FERTLERİN İSLAM BİLİNCİNİ KAYBETMESİNE NEDEN OLAN SEBEPLER

Müslümanların kendilerine ait geniş kutlu bir tarihi vardır.

İnsanları günde on iki saat köle gibi kullanmak adına öğüten bir eğitimden ziyade İslam’ın, güçlü iradeli adamlar ve kadınlar yetiştiren kendine özgü bir eğitimi vardır.  Fakirlik kavramını ortadan kaldıran bir ekonomisi vardır.  Suçun kimin işlediğine bakılmaksızın adaletin yerine getirildiği bir hukuku vardır. İnsanları depresyon vb. hastalıklardan uzaklaştıran mücadelenin olduğu bir dava bilinci vardır. Geniş coğrafyalara yayılan ırk ve zümre üstü bir medeniyeti vardır.

Son İslam devleti olan Osmanlı’nın yıkılışından sonra İslam bilinci, devlet olgusunu kaybederek aile ve fertlerin bireysel yaşantıları ile sınırlandı. Günümüze gelindiğinde İslam bilinci, çeşitli faktörlerin etkisiyle aile ve özellikle fertlerin zihin dünyalarından uzaklaşmaya başladı.

Müslüman olmak başka bir şeydir. Bilinci olan Müslüman olmak ise bambaşka bir şeydir. Peki, İslami bilinç nedir?

İslami bir bilince sahip olan bir Müslüman, dünyanın seküler bakış açısını terk ve inkâr eder. Çünkü kurgusal gerçeklikler ile hakikat farklı şeylerdir. Gerçek bir bilince sahip olan Müslümanlar, gerçekleri bazı entelektüel kavramları öne sürerek fertleri yemleyenlerden okumak yerine, kaynağından okuyanlardır.

Gerçek bilgiye hakikat denir. Hakikat ise sadece haktan gelendir. İslam bilinci ile görüp hareket eden bir Müslüman ile seküler dünya görüşü ile hareket edenler arasında ölüm, yaşam, mutluluk, amaç, hedef gibi kavramların anlamı farklılık göstermektedir.

İslam bilincinin; zihni, ruhu, yaşamı terk etmeye başlamasının farklı nedenleri vardır. Günümüzde bu nedenleri gözlem ve araştırmalara göre şu şekilde sıraladık:

1) Devletlerin İslam Bilinci Yerine Batı Eksenli Bilinç İthal Etmeleri

Günümüzdeki ulus devletlerin kurulmasının böl parçala yönet projesinin bir sonucu olduğunu tarihi vesikalar ile müşahede etmekteyiz. Ülke sınırları içindeki merkez bankalarının sahipleri bile batıdaki şirketler olan devletlerin, ekonomik bir baskı içerisinde oldukları aşikârdır.

Ekonomik bağımsızlığı olmayan devletler yönetilen devletler statüsündedir. Bu yüzden halkı, inançlarına göre bilinçlendirmek yerine dünyadaki güç odaklarının istediği bilinçler halkın üzerine bir elbise gibi giydirilmeye çalışılır. Bu yüzden giydirilen elbise ya bol ya dar ya kısa ya da eğreti durmaktadır. Devlet politikası olan gayri İslami bilinç, toplumun psikolojisi ile fertlerin bilinçlerinin erozyona uğramasına neden olmakta ve ikileme düşmelerine neden olmaktadır.

2) Toplumun Algısını Yönlendiren Medya

Ne yazık ki Müslümanları, okuyan araştıran aktif bir toplum olmaktan, izleyerek pasifleşen bir topluma dönüştüren en önemli faktör ise medyadır. Medya öncelikle TV daha sonra ise diğer sosyal mecraları ile batı dünyasının inancına göre tesis ettiği yaşam tarzlarını bize eğlence olarak yutturduktan sonra zehirlemeye devam etmektedir.

Medyanın şu anki durumundan batı sevgisini kalplerinin derinliklerinde yaşayanlar bile memnun değillerdir. Çünkü pasif, aklını akıllı cep bilgisayarlarına pazarlamış, robot bir neslin oluşumu kimseyi memnun edemez. Böyle bir nesil fikirlerden ziyade anlık eğlenceler ile meşgul olmakta ve düşünme eylemini sadece oyun konsolunu hangi çekmeceye koyduğunu hatırlamak adına kullanmaktadır. Böyle bir nesilden sadece köle sahipleri memnun olur.

Medya günümüzde İslami bilinç şöyle dursun asgari bilinci bile yok etmek için pimi çekilmiş bir bomba gibidir. TV dünyası ahlaksız, seviyesiz, ölçüsüz diziler ile bilinçleri köreltmiştir. Sosyal medya ise aptal akımları ile insanları düşünmeyen, varlığını sorgulamayan, sadece eğlenen bir toplum haline dönüştürmektedir. İnsanlar dizi ve filmdeki hayatları gerçek zannetmektedirler. Böylelikle oradaki hayatlara özenip kendi gerçek dünyaları üzerinde tadilatlar yapmaktadırlar. Bu tadilatlar ise genelde enkaza dönüşmektedir. Birçok haberde ahlaksızlaşan insanların neler yaptıklarına hayretler içinde şahit olmaktayız. Şu unutulmamalıdır! Hayatlar film olur, filmler hayat olmaz.

3) Felsefik Söylemler ile Bilinçlerin Çöplüğe Dönüşmesi

Felsefe, ön yargıları parçalama sanatı olarak tanımlanır. Bu yüzden her şeye şüpheci yaklaşır. Her dini bir tutar ve referans kabul etmezler. Yani ineğe tapan bir Hindu’yu, rahiplerine tapan bir Hristiyan’ı, kullara değil sizi yaratana boyun eğin diyen İslam’ı aynı ölçüde değerlendirirler. Dogmatik deyip geçerler.

Felsefe Antik Yunan’dan doğan, orta çağa ulaşan ve oradan İslam dünyasına bizzat İslam düşmanları tarafından bulaştırılan bir kara deliktir. Hani kuyuya bir deli taş atmış misali gibidir. Sadece akıllarını ölçü sayan, böylelikle kibrin doruklarında dolaşan mecnunlar kolonisinin, deliliklerini birkaç entelektüel sözcüklerle akladıklarına tarih boyunca insanlık şahit olmuştur.

Felsefedeki soruların sonu olmadığı gibi sorulan sorulara ise tam cevaplar hiçbir zaman verilmemiştir. Soru soruldukça sorular çoğalmış ancak cevaplar hiçbir zaman kesin olmadığından varsayımlardan öteye geçememişlerdir. Oysaki Allah azze ve celle, akıllarını kullanmalarını, hakikati bulduklarında ise sorular sormak yerine buldukları kesin cevapların sorumluluklarını yerine getirmelerini istemiştir. Soru sormak tabii cahilliğin ilacıdır. Ancak tatmin edici cevaplardan sonra istismar amacı olarak felsefeyi kullanmak kibirde zirve yapmaktan öteye insanı taşımaz.

İnsan sorularının cevabı tek ilahın varlığına götürdüğünü anlayınca çark etmekte, sadece görünen evren ile ilgilendiklerini söylemekle kendileri ile sürekli çelişmektedirler. Oysaki görünmeyip var olan bir sürü şey var dünyada. Sevgi görünmediği halde vardır. Nefret görülmediği halde vardır. Üzüntü, sevinç vb. gibi duyguları görmüyoruz lakin varlar. Ama alametleri var onları gözlemliyoruz diyenler kendileri ile çelişecektirler. Nitekim günümüzde felsefe kendini yaratanı inkâr edip, insanlara karşı değil Allah’a karşı da özgür düşünmeyi hedefleyen bir sapmadan öteye gitmemektedir.

Allah düşünün der ama şeytanlaşmayın da der. Haddinizi aşacak sorulardan uzak durun der. Bir cevabının olmamasından dolayı değil, aciz aklın kaldıramayacağından dolayıdır. Ancak bu cevap, bazı kibirli kesimlerin hoşuna gitmemektedir. İşte bu yüzden dünyada imtihan diye bir şey var. Felsefe gibi ilimler hakikati bulma adına ortaya çıkmış ancak hakikatin kökenine indikçe geri adım atarak ilerlediklerini düşünmekteler.

Nitekim tarihimizde Allah’ın varlığını kabul edip esas aldıktan sonra, bütün taşların yerine oturduğunu gören insaflı felsefeciler ise yok değildir. Felsefeyi yerinde ve ölçülü kullanmayan birçok sözde filozofların buhranlar içinde öldüklerine tarih şahitlik etmiştir. Günümüzde ise tersi olmayacaktır. Bu tür akli ilimleri batıdan gelen sapkın filozofların gözlüklerinden bakarak diğer batıl dinler gibi İslam’ı yorumlamaya kalkan her filozof sapmaya her zaman yakındır. Çünkü elma ile armut aynı kefede tartılmaz.

Felsefik söylemler günümüzde revaçtadır. Çünkü entelektüel çevrenin iletişim aracı olarak görülmektedir. Ancak doğru değildir. İnsanlık var oldukça var olmuş bir dinin kaynaklarına itimat etmeyen çevreler, filozofların kendi akıl yürütmeleri ile ortaya koyduğu eksik, hatalı yorumlamaları referans kabul etmişlerdir. Çünkü insan, Rabbimizin buyurduğu gibi “Hakikaten biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali vermişizdir. Fakat insan tartışmaya çok düşkün olan bir varlıktır.” (Kehf, 54) tartışmayı seven bir varlık olduğundan felsefe bu nefsî boşluğa cuk diye oturmaktadır. Boş tartışmalar kalbi zayıflattığı gibi aklı da bulandırarak her şeyden şüphe eden bir delilik halini almaktadır. Bu ise bilincin çöplüğe dönmesine neden olmuş olur.

4) Batıl ve Hurafelerin Gerçek İslami Bir Bilincin Oluşmasına Engel Olması

Batıl ve hurafeler din kisvesine bürünerek var olduğundan çok tehlikelidir. İnsanlar dinlerini doğru yaşadıklarını zannederlerken dinlerinde olmayan ve dinlerinin yasakladığı şeyleri yaparlar. Hurafeci kişilikler, dünyayı ve olup bitenleri doğru analiz edemezler. Allah’ın koyduğu dünya yasalarının tersine düşünüp tersine hareket ettiklerinden büyük bir cehalet denizinde çırpınırlar. Hem kendileri saparlar hem de çevresindekilerini saptırırlar. Böyle insanlarda tabii İslami bir bilincin oluşup olgunlaşması beklenemez.

5) İnsanların Dünyevileşmesi ile İslami Bilincin Erimesi

İnsanlar saydığımız nedenlerden sonra sonuç olarak dünyada hiç ölmeyecekmiş gibi ya da ölümü unutarak yaşayan dünyevi bir kimliğe bürünür.

Tarihinden koparılmış, dilleri değiştirilmiş, dinleri gündelik hayattan uzaklaştırılmış, toplumun birçoğunun Stockholm sendromuna tutularak kimliğini kaybetmiş olması ile ne o tarafa ne de bu tarafa ait olmayan şaşkın insanların amaçları ve hedefleri basitleşmiştir. Sürekli eğlence ve anlık zevkler ile düşünme yetisi ortadan kalkmış, gerçeği arama kaygısı buharlaşmıştır. Sadece yeme, içme ve eğlenme odaklı ömürlerin köleleşmesi normal hale gelmiştir. Hatta sorgulayan ve harekete çağıran fertler kınanmış, “Sen mi kurtaracaksın insanlığı?” gibi söylemler gerçekçi görülmüştür.

Kur’an-ı Kerim’de Allahu Teâlâ insanlığa genel olarak şu mesajı vermiştir: Dünyevileşmeyin! Dünyaya entegre olmayın. Büyüsüne aldanmayın, sihirbaz medyalarına, laf ebeliği yapan felsefecilerine, din tüccarı hurafecilerine, zengin kodamanlarına, köle pozisyonunda çalıştırmak için bilgi satan üniversitelerine, naturalizm felsefesine boyun eğmiş bilim adamlarına, toplumun algısını bozan dinsiz batıyı referans gösteren firavunlarına aldanmayın. Eğer dünyevileşirseniz kaybetmişsiniz demektir. Çünkü dünya Allah’ı inkâra davet etmeye çağırmaktadır. Bu “İki kere iki beş eder” dedirtmeye çalışmakla aynı şeydir.

Nesillerimizi, ailemizi ve kendimizi dünya tuzaklarından korumak için bilincimizi her an canlı ve uyanık tutmamız gerekmektedir. Bu ise Müslümanlar ile nasihatleşmek, Kur’an-ı Kerim’in ayetlerini zihnimizde sürekli canlı tutmak, gündelik yaşamlarımızı ve gerçekleşen olayları Kur’an ve sünnet ışığı altında okumak gerekmektedir. Başkalarının gündemlerinde var olmaya çalışmaktansa kendi gündemlerimizi oluşturarak yaşamalıyız. Aksi takdirde İslami bilinci olmayan insanlarımızın haber sayfalarında veya kanallarında skandal ve trajik olayların başrol oyuncusu olması işten bile değildir. En kötüsü ise cenneti kaybetmemiz olacaktır, Allah muhafaza eylesin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.