BATI AFRİKA: CİHAD VE GELECEK

Müslümanların yeryüzünde halihazırda süren kıyamlarının en büyüklerinden biri de gözlerden uzakta, Batı Afrika’da devam etmektedir.

Cezayir, Mali, Moritanya, Burkina Faso, Nijer, Senegal, Fildişi Sahili gibi birçok ülkenin sınırları içerisinde süren bu mücadele, İslami kimliği ve günden güne güç kazanan yapısıyla, Müslümanların kalbinin attığı mücadelelerden biridir.

“Sahel” (Sahil) olarak anılan ve Atlas Okyanusu’ndan Kızıldeniz’e kadar uzanan tarihi bölgenin batı toprakları bugün bu mücadelenin merkezidir.

Batı Afrika’da İslam

İlk fetihler döneminde, 8. yy başlarında bölgeye giren İslam, zaman içerisinde gerek Arap tüccarlar gerekse İslam’ı benimseyen yerel etnik gruplar tarafından yayılmıştır.

11. yy’ın başında Mali, Nijer ve çevresinden kral ve idareciler İslam dinini benimsemeye başlamıştır. Bu durum, bölgede İslamiyet’in yayılımını hızlandırmıştır. İslam’ın yayılma süreci 14’üncü yüzyıla kadar devam etmiştir.

Bölgenin zengin kültürü ve kaynakları, özellikle Mali merkezli olmak üzere zengin Müslüman idarecilerin ortaya çıkmasına katkıda bulunmuştur. 1312-1337 yılları arasında ülkeyi yöneten ve dünya tarihinin en zengin insanı olarak bilinen Mansa Musa, bu idarecilerin en çok bilinenlerinden biridir. Bu dönem ile birlikte bölge ciddi bir refah ile tanışmış, büyük bir İslami kültür bölgeye egemen olmuştur.

İslam’ın yerel kabilelerde ve önceden Hristiyan olan bölgeler arasında yayılma süreci 19-20’nci yüzyıla kadar devam etmiştir.

Batılı-Fransız İşgali

Avrupalı sömürgeciler 15’inci yüzyılla beraber, zenginleşmiş Batı Afrika’yı yağmalamak için sayısız girişimde bulunmuşlardır. Bunlar sonucunda bölgenin zenginlikleri azalmış, ayrıca zorla köle olarak kaçırılan kişilerle beraber nüfus da ciddi oranda düşüş göstermiştir.

Bölgeye saldıran Fransız, İngiliz, İspanyol, Portekizli ve diğer Avrupalı sömürgeciler, Batı Afrika’daki ilk emperyal işgal hareketlerine imza atmışlardır. Bu süreçle beraber Batı Afrika’dan köle ticareti artmış, emperyal kafir güçler yerel iş birlikçi devletçikler kurarak bu sömürü sürecini sistematik hale getirmişlerdir.

Öyle ki bir zamanlar dünyanın en zengin ve en müreffeh bölgeleri arasında yer alan Batı Afrika, zaman içerisinde yoksullaşmış ve yaşanması güç bir alan hale gelmiştir.

Avrupa’nın bu üstünlüğünde elbette başat aktör, Avrupalıların organize şiddeti iyi biçimde kullanabilmesi, bölgedeki Müslümanların ise buna organize bir biçimde karşılık verememiş olmasıdır.

İlk Cihad ve Cihad Devletleri

Bölgede batılı emperyalist güçlere ve yerel ortaklarına karşı ilk cihad hareketleri, 18. yüzyıl başlarında ortaya çıkmıştır.

Başını, bölgenin en önde gelen Müslüman unsurlarından Fulanilerin çektiği cihad hareketleri sonucu çeşitli cihad devletleri ortaya çıkmıştır.

Bu cihad ilk olarak, bugünkü Gine toprakları içerisinde yer alan Futa Calon’da, Müslüman tüccarların ve Fulani Müslüman göçebelerin ittifakıyla doğmuştur. Kurulan askeri birliklerle, bölgedeki putperest kabilelerin güçleri dağıtılmış ve şeriat ile yönetilen bir İslam devleti teşkil edilmiştir.

Zamanla büyüyüp gelişen bu devlet, bölgedeki diğer Müslümanlar için de bir örnek ve bir rehber olmuştur. 1769 yılında, bu bölgenin kuzeyinde bulunan, bugün Senegal toprakları içinde yer alan Futa Toro’da benzer bir devlet kurulmuştur. Zaman içerisinde bu akım bugünkü Mali, Brukina Faso, Nijer ve Nijerya topraklarına da sirayet etmiştir.

Bu devletlerin en büyüğü ve en etkini, bugünkü Nijerya’nın kuzeybatısında, Usman dan Fodio tarafından 1804 yılında kurulan Sokoto Hilafeti’dir. Sokoto Sultanlığı olarak da bilinen bu devlet, çeşitli cihad hareketleriyle bugünkü Kamerun, Burkina Faso, Nijer ve Nijerya içerisinde geniş sınırlara ulaşmıştır. Bu süreçte bünyesinde 30 farklı emirlik ve 10 milyondan fazla nüfus bulunduran bu cihad devleti, devrinin en önde gelen cihadi mücadelelerinden birine imza atmıştır.

Müslüman Fulanilerin öncülük ettiği bu cihad süreçleri, bölgede yozlaşmaya, Osmanlı’nın güçten düşmesine, Batılı devletlerin sömürge faaliyetlerine ve Müslümanların parçalanmış yapısına bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bölgedeki Müslüman şuurunu ihya eden bu cihad süreci, aynı zamanda ciddi bir inkılap ve ıslah hareketidir.

Bu cihad hareketleri, daha sonra bölgeye dahil olan Fransız, İngiliz, Alman emperyal güçlerine karşı da mücadele etmiştir. Ancak bu devletlerin sanayi ve teknoloji gücü, ayrıca Müslümanların içerisinde bulundukları imkansızlıklar, bölgenin sömürgeleşmesine mâni olunamamasıyla sonuçlanmıştır.

Batı Afrika’da Sömürgeci İşgal

19. yüzyılla beraber hızlanan sömürgeci işgal, 20. yüzyıl başıyla birlikte doruğa ulaşmıştır.

Bu süreçte, 20. yy’da Batı Afrika’nın çoğu Fransa tarafından, sahil şeridindeki bazı bölgeler ise Almanya ve İngiltere tarafından sömürgeleştirilmiştir. Sömürge süreci Müslümanları büyük ölçüde etkilemiş, İslami birlik tamamen parçalanmış, etnik sorunlar ortaya çıkarılmış, bölgedeki Hrıstiyan nüfus güçlendirilmiştir. Halen Batı Afrika’nın sahil şeridinde emperyal güçlerin tutunabildiği bölgelerde Hristiyanlık, iç bölgelerde ise İslam dini hâkimdir.

Batı Afrika’daki Müslüman toprakları kafir emperyal güçler arasında şöyle parçalanmıştır: (Sadece Batı Afrika’da ve yakınında bulunan ülkeler esas alınmıştır. Kuzey, Güney ve Doğu Afrika dahil değildir ki bu bölgeler de Batılı güçlerce sömürgeleştirilmiştir. Ülkeler bugünkü isimleriyle belirtilmiştir.)

Fransa: Moritanya, Senegal, Gambiya, Mali, Gine, Fildişi Sahili, Nijer, Burkina Faso, Benin, Togo, Nijerya’nın küçük bir kısmı, Gabon, Kamerun, Kongo, Çad, Orta Afrika Cumhuriyeti

Almanya: Kamerun ve Nijerya’nın bir kısmı, Namibiya, Togo ve Gana’nın bir kısmı

Portekiz: Angola, Gine Bissau, Benin’in bir kısmı

İspanya: Ekvator Ginesi, Batı Sahra

İngiltere: Namibiya’nın bir kısmı, Gambiya’nın bir kısmı, Sierra Leone, Nijerya, Gana’nın bir kısmı, Kamerun’un bir kısmı

Emperyal güçler ele geçirdikleri bölgelerde Müslümanlara yönelik büyük katliamlar gerçekleştirmiş, yeraltı ve yerüstü kaynakları sömürmüş, halkı yoksulluğa itmiş, bölgede nükleer ve diğer askeri denemeler yapmış, Afrika’nın tüm tarihini, kültürünü ve geçmişini yok etmiştir.

Sözde Bağımsızlık Süreci ve Kukla Rejimler

İkinci Dünya Savaşı sonrasında, yeni dünya düzeninde güç ve etkinlik açısından Amerika’nın arkasında kalan Avrupalı güçler, çeşitli siyasi ve ekonomik sorunlarla yüz yüze kalmıştı.

Avrupalı ordularda yer alan Afrikalı askerlerin entelektüel düzeylerinin artması, ayrıca Afrika toplumlarında sosyal gelişmeler, Avrupa sömürgesinin sona ermesi yönündeki bağımsızlık hareketlerine güç kazandırmıştır.

1950’lerin ardından başta Fransa olmak üzere Avrupalı sömürgecilerde, Afrika’yı artık eskiden olduğu gibi güçle kontrol altına tutmanın zorlaşacağı kanaati pekişmiştir. Böylece sömürgeciler, Afrika’ya bağımsızlığını vermenin ancak yine de bölgede etki sahibi olmanın yollarını aramaya başlamışlardır. Bu yıllarda özellikle Cezayir’deki bağımsızlık savaşı, Fransa’nın Afrika’daki varlığını tehlikeye atan bir süreç olarak ortaya çıkmıştır.

1962 yılında Cezayir’in de bağımsız olmasıyla Batı Afrika’daki sömürge dönemi neredeyse tamamen sona ermiştir. Ancak sömürgeciler, Afrika’nın kaynak ve imkanlarını tamamen terk etmemek için, bölgede kendilerine bağlı isimleri yönetici olarak bırakmışlar ve kendilerine bağlı rejimler tesis etmişlerdir.

Aslında, bu durum sadece Afrika için değil, İslam aleminin tamamı için geçerlidir. Zira Birinci Dünya Savaşı ve öncesinde işgal edilmiş İslam beldelerinden çıkan kafir emperyalist güçler, bu toprakların tamamında kendilerine bağımlı rejimler kurmuşlardır. Bu rejimler halen İslam beldelerini yönetmekte ve Müslüman halkları baskı altında tutmaktadır.

Batı Afrika özelinde de bölgede özellikle Hristiyan olan veya tamamen sekülerleşmiş, Batılı güçlere bağlı olan Müslüman yöneticiler başa getirilmiştir. Bu yöneticiler üzerinden Fransız şirketlerin bölgeyi sömürüsü devam etmiş, birbiri ardına gerçekleştirilen askeri darbelerle siyasi sistem bağımsızlıktan uzak tutulmuştur.

Örneğin, Batı Afrika’nın en büyük ülkesi olan Mali’de, ülkenin bağımsızlığını kazandığı 1960 yılından bu yana 5 askeri darbe gerçekleştirilmiştir. Afrika’da ise 1960 yılından bu yana gerçekleştirilen toplam askeri darbe sayısı 190’a yakındır.

Batı Afrika’da emperyalist tağutlar ve onların yerli iş birlikçileri, sözde bağımsızlığa rağmen emperyalizmi sürdürmektedir. Allah’ın arzında Allah’ı reddeden ve Allah’ın şeriatını tatbik etmeyen her güç ve ideoloji işgalcidir. Bu cihetle, Batı Afrika halen dahili ve harici bir işgal altındadır.

Batı Afrika: Yeniden Cihad

İslam âleminin işgali ve Osmanlı hilafetinin yıkılması süreci sonrasında, İslam beldelerinde çeşitli kıyam ve cihad hareketleri ortaya çıkmıştır. İslam’ın yeniden uyanışını, bağımsızlığı, tağuti emperyalist güçler ve yerel iş birlikçilerinin kovulmasını talep eden bu hareketler, çeşitli yöntem ve yollarla mücadele vermişlerdir.

Kuzey ve Batı Afrika, bu yönden hareketli bir coğrafya olagelmiştir. Bilhassa Cezayir ve Libya’da Müslümanlar, işgalci kafirlere karşı cihadı kuşanmış ve çeşitli mücadele hareketleri ortaya çıkarmışlardır.

Bu hareketlerin devamı niteliğinde 1980’li yıllarda Cezayir’de yaşanan İslami uyanış, Batı Afrika’da bugün yaşanan büyük mücadelenin fitilini ateşleyen süreç olmuştur. Fransız destekli seküler rejime karşı Müslümanların içerisine girdiği barışçıl mücadele ve onu takip eden cihadi kıyam, bölgeye ciddi bir tesir bırakmıştır.

Her ne kadar Fransa’nın hamleleri, iş birlikçi rejimin katliamları ve aşırıcı grupların cehaleti, 1990’lı yıllardaki Cezayir Cihadı’nı bitirme noktasına getirmiş olsa da Allah yolunda sebat ve hicret eden bir grup Müslüman, cihada sarılmaya devam etmiştir. Bu grupların Cezayir’in güneyindeki çöl bölgelerine çekilmesi yeni bir mücadelenin başlangıcı olmuştur.

Libya, Mali, Fas, Moritanya gibi ülkelerdeki Müslümanlarla da birlik içerisine giren bu yapılar, zaman içerisinde disiplin ve organizasyon kabiliyetlerini artırmışlardır. Müslümanların mücadele yolunda yapması gereken tam olarak budur. Ellerinden geleni yaparak Allah’ın vaat ettiği günlere hazırlanmak ve sabretmek, ki o günler geldiğinde ellerinden geleni hakkıyla yapabilsinler.

Allah’ın Müslümanlara İkramı ve Vaadi

Kendi yolunda cihad etme konusunda sebat gösteren Müslümanlara Allah her zaman ikram etmiş ve vaadini doğrulamıştır.

