KUR’AN’A GÖRE ZALİM TİPLERİ VE ÖZELLİKLERİ

Kelime olarak zulüm; azgınlık, gadr, karanlık, azab ve ezâ ile eş anlamlıdır. Kur’ân’ın üzerinde en çok durduğu kavramlardan biri şüphesiz zulümdür. Aynı kökten gelen kelimelerle birlikte zulüm, Kur’an’da üç yüze yakın yerde geçmektedir.

Zulüm; bir şeyi kendisine ait olmayan yerine, eksik veya fazlasıyla vaktinde veya yerinde, vaktini veya yerini değiştirerek koymaktır. Zulüm; hakka tecavüz etmektir. Tecavüzün azına veya çoğuna zulüm adı verilir.

Kur’an’a göre genel manada üç çeşit zalim tipi vardır:

1) Allah’a Karşı İsyan Eden Kâfirler veya Allah’a Ortak Koşan Müşrikler

Kur’anî anlamda zulüm bu iki tipin en önemli özelliğidir. Çünkü bu kişiler Allah’a ait olan ilahlık hakkını yerine getirmezler, bu hakkı inkâr etmek veya birden fazla ilâh bulmak suretiyle başkalarına verirler.

2) Toplum ve Kişi Haklarına Tecavüz Edenler

Toplum ve kişi haklarına haksızca saldırıda bulunanlar, onların haklarını vermeyenler, hakların kullanımını rüşvet, torpil, baskı ve şiddetle engelleyenler zalimdirler. Yine halkını iyi yönetmeyip onlara haksızlık ve adaletsizlik yapanlar ile mahkeme ve hukuk işlerinde adaletten ayrılanlar da zalimdirler. Bu zalimler, müslümanlardan da olabilir, inkârcılardan da.

3) Kendi Kendilerine Zulmedenler

Zulmün bu çeşidi, kişinin Allah’a karşı kusur işleyerek içine düştüğü günahkârlık, ya da bedenin veya ruhun hakkını vermeyerek kendi bünyesindeki dengesini bozmasıdır. İnkârından veya günahından dolayı azabı hak edenler, kendi kendilerine zulmedenlerdir. Allah azze ve celle onlar hakkında “Allah onlara zulmetmedi fakat onlar kendi nefislerine zulmettiler.” (Âl-i İmran, 117) demektedir.

Âdem aleyhisselam, cennette yasak meyveyi yedikten sonra yaptığı hatası için “kendi nefsime zulmettim” demiştir. Bu anlamda günah işlemek nefse karşı yapılmış bir zulümdür.

“Yine onlar ki bir kötülük yaptıklarında ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe-istiğfar ederler…” (Âl-i İmran, 135)

Her kim Allah’ın koyduğu sınırlara tecavüz eder ve Allah’ın hükmünün dışında birtakım işler yaparsa o kişi zalimdir.

“…Bu söylenenler Allah’ın koyduğu sınırlardır. Sakın onları aşmayın. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa işte onlar zalimlerdir.” (Bakara, 229)

Kur’an’a Göre Zalimlerin Bazı Özellikleri

Kur’an, pek çok ayette zalimlerin özellikleri sayarak müminleri böyle olmaktan sakındırmaktadır.

Zalimlerle ilgili ayetler hem kendimizi test etmemize yardım eder, kendi kendimize karşı zalim olup olmadığımızı hatırlatır, hem de çevremizdeki zalimleri tanımamızı sağlar.

1-Allah’ın ayetleri ile alay ederler: Onlar özellikle kavli (sözlü) ayetler veya mucizevî işaretler (ilahî belgeler) kendilerine okununca veya hatırlatılınca gülerler, alay ederler ve ileri geri konuşurlar.

2-Allah’ın ayetleri hatırlatıldığı halde sırtını dönüp giderler veya ayetleri reddederler: Zalimler Allah’ın bütün ayetlerine karşı kör, sağır ve duyarsızdırlar. “Gelin ayetlerin hükmüne uyun” denildiği zaman aldırmazlar,  sırtlarını döner giderler. (Bkz. Kehf, 57)

3-Kıyametin kopmasını hesaba katmazlar: Onlar dünya hayatına öyle bir dalarlar ki öleceklerini, kıyametin kopmasını, yeniden dirilişi, hesaba çekileceklerini hiçbir zaman düşünmezler. Hesaba çekilmekten korkmadıkları için canlarının istediği gibi davranırlar, güçleri yettiği takdirde zulüm yapmaktan geri durmazlar, hesaba çekileceklerini hiçbir zaman ummazlar. (Bkz. İsra, 99)

4-Allah’tan başkasını ilah (tanrı) edinirler: Zalimlerin en büyük hatası ya Allah’ı yok saymaları, yani Allah yokmuş gibi davranmaları, ya da Allah’tan başkalarına ilahlık vasfı vermeleri, onlara kulluk edip onlardan geldiğini sandıkları ilkelere göre hareket etmeleridir.

Kur’an, Musa aleyhisselam Tur Dağı’na gittikten sonra buzağıyı ilah edinen İsrailoğullarına zalim demektedir. Zira onlar yanlarındaki yüce bir Peygamber’e rağmen kendi zanlarınca görünen bir tanrı bulup ona ibadet etmeye başlamışlardı.

5-İnkârcıdırlar: Kur’an, Allah’tan gelen hak dini, kitabı ve elçiyi inkâr edenlere kâfir (inkârcı) adını verir ve onlara zalim der. “… Ve bilin ki hakikati inkâr edenler zalimlerin ta kendileridir.” (Bakara, 254)

6-Allah’ın gönderdiği ölçülere itibar etmezler: Allah’ın koyduğu ölçüleri, ilkeleri ve hükümleri reddetmek ve onlara itibar etmemek zulümdür. Böyle yapanlar da zalimlerin ta kendileridir. (Bkz. Maide, 45)

Aralarında ilahi ölçülerle hükmedilmek üzere Allah’a ve Rasûlüne çağrıldıkları zaman yüz çevirirler (Bkz. Nur, 50)

7-Allah’ın ayetlerini bilerek inkâr ederler: (Bkz. Ankebût, 49; En’am, 33). Ayetlerin gereğini yapmak şöyle dursun, onlar özellikle peygamberler aracılığıyla gelen ayetlere karşı inatla direnirler, alay ederler, önemsemezler. (Bkz. İsra, 47)

Allah azze ve celle bu gibi zalimleri cehennem cezası ile tehdit etmektedir. (Bkz. Kehf, 29; Ankebût, 68)

8- Allahu Teâlâ tarafından gönderilen peygambere itibar etmezler: (Bkz. Nahl, 113) Allah tarafından seçilen ve kendilerine gönderilen elçiyi yalanlamak veya ona itibar etmemek de bir zulümdür. Bunu yapan kişiler zalimdirler. Kendileri gibi normal bir insan olan elçi böyle kimseleri tatmin etmez. Çok zengin, hazineleri olan, harikulâde bağ ve bahçeleri olan, aralarından ırmaklar akıtan, yağmur yağdıran bir peygamberler olmasını isterler. Eğer gerçek elçi onların istedikleri gibi değilse ona büyülenmiş adam diye iftirada bulunurlar. Müminleri de böyle büyülenmiş bir kimsenin peşinden gitmekle suçlarlar, onlara ahmak (sefih) derler. (Bkz. Furkan, 8)

9-Allah’ın emrini dinlemezler: Kim Allah’ın açık bir emrini veya yasağını hangi sebeple olursa olsun, dinlemezse o kişi zalimlerden olur. Kur’an pek çok ayette isyan edenlerin, günah işleyenlerin, ilâhi emir ve yasakları dinlemeyenlerin kendi nefislerine zulmettiklerini söylemektedir.

Musa aleyhisselam’dan sonra İsrailoğulları zamanın peygamberine gidip Allah’ın kendilerine güçlü bir lider (kumandan/melik) göndermesi için dua etmesini istediler. Ancak kendilerine Tâlut isimli kumandanla birlikte savaşmaları emri gelince, içlerinden pek azı hariç, geri dönüp kaçtılar. Kur’an onların bu tavrını zulüm olarak,  Allah’ın emrini dinlemeyenleri de zalim şeklinde nitelemektedir. (Bkz. Bakara, 246)

10-Allah’a iftira ederler: Kur’an birçok ayette bazı insanların Allah’a iftira ettiklerini, bunun zulüm olduğunu söylemektedir. Zira bunda da ciddi bir haksızlık söz konusudur. (Bkz. Hûd, 18)

Bazı kimseler Allah’a, çocuk isnat ederek ortağı, eşi, yardımcıları var diyerek iftira ederler. (Bkz. Zuhruf, 15; Âl-i İmran, 93-94)

11-Allah adına yalan uydururlar: “Allah’ın izni olmadan O’na bir hüküm isnad eden, sonra da bu Allah’ın hükmüdür diyen birinden daha zalim biri yoktur. Çünkü böyle biri, bilgisizce insanları saptırmayı amaç edinir. Onları hidayetle zan arasında şaşkın bırakmayı amaçlar. Bu gibi kimseleri Yüce Allah doğru yola iletmeyecektir.” (Bkz. En’am, 93)

Kendisine hak din, hakikatin bilgisi emin bir elçi aracılığı ile geldiği halde, hâlâ atalardan kalma yanlış ve batıl inançları savunan, üstelik bu batıl inancı Allah’a nisbet eden zalimin ta kendisidir. (Bkz. Ankebût, 68)

12-Kendi hevâlarına tabi olurlar: Onlar Allah’ın kulları olarak her açıdan O’na muhtaç olmalarına, O’nun verdiği rızıkla yaşamalarına, eninde sonunda O’na dönecek olmalarına rağmen Allah’ın koyduğu değer yargılarına (hükümlere) hayatlarında yer vermezler. Onun yerine kendi hevâlarına, doğru sandıkları zanlarına uyarlar.

“Yemin olsun ki (habibim!) sen ehl-i kitaba her türlü ayeti (mucizeyi) getirsen yine de onlar senin kıblene dönmezler. Sen de onların kıblesine dönecek değilsin. Onlar da birbirlerinin kıblesine dönmezler. Sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına uyacak olursan, işte o zaman sen hakkı çiğneyenlerden olursun.” (Bakara, 145)

Bu ayette iman etmemelerinin sebebi olarak, inat ve taassup anlatılıyor. İman ile terbiye edilmemiş nefis, inat ve taassuptan kurtulamaz.[1]

13-İlimsiz mürşidlik taslayıp insanları saptırırlar: Kimileri çok bildiklerini, çok akıllı olduklarını, insanlara rehberlik edecek kadar kafaları çalıştığını düşünürler. Bilgiçlik taslayıp insanlara yol göstermeye (mürşidlik yapmaya), akıl vermeye kalkışırlar. Ama onların rehberlik ettikleri şey hakka uymayan sapıklıktan başka bir şey değildir. Böyle yapanlar da Kur’an’a göre zalimdir. (Bkz. En’am, 144)

14-Haksızlık ederler: Başkalarının mülkünü haksız yere veya hırsızlık yoluyla elinden alanlar da zalimdir. Nitekim Yusûf aleyhisselam’ın kardeşleri hırsızlık yapanlar hakkında şöyle demişlerdi: “Onun (hırsızın) cezası, kayıp eşya, kimin yükünde bulunursa işte o (şahsa el koymak) onun cezasıdır. Biz zalimleri böyle cezalandırırız” dediler.”  (Bkz. Yusûf, 75)

Adaletten sapmak, suçsuz birini cezalandırmak, insanların hak ettiklerini vermemek de zulümdür. (Bkz. Yusûf, 79)

Yetim hakkı yemek de benzer bir hatadır. (Bkz. Nisa, 10)

15-İnsanlar arasında ayrım yaparlar: Onlara göre üstün olmanın ölçüsü; kendilerinden olmak, mal-mülk sahibi olmak, yüksek statüye sahip olmaktır. Onlar kendilerini yüksek tabakadan görürler, diğerlerine tepeden bakarlar. Onlar fakir, ayak takımı ve öteki olarak gördükleri kimselerle birlikte olmak istemezler. Onlarla birlikte oldukları zaman alçalacaklarını, statülerinin zedeleneceğini düşünürler. (Bkz. Hûd, 31)

