MUHACİR KADIN: ANNEMİZ ÜMMÜ SELEME

Ey Allah yolunun mübarek yolcuları! Ey ibret almak isteyen temiz gönüller! Geliniz ve annemiz Ümmü Seleme’ye kulak veriniz. İki kere hicret etmiş, İslam davasının çileli yollarında yürümüş, en zor zamanında Rasûlullah’ın arkasında duran o mübarek kadın Ümmü Seleme annemizin hikayesini kendisinden dinleyelim ve öğüt alalım.

Ümmü Seleme annemiz Habeşistan’a ilk hicret eden Müslümanlar arasındaydı. Mekke’nin Müslüman olduğu haberi duyulunca kocası ile beraber Mekke’ye geri döndü. Fakat haber doğru değildi. Hz Peygamber Müslümanlara Medine’ye hicret etme izni verince Ümmü Seleme ve kocası o mübarek, muhacir, şehit Ebu Seleme… Medine’ye hicret etmek üzere yola koyuldular. Bundan sonrasını annemiz anlatıyor:

“Ebu Seleme Medine’ye hicret etmeye azmettiğinde devesini bana gönderdi. Beni ve Seleme ibni Ebi Seleme isimli kucağımdaki çocuğumu bindirdi. Sonra devesini çekerek benimle yola çıktı. Muğire ibni Abdullah ibni Amr ibni Mahzumoğullarından bazı adamlar onun çıktığını görünce yolunu kesip şöyle dediler. “Bu senin nefsin. (Bu senin bileceğin bir şey. Ona karşı bize galip geldin. Tamam. Ama şu arkadaşımız ne olacak? Memleketlerde onu dolaştırmanı neyin karşılığında bırakacağız?

Devenin yularını Ebu Seleme’nin elinden çektiler ve beni aldılar. Bu durumu gören Ebu Seleme’nin akrabaları olan Abdulesedoğullarından bir grup öfkelenerek şöyle dediler. “Hayır! Allah’a yemin olsun ki mademki kadıncağızı akrabamızdan zorla aldınız. Biz de çocuğumuzu onun yanında bırakmayacağız.

Bunun üzerine her iki grup arasında münakaşa çıktı ve her bir grup küçücük yavrucuğum Seleme’yi kendi tarafına çekmeye başladı.  Ta ki onun elini elimden ayırdılar. Sonra Abdulesedoğulları çocuğumu alıp götürdüler. Muğireoğulları beni yanlarında hapsettiler. Eşim Ebu Seleme de Medine’ye gitti. Böylece beni, eşimi ve çocuğumu birbirinden ayırdılar.

Ben bu olaydan sonra her sabah oturur akşama kadar durmadan ağlardım. Bu durum bir sene veya bir seneye yakın devam etti. Bir gün amca oğullarından bir adam Muğireoğullarından biri oradan geçerken beni gördü ve bana acıdı. Sonra Muğireoğullarına “Niye bu garibanı bırakmıyorsunuz? Siz onu, eşini ve çocuğunu birbirinden ayırdınız.” dedi. Bunun üzerine Muğireoğulları bana “Eğer istersen kocana git” dediler. Akrabalarım beni serbest bırakınca Abdulesedoğulları da çocuğumu bana teslim ettiler. Ben de çocuğumu kucağıma aldım, deveme bindim ve Medine’deki eşimin yanına gitmek üzere yola çıktım. Tek başıma idim. Allahu Teâlâ’nın kullarından hiç kimse benimle yoktu. Ben kendi kendime şöyle dedim. “Kocama varıncaya kadar yolda karşılaşacağım kimselerle yetineceğim.” Ten’im’e vardığımda Abduddaroğullarının kardeşi olan Osman bin Talha ile karşılaştım.

Osman “Nereye öyle ey Ebu Ümeyye’nin kızı?” dedi. “Medine’deki kocamın yanına” dedim. “Seninle hiç kimse yok mu?” dedi. “Hayır. Allah’a yemin olsun, Allah’tan ve küçücük çocuğumdan başka kimse yoktur.” dedim. “Allah’a yemin olsun. Sen tek başına bu şekilde bırakılamazsın.” dedi ve devemin yularını eline alıp benimle yola devam etti. Allah’a yemin ederim ki Araplardan ondan daha şerefli ve daha iyi bir adama rastlamadım. Bir konağa vardığında deveyi çöktürür, sonra da benden geriye giderdi. Deveden indikten sonra deveyi biraz geriye götürür ve üzerindeki eşyayı indirirdi.

Ardından onu bir ağaca bağlardı. Sonra benden uzaklaşıp bir ağaca gider ve gölgesinde uzanırdı. Hareket zamanı yaklaşınca devemin yanına gider, yükünü bindirir ve deveyi öne alırdı. Sonra bir miktar geriye gider ve “Bin” diye söylerdi. Deveye binip üzerinde doğrulduğumda gelir, yularını eline alır ve yeni bir noktada inene kadar deveyi sürerdi. Beni Medine’ye ulaştırıncaya kadar hep böyle yapardı.

Amr ibni Avfoğulları’nın Kuba’daki köylerini görünce “Senin eşin bu köydedir. (Ebu Seleme hicret ederken oraya gitmişti.) Allah’ın bereketi üzerine, köye gir” dedi ve sonra Mekke’ye geri döndü.

Bu Destansı Hikâyeden Alınabilecek Dersler

Ümmü Seleme annemizin bu acıklı ama destansı hikâyesinden birçok ders ve ibret çıkarılabilir. Ancak biz aşağıdaki birkaç hususu hatırlatmak ile yetineceğiz.

1- Sahabe nesli kadınıyla erkeğiyle Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimize arkadaşlık etmek üzere Allah azze ve celle tarafından seçilmiş örnek şahsiyetlerdir. Bu hikâyede de bahsi geçen gerek Ebu Seleme gerekse hanımı Ümmü Seleme annemiz Allah’ın dinini yaşamak ve Rasûlullah’ın emrine uymak için türlü eziyetlere göğüs germiş ve hicret yoluna revan olmuşlardı.

2- Bir erkek için imtihanın en zor olanı içinde eşinin ve çocuklarının yer aldığı imtihandır. Burada gerek hanımını gerekse de kundaktaki yavrusunu kafirlere kaptıran Ebu Seleme, Hz. Peygamber’in hicret emri vermiş olmasından dolayı Medine’ye gitmekten geri durmamıştır. Aynı şekilde bir anne için yavrusunun güvenliği ve selameti en önde gelen husus iken Ümmü Seleme annemiz bütün bu tehlikelere rağmen hicret yolundan ayrılmamıştı. Bugün Allah’ın dini uğrunda çabalarken en çok zorlandığımız hususlar da eşlerimiz ve çocuklarımız değil midir? Ebu Seleme ve annemiz Ümmü Seleme eşlerimiz ve çocuklarımız hakkında dinimiz mevzu bahis olunca yapmamız gereken tavrı bizlere en acı ve fakat en açık bir şekilde göstermektedirler.

3- İslam dininin yaşanması ve İslam’ı bir toplum nizamı olarak ayakta tutacak bir cemiyetin teşekkülü için hiç şüphesiz hicret gerçeği dinimizin bir emri ve eşyanın tabiatı olarak önümüzde durmaktadır. Hiç şüphesiz hicret Allah’ın dinini ciddiye alan Müslümanların işidir. Hicret gerek ekonomik, gerek siyasi, gerek askerî ve gerekse de duygusal olarak her aşaması ile zorluk demektir. Sahabe nesli bu zorluğu defalarca yaşamış ve sonunda Allah’ın lütfuna mazhar olmuşlardı. İslam için hayalleri olanların gerçeği hicrettir.

4- Sahabe efendilerimiz dini yaşamak hususunda yüksek özgüvene ve güçlü karakterlere sahipti. Mekke-Medine arası 450 kilometre uzunluğu ile deve yolculuğu ile en az 10 günde kat edilmektedir. O günkü seyahat şartları göz önüne alındığında bırakın bir kadını, bir erkeğin bile bu yolculuğa yalnız çıkması çok zordu. Fakat Ümmü Seleme annemiz yanında hiç kimse olmadan küçücük yavrusuyla bu yolculuğa çıkmaya cesaret edebiliyordu. Bu cesaretten bizim de nasiplenmemiz ve Allah yolunda zorlukları göğüslemeyi göze almamız gerekir.

5- İnsan ilişkilerinde nezaketi korumak, özellikle kadınlar ile muamelede ince düşünmek her erdemli insan için elzemdir. Kaba saba hareketler, çirkin sözler, düşüncesiz tavırlar asla bir Müslümanın halleri değildir.

6- İslam özü itibarıyla bir davet dinidir ve Allah’ın temiz fıtrat üzere yarattığı insanlara bir çağrıdır. Çoğu zaman kafirlerle olan mücadelemiz, henüz Müslüman olmamış fakat Allah’ın yarattığı temiz fıtratını koruyan insanların farkına varmamızı engelleyebilir. Osman bin Talha (ki sonrasında İslam ile şereflendi) bu örneklerden sadece bir tanesidir. 10 günlük yolculuğu Ümmü Seleme annemiz gibi güzelliği ile meşhur bir kadınla geçirip edep ve haya timsali davranışlarda bulunabilmiştir.

O halde ey davet erleri! Osman bin Talha’ları bulmak ve o temiz fıtratlarını tertemiz İslam ile buluşturmak hepimizin asli görevidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.