MADDİ TEMİZLİĞİN MANAYA TESİRİ

“Ey İman edenler! Namaz kılmaya kalkacağınız zaman; yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı mesh edin, ayaklarınızı da topuk kemiklerine kadar (yıkayın). Eğer cünüp olursanız temizlenin. Şayet hasta veya yolculuk halinde veya içinizden biri ayak yolundan gelirse yahut kadınlarla cinsel ilişkide bulunursa, bu hallerde su bulamadığınız takdirde temiz bir toprağa yönelin (teyemmüm edin), yüzünüzü ve ellerinizi onunla mesh edin. Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez, fakat O sizi tertemiz kılmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.”

(Maide, 6)

Kulun ilk hesaba çekileceği amel olması, şayet salih ise tüm amellerinin salaha meyletmesine vesile olacak, kusurlu ise sair amellere kusur sirayet etmesine vesile olacak ibadet olan namaz; gerek kılınması konusundaki emirlerin çokluğu gerekse detaylarının açıklanması açısından dikkati çeken bir konuma sahiptir. Bu ehemmiyetinden dolayı her şartta eda edilmesi için tüm tedbirler bildirilmiştir. Namazla ilgili hükümleri inceleyen bir Müslüman kabre girmeden namazdan kurtulamayacağına yakînen inanır.

İslam’da maddi temizlik ile ruhun temizlenmesi arasında kuvvetli bir bağ vardır. Abdest ve gusül gibi ibadetler bedeni temizlediği gibi insanı Allah’a kulluk vazifesine hazırlayan önemli etkenlerdendir. Aslında zahiren yapılan tüm ibadetlerin insanın iç âlemine tesiri büyüktür. Hatta bazı ibadetler sadece onu yapanı değil toplumu da manen temizlemektedir. Örneğin zekât maddi olarak yapılan zahiri bir ibadet olduğu halde verenin kalbinde merhamet ve mutmainlik duygusu uyandırdığı gibi alanın gönlünde zekât verene sevgi ve onun malına karşı iffet duygusu oluşturur, toplumda kardeşlik havası estirir.

Maide suresinin ilk ayetlerinde Rabbimiz av hayvanlarının hükümleri, helal ve haram olan etler ve evlilikle ilgili hükümleri açıklamıştır. Bu hükümlerde bizi temiz olan şeylere yönlendiren Allahu Teâlâ ibadetlerde de temizliğe dikkat çekmiştir. Böylece hem toplumsal muamelelerde hem de kulun Rabbi ile olan ibadetinde bir ahenk meydana gelmiş olur. İslam toplumu bu özelliği ile diğer toplumlardan ayrılmış olur.

Daha önce Nisa suresinin 43. ayetinde aynı ayeti kerimeye değindiğimiz için bazı tekrarlardan kaçınmaya çalışacağız. Sadedinde olduğumuz ayet-i kerime pek çok hükmü ele aldığı için bunların önemli olan bazılarını hatırlatmakta fayda görüyoruz:

Abdest ile İlgili Bazı Hükümler

Muhammed Cemaleddin el-Kâsımî rahimehullah Mehasinut – Tevil’de şöyle der: “Ayetin açık manası abdestli dahi olsa namaza kalkan herkesin abdest almasının vacip olduğuna işaret etmektedir. Çünkü ayette ‘Ey iman edenler’ lafzı genel ifade olup abdestsiz olma durumu da istisna edilmemiştir. Âlimlerin çoğu bu görüşün isabetli olmadığı görüşündedir. İmam Ahmed, Müslim ve Sünen kitaplarının müellifleri Ebu Bureyde’den şu rivayeti yaptılar: “Nebi sallallahu aleyhi ve sellem her namaz için abdest alırdı. (Mekke) Fetih Günü gelince abdest aldı, mestlerinin üzerine mesh etti ve tüm namazlarını tek abdestle kıldı. Ömer radıyallahu anh şöyle dedi: ‘Ya Rasûlallah! Sen daha önce yapmadığın bir şeyi yapıyorsun.’ Efendimiz şöyle buyurdu: ‘Ey Ömer! Ben bunu bilerek yaptım.”[1]

İmam Kurtubi rahimehullah El-Camiu li Ahkam-il Kur’an’da şöyle der: “Âlimlerin cumhuru abdest için niyetin gerekli olduğunu söylediler. Buna delil olarak Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in ‘Ameller niyetler iledir’ hadisini söylediler.”

Buhârî der ki: “Niyet konusuna iman etme, abdest, namaz, zekât, hac, oruç ve diğer hükümler de dahildir. Allahu Teâlâ şöyle der: “De ki: Herkes kendi mizaç ve karakterine göre iş yapar.” (İsra, 84). Bu ayette niyet kastedilmiştir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle der: “Hicret bitmiştir ancak cihat ve niyet devam eder.”

Şafiîlerin çoğu niyete ihtiyaç olmadığını söyler. Bu görüş hanefilerin de görüşüdür. Onlar şöyle derler: “Farz-ı ayn olmadıkça bir ibadetle niyet vacip olmaz. Niyet başka bir amelin yerine gelmesi için sebep olamaz. Başka bir işin yerine getirilmesinde ancak açık bir delil olarak o iş ile beraber zikredilerek vacip olduğu söylenebilir. Abdest şarttır, çünkü hayızlı ve nifaslı kadınlarda olduğu gibi kendisine namaz farz olmayanlara abdest almak farz değildir.”[2]

Fahreddin er- Razi rahimehullah şöyle der: “İmam Şafiî rahimehullah şöyle der: ‘Başı mesh etmekteki vacip olan miktar başa dokunmanın en az miktarı kadardır.’ İmam Malik rahimehullah der ki: ‘Başın hepsini mesh etmek farzdır. Ebu Hanife rahimehullah görüşünü şöyle belirtir: Başın dörtte birini mesh etmek vaciptir. İmam Şafiî’nin delili şöyledir: Bir kişi mendile dokundum diyorsa hepsine dokunmadığı müddetçe bu sözü doğru olmaz. Mendilin bir kısmına dokundum derse mendilin herhangi bir yerine dokunması yeterli olur. Bu sabit olduğuna göre ‘başlarınızı meşhedin’ hükmü hakkında elimizin bir kısmıyla başımızın bir kısmına dokunmamızın yeterli olduğunu söyleriz. Bu miktar ise ayette takdir edilmemiştir…”

İmam Kurtubi şöyle der: “Ebu Hanife ve Şafiî’ye göre deriyle kaplı olmadıkları müddetçe çoraplar üzerine mesh yapılmaz. Bu İmam Malik’in görüşlerinden biridir.” Başka bir görüşünde şöyle der: “Deri ile kaplı olsa bile çorap üzerine mesh etmek caiz değildir.”

Ebu Davud’un kitabında Muğire b. Şube’den Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in abdest aldığı çorap ve ayakkabılarına mesh ettiği rivayet ediliyor.[3] Ebu Davud şöyle der: Abdurrahman b. Mehdi bu hadisi rivayet etmiyordu. Çünkü Muğire’den bilinen şey Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in ayakkabılarına mesh ettiği idi. Çoraplara mesh etmek ile ilgili hadis Ebu Musa el- Eşari’den, onun da Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’den rivayet ettiği şeklindedir. Bu rivayet ise güçlü değildir ve senedinde kopukluk vardır.[4]

Gusül ile İlgili Bazı Hükümler

Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor: “Ya da kadınlara dokunursanız”: Ebu Ubeyde, Abdullah b. Mesud’un şöyle dediğini rivayet eder: “Öpmek dokunmaktır, cinsel ilişki haricindeki her şey dokunmaktır.” İbn Ömer de bu görüştedir. Muhammed b. Yezid bu görüşü tercih etmiş ve şöyle demiştir: Çünkü ayetin başında cinsel ilişkide bulunanın üzerine farz olan vazife açıklanmıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurdu: “Eğer cünüp olursanız temizlenin.”

Abdullah b. Abbas şöyle der: Dokunma, elleme, öpme gibi sözlerden maksat cinsel ilişkidir. Ancak Allah azze ve celle kinayeli ifadeler kullanır.[5]

Fahreddin er-Razi şöyle der: Cünüplüğün ortaya çıkması için iki şart vardır: Birincisi meninin akması. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Su ile yıkanmak sudan (meniden) dolayıdır. İkincisi ise iki avret yerinin karşılaşmasıdır. Zeyd b. Sabit, Muaz ve Ebu Said el-Hudri radıyallahu anhum şöyle dediler: Gusül ancak meninin akması ile gerekir. Bizim delilimiz Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in şu hadisidir: “İki avret yeri karşılaşırsa gusül vacip olur…”

……Cünübün Mushaf’ı ellemesi caiz değildir. (Zahiri mezhebinden) Davut bunun caiz olduğunu söyledi. Bu konudaki delilimiz ayette geçen “temizlenin” ibaresidir. Bu da cünübün temiz olmadığı anlamına gelir. Eğer cünüp temiz olsaydı temiz kişiye temizlenmesi için emir verilmiş olurdu ki bu caiz olmaz. Temiz olmadığına göre Allah Teâlâ’nın “Ona ancak temizler dokunur” ayeti gereği cünüp kişinin Mushaf’a dokunması caiz olmaz.[6]

Teyemmüm ile İlgili Bazı Hükümler

Teyemmüm İslam’ın ibadet yapmaya ne kadar önem verdiğinin ve bu konudaki engelleri gidermenin nişanesidir. Gerekli şartlar oluşunca kişinin ibadet için sembol olan bu ameli yapması onu temiz olmamanın verdiği yükten kurtardığı gibi ibadet edememenin verdiği vicdan azabını da ortadan kaldırır. Teyemmüm her ne kadar toprak veya toprak cinsinden maddelere yönelmeyi ifade etse de abidlerin kalbinde Allah’a yönelmeyi canlandıran bir ifadedir. Bu anlamda teyemmüm Allah’ın rahmet tecellisidir.

Fahreddin er-Razi tefsirinde şöyle der: “İmam Şafi, Ebu Hanife ve âlimlerin ekserisi teyemmümde niyetin farz olduğunu söylediler. İmam Züfer rahimehullah niyetin farz olmadığını söyledi. Bizim delilimiz ayette geçen ‘teyemmüm yapın’ ibaresidir. Teyemmüm ise niyetten ibarettir. Bu durumda niyetin kaçınılmaz olduğu ortaya çıkar…”

İmam Şafi rahimehullah şöyle der: “Teyemmüm ancak sade toprakla olur.” Bu görüş Ebu Yusuf rahimehullah’a da aittir. Ebu Hanife rahimehullah ise toprak, kum, kırılmış testi, kireç alçı ve arsenik ile teyemmüm yapılacağı görüşündedir.[7]

 Ayetten Çıkarılacak Dersler

1- Cennet Allahu Teâlâ’nın ikram diyarıdır. Dünyada bir mükafat kazanmak nasıl zorlu bir çalışmayı gerektiriyorsa cenneti kazanmak da öyle meşakkatli çalışmayı gerektirir. İbadetlerde zorluk tarafı olmasıyla beraber insanı dünyada üstün ahlaka eriştirmesi ve kalbi mutmain kılması gibi neticeleri de haizdir. Bununla beraber Yüce Allah ibadetleri insanlara yükleyerek onları sıkıntıya düşürmekten korumuş oluyor. Çünkü insan ibadet etmeyince esfeli safiline düşer ve yaratılış amacını kaybeder. Bu dahi Allah’a şükretmek ve O’nun nimetlerini sena etmek için yeterli bir sebeptir.

2- Seyyid Kutup rahimehullah şöyle der: “Burada İslam’ın ibadet ve hükümlerde eşit olarak gerçekleştirdiği bütünlüğü görüyoruz. Abdest ve gusül yalnızca bedenin temizlenmesinden ibaret değildir. Dolayısıyla günümüzde bazı felsefecilerin ‘ilkel Araplar gibi bizim bunları yapmamıza gerek yoktur! Çünkü biz, uygarlığın bir gereği olarak banyo yapıyor ve organlarımızı temizliyoruz’ iddiaları doğru olamaz. Çünkü bunlar, bir tek amelle beden ve ruh temizliğini bir araya getiren davranıştır. Mümini Rabbine ulaştıran tek bir ibadettir. Ruhi temizlik yönü ise daha güçlüdür. Çünkü suyun kullanılmasının mümkün olmadığı durumlarda abdest yerine teyemmüm yapılması, bu güçlü şartın gerçekleşmesini sağlar… Üstelik İslam dini bütün durumları, konum ve pozisyonları aynı güçlü sistemle gerçekleştirmek için gönderilen evrensel bir sistemdir. Böylece her durum, konum ve pozisyonda herhangi bir biçim ya da herhangi bir anlamda onun hikmeti gerçekleşir. Bu hikmet hiçbir durumda ortadan kalkmaz ve değişikliğe uğramaz.[8]

3- Maide suresinin bu mübarek ifadeleri pek çok hükmü bünyesinde barındırmaktadır. Bu konuların bazılarında âlimler arasında ciddi farklar ortaya çıkmaktadır. Özellikle ayağın yıkanması hususunda ehli sünnet ve şia arasındaki ihtilaf dikkat çekmektedir. Bu konuda sadece Arap dili kaidelerini delil getirmekle yetinmek muhatabı ikna açısından yeterli olmayabilir. O halde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetinden ayak yıkamak ile ilgili hadislere yönelmeli ve onları öğrenmek gereklidir. Sünnetin Kur’an’daki ifadeleri açıklayan en sağlam kaynak olduğu sabittir: “(Ey Muhammed!) Biz sana kitabı hak olarak indirdik ki insanlar arasında Allah’ın sana öğrettikleri ile hüküm veresin…” (Nisa, 105)

4- Kur’an-ı Kerim’in ifadelerinde en güzel üslupların kullanıldığı dikkat çekmektedir. Halk arasında kullanılması kaba kaçan bazı ifadeler yüce kelamda en cezbedici ifadelerle kendisini göstermektedir. Her ne kadar bu yumuşak üslup meallerde tam olarak hissedilmese de Arap diline muttali olmak bu ifadeleri anlamada faydalı olacaktır. Bu ifadeler bizlere insanlarla ilişkide güzel üslup ve edep dairesinde hareket etmemizi ilham etmektedir: “Kullarıma söyle: (İnsanlara karşı) en güzel sözü söylesinler. Çünkü şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır.” (İsra, 53)

———-

[1]. Aynı ayetin tefsirinden

[2]. Aynı ayetin tefsirinden

[3]. Süneni Ebu Davud, no: 159

[4]. Aynı ayetin tefsirinden

[5]. Kurtubi tefsiri

[6]. Aynı ayetin tefsirinden

[7]. Aynı ayetin tefsirinden

[8]. Fi Zilali’l Kur’an, Hikmet Yayınları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir