AFGANİSTAN’DA İSLAMİ EGEMENLİĞE DOĞRU MU ?

Afganistan, şiddetlenen savaş sahası ve geleceğe dair ihtimallerle bir kez daha İslam âleminin gündeminde ilk sıralara oturmuş durumda.

Birçok farklı plan ve olasılık, sahada yaşanan tarihi gelişmeler, bölgesel ve küresel aktörlerin söylemleri ekseninde Afganistan’da süreç hararetle ilerlemeye devam ediyor. İnşallah bu yazımızda, Afganistan’da yaşananları ve mücadele serüvenindeki son durumu aktarmaya çalışacağız.

Pasif İlerleyiş

ABD’nin ülkeden çekileceğini söylediği 1 Mayıs tarihi geçmesine rağmen, küresel tuğyan güçleri her zaman olduğu gibi sözlerine sadakat göstermeyerek, bu tarihi Eylül ayına kadar ertelediklerini duyurdu.

Taliban, bu tarihin geçmesiyle beraber il ve ilçe merkezlerine yönelik baskıyı artırmaya başlamasının yanında, ABD ve NATO ülkeleri tarafından desteklenen Kabil hükümetine bağlı askeri güç ve milislere sürekli olarak teslim olma çağrıları yaptı. Teslim olanların affedileceği belirtilerek, hükümet güçlerine savaşı bırakmayı teklif etti.

1 Mayıs’ın geçmesiyle Taliban, Kabil hükümeti güçlerinin elde tuttuğu merkezlere ilerlemeye başladı. Bu ilerleyişe rağmen sahada şiddetli çatışmalar yaşanmadı. Taliban daha çok ilçe merkezlerini ve askeri üsleri baskı altına almayı ve buradaki askeri güçleri teslim olmaya zorlamayı seçti.

Bu strateji, sahada meyvesini oldukça hızlı bir şekilde verdi. Yüzlerce hükümet askeri Taliban’a teslim olurken, çok sayıda silah, mühimmat ve askeri aracı da Taliban’a terk etti. Taliban, teslim olmalar paralelinde pasif bir ilerleyiş sağladı. Büyük bir askeri güce başvurmadan, yaklaşık 180 ilçe merkezi ve onlarca askeri üssü kontrol altına aldı.

Tarihin Tekerrürü

Taliban’ın bu pasif ilerleyiş stratejisi akıllara, 1994-1996 yılları arasındaki ilerleme sürecini getirdi.

Taliban hareketi 1994 yılında Afganistan’ın güneyindeki Kandahar vilayetinde kuruldu. Kurulmasının ardından hareket, çok büyük bir askerî güç kullanmadan, ülkenin güney, doğu ve batısında birçok şehri ve ilçeyi kontrol altına almıştı.

Bunun altında yatan temel sebep, hareketin bir kurtarıcı olarak görülmesi, insanların kendiliğinden Taliban’a iştirak etmesi, şehir ve ilçeleri harekete teslim etmesiydi.

Bu paralelde Taliban, Afganistan’ın ciddi bir kısmını neredeyse savaşsız bir şekilde kontrol altına aldı.

Mayıs ayı başından bu yana da harekete, benzer bir şekilde gönüllü olarak yüzlerce kişi teslim oldu. Taliban böylece ülkedeki ilçe merkezlerinin yaklaşık olarak yarısını, şiddetli bir çatışmaya girmeden kontrol altına aldı.

Etnik Kimliklerin Ötesinde

Bu ilerleyişte dikkat çeken bir diğer husus da Afganistan’da bulunan neredeyse tüm etnik ve kabilevi kesimlerden mücahidin savaşta yer almış olmasıydı.

Bölgeden aktarılan görüntüler, uzun süredir ihmal edilmiş bir İslam kardeşliği bütününün göstergesiydi adeta. Peştun, Beluç, Tacik, Özbek, Türkmen, Aymak, Nuristani, Paşai, Hazara asıllı birçok Taliban mensubu bir arada sahada yerlerini aldı. Bu durum, etnik temelli ırkçı ve kavmiyetçi kesimleri elbette öfkelendirdi. Peştunlardan Taciklere, Özbeklerden Hazaralara birçok kavmiyetçi kesim, Allah yolunda bir arada hareket eden ve etnik ayrımları umursamayan Müslümanlara karşı kinlerini açıkça dile getirdi.

Afganistan, uzun yıllardır etnik ve kabilevi sorunların İslami ve milli birliğin önüne geçtiği, bu sebeple istenen kalkınmanın gerçekleşemediği bir coğrafya.

Ancak son gelişmeler paralelinde, Allah’ın ipine hep birlikte sımsıkı sarılarak inşa edilecek bir Müslüman Afgan kimliğiyle, bu bölünmüş durumun aşılabileceğine dair umutlar yeniden yeşermiş oldu.

Sahada Son Durum

Halihazırda Afganistan’ın toplam 34 ilinin 34 tanesinde de Taliban fiilen ilerlemeye devam ediyor. Kolaylık olması bakımından ülkeyi beş ayrı parça halinde ele alalım.

Kuzey: Mayıs’ta başlayan ilerleyiş doğrultusunda sahadaki Müslümanlar, ilk olarak Afganistan’ın kuzeyindeki illerde önemli ilerleme kaydetti.

Bu kapsamda Badgis, Faryab, Cevzcan, Belh, Kunduz, Tahar, Badahşan, Baglan, Saripul gibi iller büyük ölçüde Taliban kontrolüne girdi.

Taliban, tarihi Belh şehrini kontrol altına alırken Kunduz, Mezar-ı Şerif, Talukan, Saripul, Feyzabad gibi önemli şehirler de kuşatıldı. Ayrıca Türkmenistan ve Tacikistan’a açılan önemli sınır kapıları kontrol altına alındı.

Batı: Afganistan’ın batı kesimindeki Ferah, Herat, Nimruz gibi iller Taliban’ın önemli bir ilerleyişine sahne oldu. Bu eksende İran’a açılan sınır kapıları kontrol altına alınırken, Herat ve Ferah illerinin neredeyse tüm ilçelerinde Taliban hakimiyet sağladı. Şehir merkezlerine ilerlendi.

Güney: Taliban’ın en ciddi ilerleyişine sahne olan bir diğer bölge ülkenin güneyiydi. Burada Kandahar, Hilmend, Gazni, Uruzgan, Zabul gibi illerde Taliban ilçe merkezlerini ve askerî üsleri kontrol altına aldı. Gazni, Kandahar, Leşkergah, Kalat gibi şehirler kuşatıldı. Kandahar ve Gazni şehirlerinin dış mahallelerine girilirken, Pakistan’a açılan Spin Boldak kapısı da ele geçirildi. Bu satırlar kaleme alınırken Kandahar şehri kuşatma altına alınıyor. Belki de okuyucu bu satırlarla göz göze geldiğinde, Kandahar şehri de kontrol altına alınmış olacak. En doğrusunu Allah bilir.

Kandahar şehri, ülkede başkent Kabil’in ardından en sembolik ve en önemli şehirlerden biri. Kandahar ele geçirildiği takdirde Taliban’ın ilerleyişinin hız kazanması mümkün.

Doğu: Taliban bu bölgede Host, Paktika, Paktiya, Nangarhar, Nuristan, Kabil, Lagman, Pervan gibi birçok ilde ilerlemeyi sürdürüyor. ABD’nin işgal sürecinde en fazla tahkimat yaptığı ve siyasi-askerî yönden yatırımda bulunduğu bölgelerden biri olan Afganistan’ın doğusu, gün be gün Taliban kontrolü altına giriyor. ABD’nin çekilme süreci sona yaklaştıkça, bu bölgede de Taliban’ın ilerleyişinin hızlanması muhtemel.

Merkez: Ülkenin orta kesiminde daha çok Şii Hazaralar yaşıyor. Ancak son dönemde Taliban, geçmişte gücünün az olduğu bu bölgeye de girmiş vaziyette. Taliban Daykundi, Bamyan, Gor, Vardak gibi illerde hızla ilerliyor. Özellikle Hazara nüfusun merkezi sayılan Bamyan’da temmuz ayında bazı ilçeler ve askerî üsler kontrol altına alınmış durumda. Taliban’ın Hazara nüfusa yönelik daha yumuşak bir tutum izlediği, bu şekilde onları İran ve yayılmacı Şii etkisinden koparmaya çalıştığı dikkat çekiyor.

Taliban saflarında Hazara asıllı Ehli Sünnet savaşçıların arttığı dikkat çekerken, Şii kesimler arasında da Taliban egemenliğini kabul eden birçok kabile olduğu aktarılıyor.

Türkiye Müdahalesi Söylemleri

ABD’nin çekilme süreci hız kazanırken, Afganistan’da gündeme gelen bir diğer nokta da Türkiye’nin bölgeye müdahil olacağına dair iddialardı.

Bu kapsamda Türkiye’nin başkent Kabil’deki uluslararası havalimanına konuşlanacağı, havalimanının işletmesini ve güvenliğini sağlayacağı ifade edildi. Türk yetkililer de iddiaları doğrularken, ABD ile bu konuda görüşmelerin gerçekleştirildiği, Taliban ile de görüşüldüğü kaydedildi.

Taliban, Türkiye’nin müdahalesini “işgal” olarak kabul edeceklerini, Türkiye’nin NATO kapsamında ve ABD’nin isteğiyle böyle bir hamlede bulunduğunu belirtti. Hareket, Türkiye’nin NATO kapsamında bulunduğu Afganistan’dan çıkması gerektiğini, daha sonra yatırım ve iş birliği için kendileriyle anlaşarak geri dönerlerse bunu olumlu karşılayacaklarını açıkladı.

Bu yazının kaleme alındığı süreçte Türkiye ise yeni Afganistan stratejisi konusunda halen ısrarcı ve ABD ile görüşmeleri de devam ediyor. Bu görüşmelerden nasıl bir karar çıkacağı ve Türkiye’nin bölgeye konuşlanıp konuşlanmayacağı merak konusu. Taliban, bu hamle yapıldığı takdirde saldırılar düzenleyecekleri uyarısında bulunuyor.

Türkiye’nin Afganistan’da Kalma Amacı Ne?

Açıkçası Türkiye’nin bölgedeki bir askerî varlıkla, kendi ulusal çıkarları ile alakalı bir kazanım elde etme ihtimali oldukça tartışmalı. Türkiye’nin daha çok, ABD tarafıyla ilişkileri iyileştirme amacıyla böyle bir adım atacağı düşünülüyor. Bölge uzmanlarının önemli bir kısmı ise Türkiye’nin kısa vadede bölgeden çekilmesi, daha sonra ise altyapı projeleri ve sosyal projeler için Taliban ile koordinasyon halinde bölgeye dönmesinin daha etkili bir hamle olacağı görüşünde. En doğrusunu Allah bilir.

Bundan Sonra Ne Olur?

Sahada Taliban’ın hamlelerinin, tüm ilçe merkezleri, kırsal kesimler ve askerî üsleri kontrol altına alana kadar süreceği düşünülüyor.

Bunun ardından ise hareketin, şehir merkezlerinin kendilerine teslimi için müzakereler, siyasi ve askerî hamleler gerçekleştireceği tahmin ediliyor.

Halihazırda hareket, ülkede 34 şehir merkezinin yarısından çoğunu askeri olarak elde edebilecek bir pozisyonda bulunuyor. Ancak şehirlerde çatışma istenmediği, bir uzlaşı ve geçiş süreci hamlesiyle sürecin tamamlanmasına çalışıldığı düşünülüyor.

Son süreçte gümrük kapıları gibi ticari merkezleri ve hayati öneme sahip yolları ele geçiren Taliban, Kabil hükümetinin varlık ve manevra alanını günden güne daraltıyor. Böylelikle hükümetin kontrol ettiği alanlar yakın zamanda sadece şehir merkezlerinden ibaret hale gelebilir.

Hükümetin içerisindeki ihtilaflar, ABD’nin yardımlarının azalmasıyla maddi kaynakların kesilmesi ve savaşmak için bir sebep kalmaması, birçok hükümet üyesini Taliban’a teslim olmaya itebilir. Hükümet saflarında asker olan birçok kişinin zaten maaş almak için orduya yazılmak zorunda kalanlar olduğu da bilinen bir gerçek. Bu maddi imkanların kalmaması, Taliban’ın günden güne daha meşru bir otorite haline gelmesi ve genel af ilan etmesiyle, teslim olma ve Taliban’a katılma süreci hız kazanabilir. Ayrıca şehirlerinde tahribat yaşanmasını istemeyen, sahadaki değişim sonrasında itibar ve nüfuzunu tamamen yitirmek istemeyen siyasi liderlerin ve özellikle valilerin, kontrol ettikleri bölgeleri Taliban’a teslim etmesi de muhtemel.

Bu yazı kaleme alındığı sıralarda, Afganistan’da son durum yaklaşık olarak bu şekilde. Geleceğin neler getireceğini ise yalnız Allah bilir. Müslümanlar ise zaferin ne zaman geleceğiyle değil, kendi amelleri ve ihlaslarıyla meşgul olmalıdır.

“İşte biz, o günleri insanlar arasında döndürür dururuz. Bu da Allah’ın gerçekten iman edenleri ortaya çıkarması ve sizden şehidler edinmesi içindir.” (Âl-i İmran, 140)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir