DAVETTE ÖNCELİKLER FIKHI – 2

B. Davette Konu ve Mesele Yönünden İzlenmesi Gereken Metod

Bu başlık, davetin konu ve meseleler yönünü ilgilendiren kısmını oluşturmaktadır. Davet edilen muhataba anlatılacak konularda izlenmesi gereken metod şudur:

Birinci Adım: İnanç Konuları/İtikadi Meseleler Önceliklidir

Davetçinin davetinde anlatması gereken en temel meseleler veya muhatabında varsa itikadi bir problem düzeltmesi gereken ilk noktaları itikadi meseleler oluşturur. Bu meselenin önemi, ferdin ameli olarak yapacağı yanlışların bir şekilde Allah’ın affıyla giderilebileceği ancak itikadi problemlerin sonuçlarının çok ağır olacağından dolayıdır.

“De ki: Amelleri açısından en çok ziyana uğrayanları size haber vereyim mi? Onlar o kimselerdir ki, dünya hayatında yaptıkları boşa gitmiştir, üstelik kendilerinin iyi (işler) yaptıklarını zannederler.” (Kehf, 103-104)

İşte bu yüzden davetçinin en temel değineceği konular, muhatabının doğru bir itikada sahip bir Müslümanın bilmesi gereken konular olmalıdır.

İlk peygamber Adem aleyhisselam’dan itibaren gönderilen bütün peygamberlerin kavimlerine tebliğ ettikleri ilahi hükümlerden iman prensipleri, hiç değişmeden insanlara tebliğ edilen konuların başında yer almıştır. Bilindiği gibi vahiy ve tebliğin ihtiva ettiği konular İman, ibadet, muamelat ve ahlak olmak üzere dört kısma ayrılmaktadır. Fakat bu konuların temel taşı imandır. Çünkü iman edilmesi gereken esaslar gönüllere yerleştirilmediği müddetçe ibadet, muamelat ve ahlaki prensipler hiç bir değer ifade etmez. Bu yüzden nübüvvet görevini yerine getiren Allah’ın elçileri birinci derecede iman esaslarının tebliği üzerinde durmuşlardır.[1]

İslam’ı tebliğ ile görevlendirilmiş bütün peygamberlerin kavimlerine yaptıkları davetlerinde ilk öne çıkan konular, itikadi konulardır. Bu durum hem ayet hem de hadislerde açıkça görülmektedir.

“Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki ona, “Benden başka ilâh yoktur, şu halde bana kulluk edin” diye vahyetmiş olmayalım.” (Enbiya, 25)

Peygamberlerin sonuncusu olan Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem de şu hadis-i şerifinde İslam davetinde ilk davet edilecek konuları haber vermiştir.  Muaz b. Cebel’i Yemen’e vali olarak gönderirken şöyle buyurmaktadır:

“Ey Muaz! Sen ehl-i kitap olan bir kavme gidiyorsun. Onları Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim Allah’ın elçisi olduğuma şehadet getirmeye çağır. Eğer onlar buna itaat ederse, onlara şunu bildir: Allah onlar üzerine bir gündüz ve gecede beş vakit namaz farz kılmıştır. Onlar buna da itaat ederlerse, kendilerine şunu bildir ki Allah onlar üzerine bir zekât farz kılmıştır. Bu zekât zenginlerden alınır, fakirlere verilir. Onlar buna itaat ederlerse, seni onların mallarının en iyilerinden sakındırırım. Mazlumun bedduasından da korun. Çünkü zulme uğrayanlarla Allah arasında perde yoktur.”[2]

Konuyla ilgili ayet-i kerimeler ve hadis-i şerifler göz önüne alındığında İslam davetinde itikadi konularda şu hususlara çokça değinildiği görülmektedir:

– Allah’ın bir ve tek ilah olduğuna kesin inanç sahibi olunması

Peygamberlerin davetinde ilk değindikleri bu konuya İslam davetçisinin de ilk değinmesi gerekir. Davet edilen şahısta eğer bu konuda bir problem varsa da düzeltilmesi gereken ilk konuyu bu husus oluşturmalıdır.

Bu konuda davette her daim dikkat edilmesi gereken hususların başında hikmetle meselelere değinmek, tartışmadan uzak durmaya çalışmak, kişilerin görüşlerinden ziyade ayet ve hadisler kaynak alınan bir metod izlenmelidir. Kişilerin görüşleri üzerinden gidilen bir metod, muhataptan gelebilecek muhalefete de açık bir yöntem olacaktır.

– Ahiret gününe ve peygamberlere kesin inanç

Peygamberlerin davetlerinde değindiği en temel iki konu, ahiret gününün varlığı ve ahiret gününe hazırlığı haber veren ve dünyada Allah’ın istediği şahsiyet olmayı öğreten peygamberlere uymaktır.

Ahiret inancı, kişinin bu dünyada daim kalmayacağını haber veren ve yaptıklarının karşılığını bulacağını öğretmektedir. Bu sayede kişiye hayatında şuur kazandıran bir etkiye sahiptir.

Peygamberler, kişiyi Allah’a yaklaştıran yolları öğreten kimselerdir. Dilediği şekilde Allah’a yaklaşmaya çalışan kimse, kıyamet günü eli boş kalacaktır. Peygamberin öğrettiğine uyan kimse ise ameli az da olsa mutlu olacaktır.

İkinci Adım: Ameli Konular/Temel İlmihal Konuları

İtikadi meseleler yanında davetçinin muhatabına namaz, abdest gibi günlük hayatında yapması gereken temel ilmihal konuları hakkında bilgi vermelidir. Günlük bilgiler yanında kişinin yıl içerisinde yapmakla sorumlu olduğu oruç tutmak ve zekat vermekle ilgili bilgilere de değinmelidir.

Kişiyi Allah’a yaklaştıracak amellerden haber vermek, davetçinin değinmesi gereken konulardır. Bu konuların en başında belki de namaz gelmektedir. Beş vakit kulun adeta Rabbiyle bağını güçlendiren bir ameldir. Diğer bir amel ise zekattır. Kişinin içinde bulunan mal hırsını bir nebzede olsa dizginleyen bir ameldir.

Bedeni ibadet olarak namazı ve mali olarak da zekatı zikrettikten sonra bunlar dışındaki amelleri uzatmamak için yeterli görüyoruz.

Davetçi, mutahabın amel yönüne yönelik yapacağı davette bir takım hususlara dikkat etmelidir:

– Gücünün üstünde amel tavsiye etmemek

İslami bilince yeni yeni sahip olan veya olmaya başlayan bir kimseye davetçinin yapması gereken ilk şey, onun farzlarla başlaması gerektiğini söylemektir. Allah sevgisi ve imanı güçlendikçe de davet edilen nafilelerle zaten Allah’a yaklaşmaya devam edecektir.

Nafile ibadetlerin çokluğu karşısında bunları farz gibi anlatan bir davet metodu, doğru değildir. Muhatabın gücü nispetinde zamanla nafilelere sarılması beklenmelidir.

Bir de giyim kuşam konusunda olduğu gibi davetçinin, davet ettiği kimseye her şekliyle kendisi gibi olmasını şart koşar halde davranması yanlıştır. İslam’ın belirlediği sınırlar gözetilmeli, davetçinin değil.

– Amelde öncelikler fıkhına riayet göstermek

Amellerde öncelik farzlardır. Farz da kişinin muhakkak yerine getirmesi gerekli hususlardır. İslam’ı öğrenmeye ve sevmeye başlayan muhatabın bir anda kendisini çok fazla belki de altından kalkamayacağı ameller ile karşı karşıya bulması “Kolaylaştırın zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin!”[3] hadisine uygun düşmemektedir. Kişinin imanda zamanla olgunlaşması, onu zaten nafileler işlemeye teşvik edecektir.

Davetçilere pratik bir örnek olarak şu hadis-i şerifi zikredebiliriz:

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e Necid ahâlisinden bir adam geldi. Saçları karışıktı. Kulağımıza sesinin mırıltısı geliyordu, ancak ne dediğini anlayamıyorduk. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e iyice yaklaşınca gördük ki İslam’dan soruyormuş. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Gece ve gündüzde beş vakit namaz” demişti ki adam tekrar sordu: “Bu beş dışında bir borcum (yapmakla sorumlu olduğum bir amel) var mı?”  Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Hayır ancak istersen nâfile kılarsın.” dedi.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Ramazan orucu da var.” deyince adam: “Bunun dışında oruç var mı?” diye sordu. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Hayır! Ancak dilersen nafile tutarsın.” dedi.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ona zekâtı hatırlattı. Adam: “Zekât dışında borcum var mı?” dedi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Hayır, ama nafile verirsen o başka!” dedi. Adam geri döndü ve gider ayak: “Bunlara ilave yapmayacağım gibi noksan da tutmayacağım.” dedi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Sözünde durursa kurtuluşa ermiştir.”  veya “Sözünde durursa cennetliktir.” buyurdu.

Ebu Dâvud rivayetinde “Kasem olsun kurtuluşa erer, yeter ki sözünde dursun.” şeklinde te’kidli olarak gelmiştir.[4]

Üçüncü Adım: Ahlak İlkeleri

İslam’ın ahlaka bakan yönünün vurgulanması, davette gerekli bir husustur. Davetçinin doğruluk, ahde vefa, sabır vb. konularda hem örnek olması hem de bu konulara davette değinmesi gerekir. Sadece itikadi konulara odaklanarak yapılan bir davet anlayışı, İslam davetini doğru anlamamaktan kaynaklanmaktadır. Böyle bir durumda ahlaki ilkelerden uzak bir Müslüman profili ortaya çıkacaktır ki bu istenmeyen ve günümüzde de maalesef karşılaştığımız bir durumdur.

İslam davetinin bazı bölgelerde ahlaki ilkeleri yaşamayla yayıldığı göz önünde bulundurulduğunda, ahlaki ilkelerin davette ne derece önemli olduğu da anlaşılacaktır. Öğrendikleri ahlaki ilkeleri bizzat yaşayarak İslam davetinde bulunanların bu tesirli daveti, günümüz davetçilerine ahlaki ilgilere davetleri sırasında değinmeleri mesajını vermektedir.

Dördüncü Adım: Siyer Bilgisi

Davetçinin muhatabına hayatta yaşadığı ve yaşayacakları karşısında örnek bir insan modelini sunması gerekir. Bu örnek, Kur’an’ın ifadesiyle “kişisel arzularına göre konuşmayan, konuştuğu kendisine indirilen vahiyden başka bir şey olmayan”[5] bir kimse olan Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den başkası değildir.

Davetçinin siyer hakkındaki bilgiler vermesi, kendi hayati tecrübelerine değinmesinden daha fazla olmalıdır. –Allah korusun- davetçinin sık sık kendisinden bahsetmesi zamanla kendisini kibre götüren bir duruma götürebilir. Davetçinin en güzel örnek[6] Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ve davetinden, O’nun izinden giderek yaptıkları İslam ümmetine mal olmuş kimseler ve onların davetlerinden bahsetmesi, davetçiyi böyle bir duruma düşmekten koruyacak bir yoldur.

Davetçinin dahi benzemesi gereken bir model insanın anlatılması, davetçinin hata yapması sırasında bu hata İslam davetine mal edilmeyecek ve davetçinin kendi eksikliği olarak görülecektir.

 

[1].  Fikret Karaman, Sünnetin Işığında Tebliğ ve Davet, DİB Yayınları, s.76, 2.Baskı, 2010.

[2].  Müslim, “İman”, 7.

[3].  Buhârî, “İlim”, 11.

[4].  Buhârî, “İman”, 34; Müslim, “İman”, 8, (11); Nesâî, “Sıyâm”, 1, (4, 120); Ebu Dâvud, “Salât”, 1, (391); Muvatta, “Kasru’s-Salât fi’s-Sefer” 94, (1, 175).

[5].  Necm, 3-4.

[6].  Ahzab, 21.

One thought on “DAVETTE ÖNCELİKLER FIKHI – 2

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir