İSLAM ADALETİ TÜM DÜNYAYA HÂKİM OLUNCAYA DEK

İslam’ı yeryüzündeki diğer ideoloji ve inanç sistemlerinden temel olarak ayıran şeylerden biri de insanın hem maddi hem de manevi dünyasına hitap etmesidir.

Birçok dini inanç, yalnızca insanın manevi yönüne hitap etmiş, insanın dünyevi işlerine dair ise hiçbir söz söylememiştir.

Özellikle modern çağda ortaya çıkan materyalizm temelli birçok ideoloji de insanın manevi hiçbir yönüne hitap etmemiş, yalnızca dünyevi, maddi meseleleri ele almıştır.

Ancak İslam dini, insanın hem manevi âleminde ve ahirette hem de maddi âleminde ve dünyada saadet içerisinde yaşamasını gaye edinmiştir. İslam dini dünyada insanın izzetli, sistemli ve fıtri bir şekilde yaşaması için kaideler koymuştur. Aynı zamanda ebedi hayat olan ahiret hayatındaki saadeti için de esaslar belirlemiştir.

Müslümanların Bugünkü Hali ve İslam

Ancak maalesef bugün Müslümanların ekseriyeti, İslam’ı yalnızca manevi bir değerler bütünü gibi algılayıp yaşamaktadır. Bu durumda elbette dünyada 18. yüzyıl ve sonrasında ortaya çıkan batılı düşünce tarzının ve seküler güçlerin dünyaya egemen olmasının payı büyüktür.

Müslümanların ciddi bir bölümü camilerde, medreselerde, vakıf binalarında Müslümanlığını yaşamakta, ancak bu Müslümanlık hayata dair asıl meselelere gelindiğinde kendisini göstermemektedir. Faize bulaşmak, beşerî sistemleri kabul etmek, adalete ve emanetlere riayet etmemek gibi, İslam ile taban tabana zıt olan alışkanlıklar maalesef yayılmış durumdadır.

Bu durum, bize 18. yüzyılda Batı’nın Kilise’ye karşı savaşından galip çıktığı süreçte söylenen minvaldeki sözleri anımsatmaktadır. Batılı düşünürler -haşa- Allah’ı gökyüzüne hapsettiklerini iddia etmişlerdir. Yani dünya ve üzerinde tasarruf artık tamamen insana ait olacak, din ve ilah ise sadece manevi meselelerden ibaret kalacaktır. Batı, sahip olduğu güç paralelinde, bu anlayışı tüm dünyada yaymıştır. Amerikalı siyaset bilimci Samuel Phillips Huntington, Batı’nın bu durumunu şöyle izah etmektedir:

“Batı’nın dünyadaki hakimiyeti fikrî, dinî ve ahlaki mükemmelliğine değil, organize şiddet uygulayabilme becerisine bağlıdır.”

Gerçekten de Batı, şiddet mekanizmasını becerikli bir şekilde kullanarak dünyaya egemen olmuş ve bu beşerî tuğyan ideolojisini dünyaya kabullendirmiştir. Müslümanlar da -isteyerek yahut istemeyerek- bu ideolojinin tesirinde kalmışlardır.

İslam: Adaletin Temeli

Bu anlayışın da etkisiyle bugün maalesef Müslümanların, İslam’ın yalnızca manevi yönlerini, dünyaya yansımayan ibadet ve ilim konularını temel aldığı bir gerçektir. Dünyada mazlum Müslümanlar acı çekerken, yeryüzü zulüm ve adaletsizlik altında inlerken, küfrün hakimiyeti artık insanlar için bir eziyet haline gelmişken, bu Müslümanlar bunun hakkında hiçbir söz etmemektedir.

Oysaki İslam dini, yalnızca insanın gönlüne ve manevi dünyasına hitap etmesi için gönderilmemiştir. Allah azze ve celle, Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde İslam dininin yeryüzünde egemen olmasının bir zorunluluk olduğunu, dinin bir amacının hem insana hem dünyaya nizam vermek olduğun belirtmektedir.

Allah azze ve celle şöyle buyurmaktadır: İman edenler Allah yolunda savaşırlar. Kafirler de tağut uğrunda savaş verirler. O halde siz de şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz ki şeytanın hilesi çok zayıftır. (Nisa, 76)

Ve şöyle buyurmaktadır: “Fitne kalmayıncaya ve dinin tamamı Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın.” (Enfal, 39)

İşte böylece İslam dininin sadece manevi bir inanç sistemi olmadığı gayet açıktır. Hal böyleyken her Müslüman kendi çevresinde, semtinde, şehrinde ve ülkesinde olan bitenlerden elbette mesuldür. Adaletin her yönüyle sağlanması ve adaletsizliğe ses çıkarılması da bu sorumluluklardandır.

İbn Teymiyye şöyle söylemektedir: “Allah; kafir de olsa adil devlete yardım eder, mümin de olsa zalim devlete yardım etmez.”

Gerçekten de adalet, dini ve dünyayı ayakta tutan en temel esaslardan biridir.

Adalet Duygumuza Ne Oldu?

Tüm bu önemine rağmen bugün biz Müslümanlar, adil bir toplum, adil bir dünya için öne çıkıp hakkı haykırmaktan geri kalıyoruz.

Rüşvetin, hırsızlığın, gelir adaletsizliğinin zirve yaptığı bir dünyada yaşıyoruz. Öyle bir dünya ki bir tarafta bazı insanlar açlıktan, yoksulluktan yaşamlarına son verirken, diğer tarafta bazı insanlar ise zevkin, lüksün, israfın ve şatafatın doruklarında yaşamaktalar. Tıpkı şair Necip Fazıl’ın şu dizeleri gibi:

“Allah’ın on pulunu bekleyedursun on kul,

Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.”

Özellikle yönetici kesimleri ve onlara yakın olanların her geçen gün zenginleştiği bir dünyadayız. Müslümanların çoğunluğu ise Allah’ın emri olan adaleti hâkim kılmak, Allah’ın dinini yeryüzünde egemen hale getirmek dururken, İslam’ı sadece manevi bir inanç sistemi gibi yaşamaya devam ediyor.

Oysa ki bizim rehberimiz, önderimiz ve örneğimiz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, zulmün kol gezdiği, güçlünün zayıfı ezerek yok ettiği Mekke’de, mazlumların hakkını korumak üzere, henüz 20 yaşındayken Hılfu’l Fudul olarak bilinen ahitleşmenin bir parçası olmuştur. İşte adaleti korumak bu kadar fıtri bir şeydir. İnsanın fıtratının, insanlığının, imanının, İslam’ının gereğidir.

İslam’ın emrettiği adalet tüm dünyaya hâkim oluncaya kadar Müslümanlara dur durak yoktur. O adalet ki İslam Halifesi Ömer radıyallahu anh’ı, misafiri geldiğinde Beytu’l Mal’den alarak kullandığı mumu söndürtmüş, şahsi malından olan mumu yaktırmıştır. İşte bizlerin, Müslümanların adaleti, kamu malına olan saygısı, rüşvet ve yolsuzluğa karşı tutumu budur. Her fırsatta Müslümanları “geri kalmışlık” ile suçlayanlara sormak gerekir. Nerede İslam’ın 14 asır evvel sağladığı bu adalet, nerede sizin beşerî sisteminizin bugünkü bataklığı? Bunların ortaya çıkardığı bataklık bugün öyle kokular yaymaktadır ki, tüm ülkeyi içine çekmiş, midesini bulandırmıştır. Rabbim Müslümanları bu beşerî bataklıklarda boğulmaktan muhafaza etsin.

Ebu Said radıyallahu anh’dan rivayetle, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: “Kıyamet günü, insanların Allah’a en sevgili ve en yakın olanı adil imamdır (yöneticidir). Kıyamet günü, insanların Allah’a en menfuru, O’ndan en uzak olanı da zalim imamdır (yöneticidir).”[1]

Allah azze ve celle şöyle buyuruyor: “Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife kıldık. O halde, insanlar arasında adaletle hükmet, hevana uyma, yoksa o seni Allah’ın yolundan saptırır. Doğrusu Allah’ın yolundan sapanlar var ya, onlar için hesap gününü unuttuklarından dolayı şiddetli bir azap vardır.” (Sad, 26)

Allah bizleri zalimlerden ve onlara meyledenlerden uzak eylesin.

 

[1]. Tirmizî, Ahkam 4, 1329

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.