16-Allah’tan gelen şahitliği gizlerler: (Bkz. Bakara, 140)

17-Onlar Allah’tan başkasına ibadet ederler: İnsan, yalnızca kendisini yaratan ve yaşatan Rabbi Allah’a ibadet etmekle görevlidir. İbadete layık olan yalnızca Allahtır. Kim Allah’tan başkasına ibadet ederse, kim Allah’tan istenebilecek şeyleri başka bir varlıktan isterse o kişi zalimdir. (Bkz. Yunus, 106)

18-Zalimlerin bazıları tanrı (gibi) olduklarını iddia ederler: Mesela, İbrahim aleyhisselam ile tartışan (Kur’an’da adı geçmeyen ama kaynaklarda Nemrut denilen)  hükümdar gibi. İbrahim aleyhisselam ona “…Rabbim hayat veren ve öldürendir” deyince o “Ben (de) hayat verir ve öldürürüm!”demişti. Onun bu iddiasına karşılık Allah azze ve celle şöyle buyurdu: “… Allah (bile bile) zulüm işleyen toplumu hidayete erdirmez.” (Bakara, 258)

Görünen o ki servet, güç ve iktidar Davûd ve Süleyman aleyhimesselâm gibi kişileri imana ve hakkıyla şükretmeye götürürken, Nemrut ve Firavun gibilerini ise inkâr ve zulme götürebilmektedir.

19-Zalimler şeytana tabi olurlar: Kur’an şeytanın çağrısına uyup ona tabi olanlara, onun vesveselerine aldanıp inkârcı olanlara ve aşırı günah işleyenlere zalim diyor. (Bkz. İbrahim, 22)

Allah’a ibadet yerine şeytana itaati seçmek, rahmani şeyleri terk edip şeytanın sevdiği işleri yapmak ne kötü bir tercihtir.

20-İbadetten yüz çevirirler: İbadet her insanın kulluk görevidir. İbadet hem Allah’ın nimetlerine (iyiliklerine) karşı bir teşekkür borcu, hem de hayatı anlamlı kılan kulluk görevleridir. Zalimler hem insanlık görevleri olduğunu inkâr ederler hem de Allah’a borçlu olduklarını. Bundan dolayı ibadet manasına gelen şükrü yerine getirmezler.

İbadet etmeyelerin (salih amel işlemeyenlerin)  ahiretteki durumunu Kur’an şöyle açıklıyor: “Keşke, günaha batmış olanların (hesap günü) Rablerinin huzurunda başlarını öne eğerek, “Ey Rabbimiz! Şimdi görmüş ve duymuş olduk. Öyleyse bizi (yeryüzündeki hayatımıza) geri döndür ki salih amel işleyelim (ibadet edelim) çünkü (artık hakikate) kanî olduk!” dedikleri zaman(ki hallerini) bir görsen!” (Secde, 12)

21-Kelimelerin yerini değiştirirler: Kur’an, tarihte İsrailoğullarının yaptıklarını söz konusu ederek yanlış bir tavra işaret ediyor. (Bkz. A’raf, 162. Bir benzeri: Bakara, 58-59)

Onlar Allah’ın emrini yerine getirmediler. Bir diğer deyişle Allah’ın emrine muhalefet ettiler ve zalimlerden oldular. Dine bir şey eklemek, İslam şeriatında olmayan bir bid’ati ortaya çıkarmak oldukça tehlikeli ve zararlıdır.

22-Birbirlerini aldatırlar: (Bkz. Fatır, 40) Allah’a ortak koşarak müşrik olan bazıları putların, meleklerin veya insanlardan kimilerinin kendilerine şefaatçi olacaklarını, onları azaptan kuratacaklarını iddia ederek saf kimseleri kandırmaya ve ayartmaya çalışırlar. Böylece onları etki altına almaya, kendi yanlarına çekmeye çaba gösterirler.

23-Onlar fitne peşindedirler: (Bkz. Tevbe, 109) Fitne tohumları ekip toplumun huzurunu bozan, insanları birbirine düşüren kimse Kur’an’a göre zalimdir. Böyleleri kendi çıkarları ve hedefleri uğruna başkasına zarar vermekten çekinmezler.

24-Mallarını şer işler uğruna harcarlar: (Bkz. Âl-i İmran, 117) Hakikati inkâr edenlerin başarıları bu dünyada da öteki dünyada da kaybolup gider. Bir bereketi ve sevabı olmaz. Zalimler mallarından ancak şer ve günah olan işlere harcama yaparlar. Servetlerini fitne uğruna harcarlar. İslam’ın hoş görmediği işler çoğalsın diye fedakârlık yaparlar. Bu yüzden de harcamalarında bir bereket olmadığı gibi, sevap (karşılık) beklentisi de olmaz.

25-Zalimlerle dostluk kurarlar: Herkes kendisine en yakın olanla dostluk kurar. Eşkıyanın arkadaşı da genelde eşkıya olur. Onlar kendileri gibi zalim olanların müttefikidirler. Onlar haktan yana olan dürüst kimseleri sevmezler. Onlarla dost ve arkadaş olmazlar.(Bkz. Câsiye, 19)

26-Sapık olsa da liderlerinin peşinden giderler: Liderleri de kendileri gibidir. Kendileri gibi düşünmeyen, haksızlık yapmayan, gaddar ve insafsız olmayan kişilerden hoşlanmazlar. İyilerin varlığı onlar için rahatsız edicidir. Zira iyiler sebebiyle onların kötülükleri ve zalimlikleri anlaşılır. Kıyamette, hesap Gününde, herkes hesap vermeye dünyadaki önderi ile gelecektir. (Bkz. İsra, 71)

Bu rehber/lider peygamber de olabilir, kişinin peşine gittiği, fikrini ve davranışlarını beğendiği, dünya görüşünü, imanını ve akidesini benimsediği kimseler de olabilir.

Bu zalim, sapık ve saptırıcı önderlere uyanlar, hesap gününde pişman olacaklar, hayıflanacaklar, keşke peygamberlerin peşine gitseydik diyecekler ama bu pişmanlıklar fayda vermeyecek. (Bkz. Ahzab, 66-68)

Yukarıda sayılan çeşitlerden hangisi olursa olsun, zulüm, yaratılış düzeninde bozukluk ve sapmalara sebep olmaktadır. İnsanın dışındaki bütün varlıklar, yaratılış düzenini bozmamakta, nasıl yaratılmışlarsa, öyle hareket etmektedirler. Allah’ın emir ve yasaklarını dinlemeyen, zulüm yollarına düşen insanlar ise, yaratılış gayesinin dışına çıkmaktadırlar. Bu halleriyle de varlıklar arasında en büyük zalimlerden olma durumuna düşmektedirler.

Müslümanın Müslümana Zülmü

Kişisel hayatında adil davranmayan bir kimsenin toplum arasında adil davranmasını beklemek mümkün değildir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize şunu tavsiye etmiştir: “Müslüman, Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez ve onu yalnız bırakmaz. Kardeşinin ihtiyacını görenin ihtiyacını Allah görür. Bir müminin sıkıntısını giderenin Allah da bir sıkıntısını giderir. Bir Müslümanın dünya üzüntülerinden birini giderenin, Allah da kıyamet günü üzüntülerini giderir. Kim Müslümanın ayıbını örterse Allah da onun günahlarını kıyamet günü örter.”

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in fiil ve sözleri bu konuda gerekli inceliklerle doludur: Numan İbn Beşir radıyallahu anh nakleder ve der ki: Babam bana malından bir parçasını karşılıksız olarak verdi. Annem Umre binti Revaha: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şahit etmezsen ben buna razı olmam” dedi. Babam bana verdiği mala şahit tutmak üzere Hz. Peygamber’e gittiğinde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki: “Bütün çocuklarına aynı şekilde verdin mi?” O da ‘Hayır’ dedi. Bunun üzerine Allah’ın Rasûlü: “Allah’tan korkun ve çocuklarınız arasında adaletli davranın” dedi, sonra ilave etti: “Ben, zulme şahitlik etmem.” Numan İbn Beşir radıyallahu anh der ki: “Babam eve geldi ve bana verdiğini geri aldı.”

Müslüman bir kişinin en çok sakınması gereken hususlardan biri de mazlumun ahını almaması ve onun bedduasından sakınmasıdır. Çünkü mazlumun duası makbul bir duadır. İsterse bu zulme maruz kalan kişi müslüman biri olmasın. Enes radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Mazlumun ahından çekin, kork. Zira onunla, Allah arasında bir perde yoktur.”[2]

Bu konuda zikredilmeye değer olaylardan biri de şudur: Bu kıssa cömertliği, keremiyle meşhur olmuş Abbasi veziri Yahya b. Halid el-Bermeki’nin başından geçmiştir. Hatib el-Bağdadi diyor ki: Abbasi halifesi Mehdi, oğlu Harun Reşid’i yetiştirmesi için Yahya b. Halid’e vermişti. Onu Yahya yetiştirdi. Yahya’nın hanımı, oğlu Fadl ile beraber Harun Reşid’i de emzirdi. Harun, Yahya’nın sütoğlu oldu. Böylece Harun Reşid hilafete gelince, Yahya’nın kadrini bildi, onu vezir yaptı. Saygı duyduğu bir zâttı. Ondan “babam” diye bahsederdi. Emirleri tebliğ etmeyi, talepleri karşılamayı ona görev olarak verdi. Bu durum, Harun Reşid, Bermekilerle sorun yaşayıncaya kadar devam etti. Bu sorun neticesinde Bermekileri gözden çıkardı. Yahya b. Halid’i de sildi ve ömür boyu hapse mahkûm etti. H.190’da hapishanede vefat etti. Oğlu Cafer’i de idam ettirdi. Cafer, zincirlere vurulmuşken babası Yahya’ya şöyle dedi: Babacığım emir-yasak bizim elimizdeyken o kadar mal-mülke sahipken, görüyorsun zaman bizi nereye sürükledi. Hapis, kaba giysiler ve prangalar… Bunun üzerine babası Yahya şöyle dedi:

“Evladım! Belki bir mazlumun bedduasıdır. Karanlık bir gecede yürüdü, biz buna uyanamadık ama Allah bunu ihmal etmedi.”

Ardından şu beyitler ağzından döküldü:

“Nice kavimler nimet içinde hayat sürer

Bir dönem, zaman bolluk bereket olur,

Zaman bir dönem haklarında susar,

Nihayet konuştu mu onlara kan kusturur.”

Allame Sa’duddin et-Teftazani, Şerhu’l-Erbaîn en-Neveviyye” (s.194)’te yirmi dördüncü hadisin şerhinde şunu söyler:[3]

“Anlatıldığına göre: Maveraunnehir emirlerinden Samanoğlu Nuh b. Esed, Semerkand halkından haraç vergisi almak istediğinde valisi bir ulak gönderir. Vali, imamları, hocaları ve bütün ileri gelenleri toplar ve mektubu açıp okur. Bunun üzerine Ebu Mansur el-Maturidi, ulağa şöyle der: “Emirin cevabını bize ulaştırdın. Şimdi de bizim cevabımızı ona ulaştır. Bize karşı zulmünü arttır, biz de gece vakti ettiğimiz bedduaları arttıralım.” Ardından dağılıp giderler. Birkaç gün geçmeden emir karnında bir mızrak süngüsüyle öldürülmüş bir şekilde bulunur. Üzerinde şu not yazılıdır:

“Azdı, azgınlığı da haklayacak oklar vardır.”

Çıkmıştır ölüm kaderin ellerinden.

Seher vakti el açan anaların elinden,

Öyle bir yay ki fırlar, gecenin tam içinden.

***

Tarih sayfalarına yazdı..

Adalet ile hükmedenlerin ismini

Zalim olanları da anlattı

İbret vesikası herbiri darb-ı meseldi.

Buna göre mutlak adaletin beşer hayatında tahakkuk etmesi, insan hareketlerinin uygun ve uyumlu bir nizam içinde birbirini tamamlayan kâinat hareketlerine uygun düşebilmesi, ancak ve ancak Allah’ın beşer hayatı için seçip kitabında beyan buyurduğu nizamı tatbik etmekle mümkündür. Aksi takdirde insan hayatı ile kâinatın akışı arasında ne adaletten, ne doğruluktan, ne insicamdan ne de ıslahtan eser görülür. Bu takdirde ancak bozulma ve dağılma söz konusu olur.

Zulmün Ahiretteki Azabı

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem dünya hayatında insanlara zulmetmenin, ahirette karanlıklarda kalmaya, asla felah bulamamaya ve kişiyi iflasa götüreceğini bildirmiştir.

“Zulümden sakınınız. Zira zulüm, kıyâmet günü (sahibini saran) karanlıklar (olacak)tır.”[4]

Ebû Musa radıyallahu anh’dan nakledildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah, zalime (bir müddet) mühlet verir. Onu bir defa yakaladığı vakit de felâh vermez” buyurdu. Ondan sonra da: “İşte Rabbin, zulmeden şehirlerin (halkını) yakaladığı zaman, böyle yakalar. Çünkü O’nun yakalaması çok acı ve çok çetindir.”[5] ayetini okudu.

Ebû Hureyre radıyallahu anh’ın naklettiğine göre, Rasûlullah aleyhisselam: “Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu. (Orada bulunan) ashâb: “Müflis bizim aramızda, parası olmayan ve malı bulunmayan kişidir” deyince, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ümmetimden müflis, kıyamet günü namaz, oruç ve zekât sevabı ile, (ve amel defterine) şuna sövdü, buna zina iftirası yaptı, şunun malını yedi, bunun kanını döktü, şunu dövdü (diye yazılmış olarak) gelen kimsedir. Onun hasenatının sevabından (hak sahibi olan) şuna, buna verilir. Eğer üzerindeki borç ödenmeden önce ibadet ve iyiliklerinin sevabı tükenirse, alacaklıların günahlarından alınıp onun üzerine yüklenir. Sonra (onların günahları ile birlikte) cehenneme atılır.”[6]

Bu bilgiler, zulüm işleyen zalimlerin sonu açısından son derece ibret vericidir. Bu sebeple Allah ve Râsulü genel olarak zulmü yasaklamışlardır. Bir de bütün peygamberler insanları Allah’a inanmaya ve O’nun emir ve yasaklarına uygun hareket etmeye çağırmışlardır. Bu davete kulak vererek imâna gelen ve ibadete sarılanlar huzur, saadet, mutluluk ve başarı elde etmişlerdir. Bu davete kulak vermeyerek peygamberlerin yoluna muhâlefet edenler ise zalimlerden olmuşlar ve başlarına büyük musibetler gelmiştir.

“O kullarım ki onlar sözü dinlerler, sonra da en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah’ın doğru yola ilettiği kimselerdir. Gerçek akıl sahipleri de onlardır.”[7]

Rabbimiz! Bizi senin sözlerini işitip de en güzel olanına uyan, hidayete eriştirdiğin kimselerden kıl. Kendilerinden razı olduğun salih kullarının arasına ilhak eyle. Allahumme âmin. 

[1]. Diyanet Vakfi Meali, Bakara 145. ayetin açıklaması

[2]. Buhari, c.III s.258; Müslim, c.1 s.197; İmam Ahmed, Ebu Ya’la ve Ziya el-Makdisi “el-Muhtaratü” adlı eserinde şu lafızla rivayet etmiştir. “Kâfir bile olsa mazlumun bedduasından korkun! Çünkü bunun önünde perde engel) yoktur.”; Müsned c. II s.367, Senedi hasendir.

[3]. Ebu Zerr radıyallahu anh’ın zulümle alâkalı rivayet ettiği kudsi hadis

[4]. Buhârî, Mezâlim, 8; Tirmizi, Birr, 83.

[5]. Hud, 102 ayetini okunmuştur. (Buhârî, Tefsir sre 11, 5; Müslim, Birr, 62; Ibn Mâce, Fiten, 22.

[6]. Müslim, Birr, 60; Ahmed b. Hanbel, II, 303, 324, 372.

[7]. Zümer,18

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir