkesde olduğu gibi öncelikle insan, sonrasında da Müslüman olmasından kaynaklanmaktadır. Zira Müslüman bir kişi izzet ve şerefi ancak İslam’a olan teslimiyetinden almıştır. İnsanın kıymeti, Allah’a ve Rasûlüne iman etmesi sayesinde ortaya çıkmaktadır. İnsanın üzerinde yer alan gerçek ziynet İslam’ın ahlak ve ahkamıdır. Bu anlayış ile hayatını idame ettiren bir Müslümanın saygınlığının korunması sorumluluklarımız arasına girmektedir.

Özellikle kendisinin bulunmadığı bir yerde Müslümanın şerefine zarar verecek konuşmaların, gıybetinin yapıldığı sırada onu savunmak, ona hüsnü zan ile bakmak, onun hayrını istemek diğer Müslümanların görevidir.

Sehl İbn Muaz İbn Enes el-Cühenî’nin) babasından (rivayet ettiğine göre) Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Kim bir Müslümanı bir münafığa karşı savunursa Allah (onun için) bir melek yaratır da (o melek) kıyamet gününde o kimsenin vücudunu cehennem ateşinden korur.

Kim de (karalamak gayesiyle) bir Müslümana bir iftira ederse Allah o kimseyi bu söylediği sözler (in vebâlin)den (tamamen temize) çıkıncaya kadar cehennem köprüsü (sırat) üzerinde bekletir.[2]

Hadis-i şerifte, gıybet eden kimseden “münafık” diye söz edilmiş olması, gıybet eden kimsenin görünüşte yaptığı gıybeti iyi bir niyetle yapmış gibi bir tavır takınmış olmasına rağmen aslında gıybetini yaptığı kimsenin iyiliğini istemeyip tersine onu kepaze etmek niyetiyle bu gıybetini yapmış olmasındandır.

Yahut gıybetini yaptığı kimsenin yanına varıp ayıplarını düzeltmesi için kendisini ikaz edeceği yerde tersine, yanına vardığı zaman yüzüne karşı onu beğendiğini söyleyip yanından ayrıldıktan sonra gıyabında ayıplarını sayıp dökmesindendir. Bu halin, içi başka dışı başka anlamına gelen münafıklıktan başka bir şey olmadığı aşikârdır.

Allah’ın, böyle Müslümanların gıyabında ayıplarını sayıp döken, onları karalamaya çalışan kimseleri Müslümanlar aleyhine söyledikleri sözün vebalinden kurtuluncaya kadar, sırat üzerinde bekletmesi, Allah’ın, gıybeti yapılan Müslümanı kendisine cennetten beklediği makamı vermek suretiyle, onu razı edip suçluyu bağışlamasını sağlayacağı zamana kadar bek-letmesiyle olabileceği gibi, Hz. Peygamber’in araya girerek şefaat edip onun bağışlanmasını sağlayacağı zamana kadar vücudunu cehennemde bekletmesiyle veya hakkettiği cezayı çekip bitirinceye kadar bekletrnesiyle de olabilir.[3]

Bu hadislerde gördüğümüz gibi Müslümanların ister Müslümanlar tarafından isterse de başka anlayışın ürünü olanlar tarafından keyfe keder, nefislerin hoş edilmesi anlamında izzetine saldırı yapıldığını gördüğümüzde lisan-ı mucibince bu duruma müdahale etmek dünya ve ahiret saadetimiz için önemliymiş. Dilini bir Müslümanı karalamak ve itibarsızlaştırmak için düşmanca kullananlara sessiz kalmak da dünya ve ahirette bize zararı dokunan hallerdenmiş, bunu da unutmamak gerekir.

Aynı zamanda Müslümanların şeref ve ırzlarına ellerini uzatarak zulmedenlere karşı koymak da kardeşlik sorumluluklarımız arasında yer almaktadır.

Abdullah bin Ömer radıyallahu anhuma’dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah da ihtiyacını giderir. Kim bir Müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allahu Teâlâ o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir Müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allah Teâlâ da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter.”[4]

Özellikle hadis içerisinde bulunan “…onu düşmana teslim etmez…” kısmı konumuza açıklık getirmektedir. Müslümanlar, güçleri oranında esaret, işgal ve zulüm altında bulunan kardeşlerinin sıkıntılarına bir nebze de olsa yardımcı olmak, onların şeref ve haysiyetlerini korumak konusunda özverili olmalıdır. Öyle ki Müslümanların bu durumdan tamamen kurtulmalarına, haysiyetlerini korumalarına vesile olanlar ilahi müjdenin gölgesinde yer alacaklardır.

Son olarak da şu ulvi sözlere kulak verelim;

Enes radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Din kardeşin zalim de mazlum da olsa ona yardım et.”

Bir adam:

– Ya Rasûlallah! Kardeşim mazlumsa ona yardım edeyim. Ama zalimse nasıl yardım edeyim, söyler misiniz? dedi. Peygamberimiz:

– “Onu zulümden alıkoyar, zulmüne engel olursun. Şüphesiz ki bu ona yardım etmektir” buyurdu.[5]

Bu hadise göre genelde insanların özelde ise Müslümanların günah kirlerinden kurtulmaları için davet çalışmalarında bulunmak gerekmektedir. Çünkü her bir günah Müslümanın şerefine leke bulaştırmaktadır. Müslüman olduğunu söyleyip sokaklarda madde bağımlısı ve alkolik olarak dolaşan insanımıza baktığımızda işlediği günahın saygınlığına nasıl zarar verdiğine müşahede etmektedir. Kumar gibi illet bir hastalığa tutulan nicelerinin şerefleri yok olma seviyesine gelmiştir. Âlimlerin, davetçilerin ve dert sahiplerinin yapacağı nasihatler, böyle kişilerin kurtulup şeref bulmalarına neden olacaktır.

Tüm unsurları ile Müslümanların haysiyetini korumak adına yapılan her bir söz ve eylemin dünya ve ahirette büyük bir karşılığı olacaktır.

[1]. Ebu Davud Edeb 36 (4884); Ahmed b. Hanbel Müsned 4/39)

[2]. Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 16/93

[3]. Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 16/93

[4]. Buhârî, Mezâlim 3; Müslim, Birr 58; Ebû Dâvûd, Edeb 38, 60; Tirmizî, Hudûd 3, Birr 19; İbni Mâce, Mukaddime 17

[5]. Buhârî, Mezâlim 4; İkrâh 6; Tirmizî, Fiten 68

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.