Bu doğrultuda Batı Afrika’daki Müslümanlar da bu fırsatı Mali’nin kuzeyinde 2010 yılı ve sonrasında yaşanan güç boşluğu ile bulmuştur. Tarihi olarak gelişmiş bir İslami kültüre ve anlayışa sahip olan bölgede İslami yapılar, bölgedeki güç boşluğu, bağımsızlık hareketleri ve askeri darbeden kaynaklı hoşnutsuzluğu lehlerine çevirebilmiştir.

2002 sonrasında güçlerini toparlayan ve bölgeye yayan İslami hareketler, Mali’nin kuzeyinde kıyam eden Müslümanlarla güç birliği yaparak, Mali’deki Fransız destekli tağuti rejime karşı cihadı kuşanmıştır. Cezayir’de ağır bir darbe yiyen ancak Allah yolunda sebat eden bu kişiler, Allah’ın kendilerine vadettiğini, zorluk dolu 15 yılın sonrasında görebilmiştir.

Mali’nin kuzeyini merkez edinen Arap, Berberi, Tuareg, Fulani gibi Müslüman unsurların cihadı Fransa’nın bölgedeki çıkarlarını tehlikeye atınca, Haçlı Fransız ordusu ve onun Avrupalı müttefikleri Mali’ye 2013 yılında askeri müdahalede bulunmuştur.

Bu müdahaleye çağın en büyük emperyal gücü Amerika’nın yanı sıra, küresel tağuti sistemin tüm unsurları da iştirak etmiştir.

Fransız müdahalesi öncesinde ülkenin üçte ikilik bir kısmını elinde bulunduran Müslümanlar, bu müdahale karşısında da sabrı ve cihadı kuşanarak, kırsal bölgelere çekilmek suretiyle Fransız güçlerine karşı mücadeleyi sürdürmüştür. Fransa’nın ve yerel iş birlikçilerinin arzularının aksine Mali’de cihad günden güne büyümüş ve güç kazanmıştır. Ayrıca mücadele Mali’den ibaret kalmamış, Cezayir, Libya, Nijer, Burkina Faso, Fildişi Sahili, Senegal gibi birçok ülkede yayılma alanı bulmuştur.

Bölgedeki cihad hareketleri süreç içerisinde tek bir çatı altında birleşmiştir. Halen Batı Afrika’da cihad, tek bir merkezden idare edilerek sürmektedir.

Batı Afrika’daki Müslümanların ihlaslı direnişi, tağuti güçlerin arasındaki birliği de sarsmıştır. Allah azze ve celle, Nisa Suresi’nin 76’ncı ayetinde şöyle buyurur:

“İman edenler Allah yolunda savaşırlar. Kafirler de tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz ki şeytanın hilesi çok zayıftır.”

Ve Haşr Suresi’nin 14’üncü ayetinde şöyle buyurur:

“Onlar surla çevrilmiş kasabalarda ve duvarların arkasında olmaksızın sizinle toplu halde savaşamazlar. Kendi aralarındaki çatışmaları şiddetlidir. Sen onları birlik içerisinde zannedersin. Halbuki onların kalpleri dağınıktır. Bu ise onların aklını kullanmaz bir topluluk olmalarındandır.”

Halihazırda cihad tüm bölgeye yayılmış, bölgedeki Müslümanların cihada desteği artmış, Batılı güçler kendi arasında çekişmeye ve bölgeden çekilmeyi konuşmaya başlamıştır. Özellikle Rusya bölgeye girmek istemekte ve Fransa bu sebeple çekilmeye daha fazla mecbur kalmaktadır.

Gelecek

Allah’ın fazlı ve keremiyle Müslümanlar, Batı Afrika’da mücadelelerine sarılmış ve birlik olmuş durumdadır. Aşırıların ve cihadı bölen zümrelerin faaliyetleri artsa da Müslümanların saflarını sarsamamıştır.

Bölgeye Rusya’nın dahil olmak istemesi yeni bir gelişmedir. Müslümanlar, tağuti güçler arasındaki bu çekişmeleri fırsata çevirir, bölge halkının desteğini hepten yanlarına çeker ve aşırıcı zümrelerin tuzaklarını boşa çıkarırsa, Batı Afrika İslami uyanışın kalelerinden biri olabilecektir.

Tağuti idareciler ve küresel batıl sistemin liderleri, Batı Afrika’nın ikinci Afganistan olmasından korktuklarını dile getirmektedir. Gerçekten de bölgenin coğrafi yapısı, mücadele tarihi ve halkın cihada desteği göz önüne alındığında, bu imkânsız değildir.

Rabbimizden niyazımız Müslümanları zafere ulaştırması ve zalimlerin korktuklarını başlarına getirmesidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.