DAVET ENGEL TANIMAZ

İnsanlığın davete olan ihtiyacını ve davetçilere cennette verilecek büyük mükâfatı hakkıyla bilen bir davetçi, davet yolunda bahane ve tembelliği bir kenara bırakır. Davet yolunda elindeki imkanların en azını değil de en üst şartları zorlayarak davet yapar. Samimiyetle davet yolunda ilerler ve bu yolda karşılaştığı güçlüklerle mücadele eder. Böyle bir kimsenin yanında İslam daveti, uğrunda fedakarlıklarda bulunulacak en yüce değerdir. Bu uğurda feda edilemeyecek bir değer yoktur. Feda edilecek değer bazen malı, bazen canı, bazen vakti, bazen ailesi, bazen de birkaçı birlikte olabilir.

Yine böyle bir kimse davetin zorluklar ile süslenmiş bir yol olduğunu, zorluğun farklı şekillerde gerçekleşecek bir hakikat olduğunu da bilir.

İslam davetine gönülden bağlı bir davetçiye göre daveti uğrunda ödediği bedel, adeta bir cennet vizesi ya da anahtarı gibidir. Bilir ki uğrunda ödediği bedel, uğrunda bedel ödenecek kadar büyük bir iştir.

İslam davetinin imamları olan peygamber başta olmak üzere onların izini sürdüren bütün davetçiler, davetleri sırasında bahaneleri bir kenara bırakarak davet yolunda yürümüştür. Bu böyle de sürecektir.

Sizlere birkaç örnek üzerinden bu hakikati örneklendirelim:

Nuh aleyhisselam’ın Gece-Gündüz Daveti

“Nuh ‘Rabbim’ dedi, ‘Doğrusu ben kavmimi gece gündüz hakka çağırdım fakat benim çağrım sadece kaçışlarını arttırdı. Kendilerini bağışlaman için ben onları ne zaman çağırdıysam, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerini başlarına bürüdüler, ayak dirediler, kibirlendikçe kibirlendiler.” (Nuh, 5-7)

Bu ayetlerde bir peygamberin davette bulunurken karşısına çıkan engelleri aşmada gösterdiği büyük azme şahit oluyoruz.

İnsanları hakka çağırıyor ancak onlar bu çağrıya olur da kulakları söylenenlerden etkilenip de doğru yolu bulmasın diye parmaklarını kulaklarına tıkayarak, davetçinin davetindeki samimiyetini görüp de bu samimi yüzü görmemek için elbiselerini başlarına geçirerek, davetçinin haklı olduğunu bile bile doğrularına karşı ayak direterek yani her ne kadar haklı olsa da bu daveti kabul etmeyeceklerini kibirle ortaya koyarak karşılık verdiklerinde, Nuh aleyhisselam engellere takılmadan ve bahanelere sarılmadan davet görevini gece-gündüz demeden sabırla sürdürüyor. Peki böyle ne kadar sürüyor?

“Vaktiyle biz Nuh’u kendi kavmine rasûl olarak göndermiştik. Nuh, bin yıldan elli yıl eksik bir süreyle onların arasında kaldı. Sonunda zulümlerini sürdürürlerken onları tufan yakaladı.” (Ankebut, 14)

Evet, içlerinde dile kolay tam 950 yıl yaşıyor. Hadi diyelim bunun az bir süresi peygamberlik öncesi olsa dahi çok uzun bir süre tebliğ yapılıyor.

Kaynaklarda geçen bilgiye göre tebliğe çok az sayıda insan olumlu karşılık verse de engelleri aşan ve bahanelere takılmadan davetini sürdüren bir peygamberi kitabında Allah azze ve celle genelde tüm Müslümanlara, özelde davetçilere bir örneklik olarak sunuyor.

Nuh aleyhisselam üzerinden davetçilere şu önemli mesajlar veriliyor:

– Davetçi, her türlü bahaneyi elinin tersiyle itmelidir. Engellere takılmadan, şikayet etmeyi bir kenara bırakarak davetini sürdürmelidir.

– Davetçi, davet yolunda sayıya takılmadan davetini sürdürmelidir. Esas olan, sayıya takılmadan davette bulunmaktır. Davetçiye düşen görev de zaten bu değildir. Davetçi, hidayetin Allah azze ve celle’den olduğuna kesin inanç sahibi olan kimsedir.

– Davetçinin azminin yüksekliği, ona engelleri aşmada çok büyük yararlılık sağlayacaktır.

Yusuf aleyhisselam’ın Hapishane Daveti

İnsanın aklına gelmiyor değil. “Davet için mescid, cami gibi belli bir yer olmasına gerek var mıdır? Ya da davet nerelerde yapılır, nerelerde yapılmaz?”

İşte bu sorunun cevabını da hayat kitabımız Kur’an, Yusuf aleyhisselam üzerinden cevaplamakta: “Davet için dertli bir kimseye göre sınırlı bir mekân anlayışı yoktur. İlla mescid ya da cami olması da şart değildir. Davet için mekân bazen mescid, bazen sokaklar, bazen de insan sıkıntıda olsa dahi bir hapishane olabilir. Bu hususta örnek arayanlar, Hz. Yusuf’un hayatından bahseden ayetlere göz atsın.”

Yusuf aleyhisselam, bir iftira neticesinde hapse atıldığında, davetçilere örnek olacak bir davranışta bulunuyor. Bu davranış, hapse girdikten sonra burada bulunan mahkumlara İslam’ın hakikatlerini anlatmak.

“Ey hapishane arkadaşlarım! Çeşit çeşit tanrılar mı, yoksa gücüne karşı durulamaz olan bir tek Allah mı (inanıp bağlanmak için) daha iyi? Allah’ı bırakıp da taptıklarınız, sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında herhangi bir delil indirmemiştir. Hüküm sadece Allah’a aittir. O size kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf, 39-40)

Yusuf aleyhisselam, üzerinden davetçilere şu önemli mesajlar veriliyor:

– Hz. Yusuf, her fırsatta davet yapılabileceğini ve hapishanede bulunmanın bahane olamayacağını, davetçi için bir engel teşkil etmeyeceğini de öğretiyor. Mekân konusunda bahaneleri bitiriyor.

– Müslümanın davet görevinde elinden gelen ve yapabileceği muhakkak bir şeyler olduğunu da haber veriyor.

– Davetçilerin yaptıkları davet sırasında ilk sırada, doğru bir ilah anlayışının muhataba öğretilmesi gerektiğini öğretiyor.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Zorluklar Karşısında Daveti

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Hira Mağarası’nda kendisine gelen ilk vahyin etkisiyle, evine gidip eşi Hz. Hatice’ye, “Beni örtün, beni örtün!” demiş; onlar da üzerine bir örtü örtmüşler, korkusu geçip rahatlayıncaya kadar bu şekilde kalmıştır.[1]

Rabbimiz sonrasında “Ey örtüsüne bürünen! Kalk ve uyar!” (Müddessir, 1-2) ayetiyle, Muhammed aleyhisselam’ın tevhid dinini ve Allah’ın mesajlarını insanlığa tebliğ etmekle görevlendirilişini ilân etmiştir. Rasûlullah Efendimiz bu emri aldıktan sonra insanları tevhid dinine çağırmaya başlamış, son nefesine kadar da bu görevini sürdürmüştür. Bu duruma hayatını incelediğimizde çok bariz bir şekilde şahit olmaktayız.

Bir gün dinlendiği sırada uyanınca, Hatice annemiz kendisine “Yatıp, dinlen” dediğinde şu karşılığı verir: “Ey Hatice! Dinlenme ve uyku zamanı geçti artık!”[2]

Bu sözü şiar edinen ve davetçilere en güzel örnekliği sunan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i bir bakıyoruz Mekke sokaklarında İslam’a davet ederken, bir bakıyoruz akrabalarını yemeğe davet ederek onlara İslam’ın hakikatlerini haber verirken, bir bakıyoruz Ukaz vb. panayırlarda arkasından amcasının kendisini kötü sözlerle küçük düşürmeye çalışmasına rağmen davetten vazgeçmeden insanlara İslam’ı öğretmeye çalışırken, bir bakıyoruz Daru’l-Erkam’da sahabe neslini eğitirken, bir bakıyoruz ki daveti diğer şehirlere taşımak için sahabesini Habeşistan’a gönderirken, bir bakıyoruz kendisi daveti diğer yerlere taşımak için Taif’e gidip orada taşlar altında ayaklarına kadar kanlar içerisinde kalmasına rağmen bu kimseler için Allah’tan hidayet dilemesine şahit oluyoruz.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem üzerinden davetçilere şu önemli mesajlar veriliyor:

– Davet yolunda zorluklarla karşılaşmak, davet için bir hakikattir. Ne kadar iyi bir kimse olursanız olun, davet karşısında her zaman birileri yer alır. Bu birileri bazen en yakınınız da olabilir. Peygamber Efendimiz için amcası olmuş, davetçi için de en yakınlarından biri olabilir.

– Daveti bahaneler ileri sürerek terk edenler, bu işin kolayına kaçan kimselerdir. Bu kimselerin daveti terk edecekleri bahaneleri her zaman vardır.

– Davet, dar bir yere sığdırılmayacak kadar evrensel ve büyük bir iştir. Bu yüzden Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ashabını Habeşistan’a göndermiş, kendisi de Taif’e gitmiştir.

Musa Bangura: Misyonerlikten İslam Davetine Giden Yol

Davet yolunda bazı Müslümanların anne-babaları Müslüman olmalarına rağmen gösterdiği tembel tavırları ve bazı engelleri bahane olarak öne sürmeleri, Müslüman olarak kendilerine yakışmayan bir tavırdır. Zira Müslüman, aynı zamanda dinini öğrenen/öğrenmiş ve bunu diğer insanlara ulaştırması gereken bir kimliğe sahip olmalıdır. Yani Müslüman demek, aynı zamanda davetçi olmayı da gerektirmektedir. Ancak ne acı bir durumdur ki bu konuda sıkıntılar yaşanmaktadır.

Bir yanda Müslümanlar arasında yaşanan bu durum bizleri üzerken, diğer yandan İslam davetiyle müşerref olduktan sonra kendisini İslam davetine adayan kimselerin de bulunması bizleri sevindirmektedir. İşte onlardan biri Musa Bangura.

Belki de bir çoğumuzun bilmediği bir ülke olan Sierra Leoneli. Baba ve abisi papaz olan Musa, babası ve abisi gibi Hristiyanlığı benimser. Ondaki etkileyici anlatımı farkeden misyonerler, onun iyi bir misyoner olması için onu Nijerya ve Güney Afrika Cumhuriyeti’ne gönderirler. Buralarda aldığı eğitimle Afrika köylerinde nice insanın Hıristiyan olmasını sağlar. Hıristiyanlar da yaptığı bu hizmetlere karşılık, onun tüm maddi imkanlarını karşılayarak iyi bir ekonomik seviyeye gelmesini sağlarlar.

Musa, kendisini hidayet yoluna davet eden bir rüyayı görene kadar bu böyle sürer. Rüyayı papazlara anlatsa da onlardan umduğu cevabı alamayınca, bir imama gider ve imamın anlattıkları kendisine tesir eder. Böylece iman eder. Hıristiyanlar için kötü olan durum karşısında, babası ve eşi de dahil olmak üzere onu terkeder ve tüm imkanları elinden alınır, bir başına kalakalır.

Bediüzzaman Said Nursî’nin “Hakiki imanı elde eden adam, kâinata meydan okur” sözüne uygun bir yaşantı gösterir ve her şeyi elinin tersiyle iterek, daha önce Hıristiyanlaştırmak için gittiği köylere bu sefer Müslüman olmaları için bisikletiyle gider ve 4000’den fazla kişinin hidayetine vesile olur.

Papazlarla yaptığı büyük insan kitlelerinin katıldığı açık oturumlarda, İslam’ın hakikatlerini insanlara ulaştırır ve bazı papazların Müslüman olmasına vesile olur.

Musa Bangura üzerinden davetçilere şu önemli mesajlar veriliyor:

– Davetçinin hedefi büyüktür. Onun için ilçeler ve iller küçük kalır. O, hedefine bütün dünyadaki insanları koymuştur. Malcom X’in şu sözü bu hakikati dile getirmektedir: “Yeryüzünde tek bir secde etmeyen insan kalmayıncaya kadar kendimi sorumlu hissediyorum.” Bakınız Hasan el-Benna ise bu hedefi daha da büyüterek “Ah keşke elimde olsa da daveti, annelerin rahimlerindeki bebeklere ulaştırabilsem.” der.

– Musa Bangura’nın bisikletiyle köy köy, ilçe ilçe gezerek yaptığı daveti göz önünde bulundurulduğunda şu hakikati de görmekteyiz: “İmanı hakikatiyle özümsemiş kimse, henüz iman etmemiş kimselere ulaşmada bütün zorluklara rağmen yılmadan gayret gösterir.”

– İslam davetçisi, ayıplanmaktan çekinmez. “Sen daha önce şöyle diyordun, şimdi ise farklı şeyler söylüyorsun” gibi sözlere kulaklarını tıkar. Geçmişte olanı, geçmişte bırakarak yoluna devam eder. Önce Hıristiyanlığa davet ettiği kimseleri sonrasında kınanmayı dahi göz önünde bulundurarak İslam’a davet etmesi, bize bu hakikati öğretmektedir.

Gülseren Gümüş: Engel Tanımayan Kadın Davetçi

Tekerli sandalye üzerinde tüm bedeni felçli bir kadın. Sadece üç parmağını hareket ettirebiliyor. Kullanabildiği üç parmak ile eline kitap verdiklerinde kitap tutabiliyor, bilgisayar kullanabiliyor. Almanya’da bir dernek kurarak İslami davet çalışması yapan, Alman kadınların hidayetine vesile olan ve çeşitli konferansların yapılmasında yardımcı olan Gülseren Gümüş, şu sözleri dile getiriyor: “Şu üç parmağın hesabını Allah’a nasıl vereceğim?” Bu sözlerin sahibi kullanabildiği üç parmağıyla üç kitap yazdı. Yine bu sözün sahibi, İslam’a davet etmede tüm bedeni sağlıklı olmasına rağmen tembel davranan ve davet için engeller olduğunu dile getiren bütün Müslümanlara bu söz çok şey anlatmaktadır.

 Gülseren Gümüş üzerinden davetçilere şu önemli mesajlar veriliyor:

– Davet imkân meselesi değil, iman meselesidir.

– Davetçi tüm organlarını kullanabildiği halde İslam davetinde bulunmuyorsa, bu organlarının kıyamet gününde kendisi aleyhinde şahitlik edeceğini unutmamalıdır.

– Davet yolunda olmak ve davetçi olabilmek, cinsiyet işi değildir. Davet, kişinin imkanları nispetinde ve yapabileceği bir şey olduğuna inanarak her erkek ve kadının yapabileceği bir şeylerin olduğuna inanmaktır.

[1]. Buhârî, “Bed’ü’l-vahy”, 3, 7; Müslim, “Îmân”, 252, 255.

[2]. Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve ve Ma’rifetu Ahvâli Sâhibi’ş-Şerîa, c.2, s.160; Zehebî, Târîhu’l-İslam ve Vefeyâtu’l-Meşâhîr ve’l-A’lâm, s.135; Ebu’l-Fidâ İbn-i Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c.3, s.24.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir