Y, Z ve ALFA KUŞAKLARI

Tüm zamanlara uygun hükümler indiren Allah’a hamdolsun. Salat ve selam her çağ ve kuşağa hitap edebilen yaşantısıyla rehberliğini kıyamete dek sürdürecek olan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’ e olsun. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi ve inayeti İslam’ın hâkimiyetini her şeyden çok isteyen Müslümanların üzerine olsun.

“Kuşak nedir?” sorusu ile başlayalım isterseniz. Kuşak; “Yaklaşık olarak aynı yıllarda doğmuş, aynı çağın şartlarını, dolayısıyla birbirine benzer sıkıntıları, kaderleri paylaşmış, benzer ödevlerle yükümlü olmuş kişilerin topluluğu” ve “Yaklaşık yirmi beş, otuz yıllık yaş kümelerini oluşturan bireyler öbeği, göbek, nesil, batın, jenerasyon.”[1]

Neden her kuşak, kendinden önce kendisini yetiştiren jenerasyon ve ondan önceki nesil tarafından anlaşılmadığını düşünüyor peki?

Önceki nesil, sonraki nesle güncel ve teknolojik konularda ya yetişemiyor ya da onları anlamakta direniyor. Bunun sebebi ise güncel ve yetiştirdikleri yeni jenerasyonun ilgi alanları konusunda kendilerini yenilememeleri, geliştirmemeleri ve birçok konuda bilgisiz olmalarıdır. Bu durum, yeni neslin ebeveynlerini küçük görmesine, onları dinlememesine ve çekildikleri dünyalarının içine almamalarına sebep olabilmektedir. İşte ebeveynleri rahatsız eden, aynı zamanda yeni nesle de kendilerini yalnız hissettiren “kuşak çatışması” tablosu bu ve benzeri sebeplerle ortaya çıkmaktadır. Bu, İslam’dan yavaş yavaş uzaklaşan toplumlarda bir Müslüman olarak asla görmek istemeyeceğimiz bir durumdur. Yeni neslin bizi anlamasını beklerken, ömrümüzün son gününe kadar bu düşünceden sıyrılamadığımızı göreceğiz. Çünkü onlar değil, biz onları anlamak zorundayız. Onları anlarsak, yeni ortaya çıkan sorunlara da çözümler bulabiliriz. Onların dünyasını tanırsak, onlara söz geçirme, onları terbiye etme ve kötü niyetli zihniyetlere karşı tedbirli olma hali içerisine girebiliriz. Önce kuşakları kısaca tanıyalım:

Y Kuşağı

1980-1995 yılları arasında doğan kuşaktır. Bu kuşak; bağımsız, girişimci, geri bildirim almaya istekli, kısa sürede başarı beklentisi olan, özgürlüğü ve esnekliği seven, bulunduğu ortamda eksikliği ve aksaklıkları hemen fark eden ve bunları düzeltmek için istek duyan kişiler olarak tanımlanmaktadır.

Z Kuşağı

1996-2010 yılları arasında doğan kuşaktır. Bu kuşak; teknoloji ile iç içe, daha yüksek gelir düzeyine sahip olacakları düşünülen, çok fazla bireysel ve bağımsız, yalnız yaşam, pek çok işi bir arada yapan, marka sadakatleri çok az ve tatminsiz, yaratıcılık ve yenilikten zevk alan, aynı zamanda güven arayan bir kuşak olarak tanımlanmaktadır.

Alfa Kuşağı

2011’den 2025 yılına kadar doğan nesildir. Yunan alfabesinin ilk harfi olan “Alpha / Alfa” ismi bu kuşağa uygun görülmüş, çağımızın en genç kuşağı, neredeyse ellerinde tabletle doğdular, hafızaları fazla şeyi tutmayan, az konuşan, gerekmedikçe fiziksel buluşmalardan hoşlanmayan, telefon ve sanal gerçeklik hayatlarının bir parçası olmuş, sanal, robot  ve hologram arkadaşlarıyla daha iyi anlaşan, makineleri insanlara tercih eden, çevrim içi alışveriş yapan, daha az insanla temas kuran, kendine odaklı, bireysel çalışmayı seven, daha becerikli, daha akıllı ancak çoğunlukla geniş çaplı düşünmeyi ve kültürel derinliği ihmal eden, her türlü siyasi, ailevi, askeri otoriteyi reddeden, hataların bir tuşa basılarak hemen düzelebileceğini, dünyanın değişebileceğini düşünen, ölümü hastalık, bir arıza gibi düşünen, genetik ve nano teknolojilerle tüm canlıların arızalarının giderilebileceğine inanan, teknolojinin ve sanal dünyanın merkezinde doğan bir kuşak olarak tanımlanmaktadır.

Günümüzün Y ve Z kuşağı ebeveynleri, alfa kuşağı çocuklar yetiştirmektedirler. Arada dağlar kadar farkların olduğu dünyalarında, çocuklarını anlayamamakta ve doğru rehberlik yapamamaktadırlar. Bu yüzden de çoğu kendisini çocuklarına karşı yetersiz hissetmekte ve bu da eğitimlerini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu faydasız döngü, çocukların, bulundukları çağa uymak adına kendi kendilerine rehberlik etmelerine ve belki de kötü niyetlilerin eline düşmelerine sebep olacaktır. Bu yüzden anne babalar, kendilerini yetiştirmek zorundalar. Hem İslami anlamda dünyevi hırslara kapılmamak için hem de bulunduğumuz çağın gerekli bilgi birikimine sahip olmak için… Bugün toplum olarak konuşmalarımızın arasında en çok “şey” sözcüğünü kullandığımız söyleniyor. En fazla bin kelimelik dağarcığımız var. Konuşurken ya kekeliyor ya kelimeleri yanlış kullanıyor ya da kullanmak için kelime bulamıyoruz. Teknolojinin içine doğmuş olan ve “bilgi avcıları” diyebileceğimiz çocuklarımızı, bu kalite ile nasıl yetiştirmeyi ve onlara yetişmeyi düşünüyoruz? Sürekli okuyan, kendini yenileyen ve sadece ilimle ve Allah’ a kullukla tatmin olan anne babalar olmak zorundayız. Güncel meselelere kafa yoralım derken evlatlarımızı İslam ahlakıyla terbiye etmek için bunları yaptığımızı da unutmayalım lütfen. Hiçbir zaman yaptığımız iş, maksadımızı aşmamalıdır. Bir Müslüman anne baba olarak çocuklarımız üzerindeki en büyük hedefimiz, onları İslam üzere yetiştirmek, yaptıkları işlerde İslam’a hizmet niyetini taşımalarını sağlamaktır.

Öncelikle dini ve ardından dünyevi ilimlerde kendisini sürekli güncellemeyen, kitap okumaya üşenen, kendisini farklı alanlarda geliştirme çabası içinde olmayanlar, çocuklarına söz geçirmede daha çok zorlanırlar. Aynı zamanda bu geri kalmışlık Müslümanı pasif yapar. Günümüzde her alanda –özellikle teknoloji alanında- aktif Müslümanlara ihtiyacımız varken bu profil oldukça can sıkıcıdır. Allah’ın gösterdiği yoldan ufacık bir taviz bile vermeden günceli takip ederek geleceğin hatta yakın bir zamanın İslam’ın hâkimiyeti altında olacağına yakinen inanalım. Çaba bizden, başarı ise Allah’tandır.

Sözümüzün sonu, Allah’a hamdolsun ile biter.

————-

[1]. TDK, 2011, s. 1542-1543

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir