MİSYONERLİK – 5

Afrika’da Misyonerlik Faaliyetleri

Hristiyanlığın son bir asırda dünya üzerinde en hızlı yayıldığı kıta Afrika Kıtası’dır. Afrika Hristiyanları sayı açısından Avrupa’yı yakalamıştır. 1900’de Afrika’da 9 milyon Hristiyan yaşarken bugün bu rakam sadece Vatikan’a bağlı kiliselerin verilerine göre 330 milyona ulaşmış bulunmaktadır. Protestanlar ve diğer mezhepler bu rakamın dışındadır.

Hristiyan misyoner gruplar Afrika’da özellikle çocuklara yönelik yoğun çalışmalar yürütmektedir. Anaokulu seviyesinden başlayarak üniversiteye kadar eğitim alanında destekledikleri çocuklarla Afrika’nın en ücra bölgelerinde misyonerlik çalışmalarının devam etmesini sağlamaktadırlar. Kilise adına kurulan bu tür eğitim kurumları, öğrencilere bulundukları ülkelerin eğitim politikalarına ek olarak dinî eğitim de vermektedir. Ayrıca sağlık hizmetleri vermek için kurulan hastaneler de misyoner kiliselerin bir diğer çalışma alanıdır. Eğitim ve sağlık gibi insan hayatının iki temel alanında oldukça aktif olan misyonerler, imkânsızlıklar ve mağduriyetler sebebiyle yardıma muhtaç olan yoksul halk arasında rahatça dinî propaganda yapabilmektedirler.

Bakıma muhtaç çocuklar için yetimhaneler inşa ederek çocukların tamamen kendi kontrollerinde büyümesini sağlıyorlar. Ancak kendi ikballeri için yetim ve kimsesiz çocukların bakımını üstlenen bu kurumların esas amacı, Müslüman çocukların din değiştirmelerini sağlamaktır. Buralarda eğitim gören çocuklar hem Hristiyanlık inancını hem de Batı’nın emperyal ve ırkçı fikirlerini benimsemiş oluyorlar. Misyoner yetimhanelerinde kalan başarılı çocuklar, yönlendirme ve meslek edindirme amacıyla bu kurumların bağlı olduğu ülkelere gönderilmektedirler.

Protestan misyonerler tarafından kullanılan metotlardan biri de yerel halk ile birebir ilişki kurarak toplumu hücre evleri şeklinde yapılandırmaktır. Yeterli sayıya ulaşıldığında bölgeye kilise inşa etmenin kaçınılmaz olması ve kilise çevresinde toplumu kalkındırma çalışmaları yapılması bu grupların başarılı olmasına sebep olmuştur. Çekirdekten bir Hristiyan toplum inşa etme amaçlı bu gruplar, yerel halkın ihtiyacı olan tarım ve hayvancılık gibi gelir sağlayan projelerle topluma nüfuz etmektedir. Zamanla gelişen Hristiyan kitle kendine ait araziler satın alarak hastane, okul gibi toplum için önemli inşa faaliyetleri üstlenmektedir.

Gazeteci Osman Sağırlı, Sierra Leone’ gezisiyle ilgili izlenimlerini şu şekilde aktarmaktadır:

“Sierra Leone’de misyonerlik faaliyetleri oldukça fazla. %70’i Müslüman olan bir ülkede camiden çok kilise var. Dünyada o kadar Hristiyan ülke gezdim, burada gördüğüm kadar çok kiliseyi hiçbir yerde görmedim. Neredeyse 10 kişiye bir kilise düşüyor. Ülkede 1980 yılına kadar %5 olan Hristiyan nüfus bugün %30’lara dayanmış. Eski bir papaz olan Mustafa bize şunları söyledi: ‘Burada ne yazık ki Müslümanlar çok fakir durumdalar. Buradaki okulların %80’i misyonerlere ait. 150 yıllık büyük kolejler, şehir merkezlerindeki okullar hep onların. Eğer bir baba çocuğunu okutacaksa bu okullara göndermek zorunda. Ailesi Müslüman olan fakat yoksulluk ve fakirlik çekenler mecburen misyonerlerin eline düşüyor. İslami şuurun yerleşmemiş olması ve fakirlik en önemli faktör. Sadece bu değil; çocuğunuzu bu okula göndermeniz hâlinde iş de bulabiliyorsunuz… Biz dinimizi burada kimden öğreneceğiz? Kim elimizden tutacak? Bak şimdi burada adı Muhammed olan çocukları özellikle papaz yapıyorlar.”

Bugün Afrika kıtası misyonerlik faaliyetlerinin en yoğun olarak yaşandığı kıtalardan biridir.

Asya’da Misyonerlik Faaliyetleri

Dünyanın en kalabalık Müslüman nüfusunu barındıran Asya Kıtası’nda da misyonerlik çalışmaları çok üst seviyededir.

Endonezya, Kırgızistan, Bangladeş, Papua, Batı Papua, Açe, Kuzey Sumatra, Batı Sumatra, Maluku ve Java Adası gibi bölgelerde misyoner kuruluşların özellikle genç nüfus üzerinde yoğun çalışmaları bulunmaktadır. Sadece Kırgızistan’da 364 Hristiyan örgüt faaliyet göstermektedir.

Endonezya 250 milyon nüfusuyla İslam dünyasının en kalabalık ülkesidir. Ülkede 6 milyona yakın yetim ve kimsesiz çocuk olduğu tahmin edilmektedir. Bu durum misyoner örgütler için bulunmaz bir fırsattır. Endonezya, misyoner kurumların en başarılı olduğu ülkeler arasında gösterilmektedir.

Balkanlarda Misyonerlik Faaliyetleri

Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde misyoner grupların Osmanlı topraklarında yoğun şekilde çalışmalar yaptığı bilinen bir vakıadır. Daha önce de belirttiğimiz gibi misyoner örgütler sadece dini amacı olan kuruluşlar değildir. Misyoner örgütler, siyasi ve emperyal amaçlara hizmet eden, din görünümlü paravan örgütlerdir. Nitekim Osmanlı toprakları üzerinde yaşayan Katolik Ermeni ve Bulgarların Protestanlaştırılması konusunda hazırladıkları raporlarda bu hakikat açıkça ifade edilmiştir.

Amerikalı misyoner H. Dwight, İstanbul’dan “The Missionary Herald” gazetesine gönderdiği bir yazıda Bulgarların Protestan olmasının Rusya’nın ve Yunanistan’ın bölgedeki etki gücünü azaltacağını ve Balkanlardaki Bosna, Sırbistan, Arnavutluk gibi yerlere de Amerikan misyonerlik faaliyetlerini ulaştıracağını umut ettiğini ifade etmiştir.

Osmanlı devletine zarar vermek için Balkanlarda yürütülen misyonerlik çalışmaları günümüze kadar farklı şekillerde devam edegelmiştir. Yugoslavya Federasyonu’nun dağılmasından sonra Balkanlarda yaşanan iç savaşlar halkın yardım ihtiyacını ve mağduriyetini arttırmıştır. Bu durumu fırsat bilen misyoner örgütler, bölgedeki çalışmalarını genişleterek devam ettirmiştir. Özellikle Müslüman halkların yaşadığı bölgelerde insani yardım ve eğitim alanlarında çalışmalar yapan misyoner kurumların sayısı oldukça fazladır.

Ortadoğu’da Misyonerler

Özellikle son bir asırdır Batılı sömürgeciler için ekonomik anlamda çekim merkezi olan Ortadoğu aynı zamanda etnik ve dinî savaşların, kaos ve kargaşanın da merkezi konumundadır. Irak, Filistin, Suriye, Yemen, Sudan, Somali gibi bölge ülkeleri hemen her gün katliam haberleri ile gündeme gelmektedir.

Suriye’de savaş sebebiyle 700.000’i aşkın çocuğun yetim kaldığı tahmin edilmektedir. Misyoner kuruluşlar eğitim, sağlık ve nakdi destek projeleriyle mültecilerin hayatlarına nüfuz etmektedir. Misyoner örgütler eğitim çalışmaları kapsamında mülteci çocukların okullaşma sürecine ve yeni okulların açılmasına maddi destek vererek öncelikle kendilerine yasal çalışma zemini oluşturmaktadırlar. Kurdukları bu okullarda uygulanan eğitim programı ise mültecilerin inanç ve değerlerinden daha ziyade Hristiyanlık inancını ve kendi emperyal fikirlerini aşılamaya yöneliktir.

Bu bağlamda “Save the Children” adlı misyoner örgüt, Suriyeli mültecilerin yaşadığı farklı ülkelerde eğitim desteği adı altında faaliyetlerini sürdürmektedir. Hristiyan ülkelerin mülteci birimleri özellikle bu tür kriz durumlarında faaliyet göstermektedir.

Aynı şeklide sağlık alanında ABD, Fransa ve İtalya menşeili kuruluşlar mültecilerin yoğun olduğu bölgelerde faaliyet göstererek sağlık ihtiyaçlarının giderilmesi (!) adı altında sinsi hedeflerini gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar.

Yetim koruma çalışmaları kapsamında misyoner kuruluşlar özellikle yetim ailelerini yurt dışına götürme noktasında çalışmalar yapmaktadır. Bu aileler savaş sonrasında dahi ülkelerine geri dönmekten bir şekilde alıkonulmaktadır.

Misyonerliğin kullandığı bir diğer yöntem de taşeron STK’lar kurdurup faaliyetlerini bunlar üzerinden gerçekleştirmek şeklindedir.

GENEL DEĞERLENDİRME 

Medeniyet Dediğin Tek Dişi Kalmış Canavar!

Misyonerlik çalışmaları Batılı devletlerin sömürgecilik hedefleri ile uyumludur ve birlikte yürümektedir. 15. yüzyıldan itibaren başlayan sömürgecilik faaliyetleri sadece ülkelerin ekonomik kaynaklarını sömürmekle kalmamış, “halkların medenileştirilmesi” adı altında bir Hristiyanlaştırma çalışması olarak da görülmüştür. Misyon faaliyeti yapılan ülkelerdeki halklara; medeni birey ve modern ülke olmanın yolunun ancak Hristiyan olmakla mümkün olabileceği, ancak bu şekilde ilerleyip gelişebilecekleri empoze edilmiştir. Böylece sömürüye maruz kalan memleketlerin sadece yer altı ve yer üstü zenginlikleri değil aynı zamanda inançları da sömürülmüştür.

Hristiyan Misyonerlerin “medeniyet/modernlik/ilerleme/gelişmişlik ancak Hristiyanlık dinine inanmakla mümkün olur” şeklindeki yalan propagandaları bize yakın tarihimizde yaşanmış bazı acı olayları hatırlatmaktadır.

Tasfiye edilen Osmanlı Devleti’nden sonra kurulan yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde Doğu Cephesi Komutanlığı,  1.Ordu Müfettişliği ve ilk dönem milletvekilliği yapan Kazım Karabekir Paşa yazmış olduğu hatıratlarında ‘Hristiyanlaştırma’ konusuna değinerek şöyle diyor:

“18 Temmuz 1923 günü; anayasada yapılacak değişiklikler hususunda Ankara istasyonundaki binada (özel kalem müdürlüğü) müzakereler yapılıyordu. M. Kemal Paşa’nın da hazır bulunduğu bu müzakerelerde bazı zevatlar; devletin dininin yeni anayasada açıkça ‘Hristiyanlık’ yazılması gerektiğini söyledi. Bunun üzerine ben itiraz ettim. Mahmut Esat Bozkurt (Adalet Bakanlığı yaptı) söz aldı ve ‘İslam dini terakkiye/ilerlemeye, gelişmeye engeldir. Bu dinle yürünemez’ dedi.

Ben yine çok sert bir şekilde kendisine katılmadığımı beyan ettim. Bunun üzerine Fethi Okyar: (İç İşleri Bakanı ve İcra Heyeti Vekilleri Reisliği yani Başbakanlık yaptı)  ‘Evet Karabekir! Türkler İslamlığı kabul ettikleri için böyle geri kaldılar ve böyle kaldığı müddetçe de geri kalmaya mahkûmdurlar. Bunun için İslam kalmayacağız’ dedi.

Ben ona da aynı sertlikte cevap vererek bu fikrine katılmadığımı beyan ettim. Bunun üzerine M. Kemal Paşa ‘Müzakereler çok hararetlendi. Burada kesiyorum’ diyerek konuyu kapattı.”[1]

Evet, Kazım Karabekir Paşa’nın anlatmış olduğu bu olay, kurtuluş savaşında yedi düvele karşı savaşarak on binlerce şehit veren, çok acı bedeller ödeyerek sonunda Allah’ın lütfuyla zafer kazanan Müslüman halkımızın idaresini ele geçirenlerin yine bu Müslüman milleti nereden nereye götürmek istediklerini açıkça ortaya koyan acı bir hatıradır maalesef.

Avrupa Halkları Ateizme Kayarken

Avrupa ülkelerinde insanlar hızla Hristiyanlık inancından uzaklaşıp kiliseler bir bir kapanırken, hatta bazı ülkelerde ateist nüfus Hristiyan nüfusu geride bırakmışken misyoner örgütlerin başta Afrika ve Asya kıtaları olmak üzere tüm dünyada insanları Hristiyanlığa davet etmeleri, gerçek niyetlerinin “emperyal sömürgecilik “ olduğu fikrini açıkça ortaya koymaktadır. Zira iddia ettikleri gibi mesele sadece samimi bir iman hatırlatması, dindar bir yaşam çağrısı olsa idi; binlerce kilometre uzaktaki halkları Hristiyanlığa davet etmeden önce kendi içlerinde Hristiyanlık inancından uzaklaşıp ateist olan Avrupa halklarını yeniden Hristiyanlığa davet etme gayreti içinde olurlardı?

Patronlarının Zulmüne Ses Çıkarmayan Hümanist (!) Misyoner Örgütler

Misyoner örgütler gittikleri her ülkede fakirlerin, çaresizlerin, açların, yetimlerin derdiyle dertlenen, onları bu ağır şartlardan kurtarmaya (!) çalışan iyilik melekleri gibi kendilerini tanıtmaktadırlar. Onları bazen bir yetimin başını okşarken, bazen açları doyururken,  bazen amansız hastaları tedavi ederken görürsünüz. Ne merhametli, ne şefkatli ne fedakâr insanlar bu misyonerler dersiniz! Fakat ne hikmetse bu misyoner örgütler; insanları evsiz, yurtsuz, evlatsız, yiyeceksiz bırakan, yüzbinlerce yetimin ortaya çıkmasına sebep olan, işgal ettikleri ülkelerin yer altı ve yer üstü kaynaklarını sömüren kendi devletlerinin yapmış olduğu zulümlere cılız da olsa bir ses çıkarmamakta dahası görmezden gelmektedirler.  Bugün Amerika ve Avrupa devletlerinin yaptığı katliam ve sömürüye karşı en ufak bir kınama yapan hiçbir misyoner örgüt bulunmamaktadır. 

Zaten asıl kuruluş amacı belli olan misyoner örgütlerin, yeryüzünde var olan zulümlere sebep olanları kınama veya karşı olma çabası içinde olmaları aklen ve vicdanen mümkün değildir. Çünkü bu misyoner örgütler kendi devletlerinin bilinçli olarak sebep olduğu savaş, yıkım, kıtlık ve yoksulluk ortamlarından beslenerek yardım çalışmaları adı altında Hristiyanlık propagandası yapmaktadırlar.

Misyonerlerin ‘eğitim faaliyetleri (!) adı altında yapmış oldukları tüm çalışmaların asıl amacı ise işgal edip sömürdükleri halkları kendi köklerinden, geçmişlerinden, inançlarından uzaklaştırmak, beyinlerini hipnoz ederek itaatkâr hale getirmek ve böylece batı hayranı,  güdülebilir bir toplum inşa etmektir. Yani kendilerini köleleştiren efendilerine âşık olan bir nesil yetiştirilmesi zaruridir.  Çünkü Hristiyan Batının sömürü düzeni ancak hiçbir şeyin farkında olmayan ahmak toplumlar üzerinde varlığını devam ettirebilir.

Evet, bir zamanlar meşhur bir hoca efendi de (!) onu huşu ve tazim içinde dinleyen saf müritlerine şöyle diyordu: “Haçlının ülkenizi işgal etmesi çok tehlikeli değildir. Bir kere onlar sizin kadınlarınıza, kızlarınıza ilişmezler. Mabedinize ilişmezler. İlişmemiş Haçlılar.”[2]

Yakın tarihte yaşadığımız bu acı olay bir milletin, bir neslin nasıl kandırıldığının, nasıl uyutulduğunun, nasıl celladına aşık edildiğinin en acı örneğidir maalesef.

Sonuç Olarak

Misyonerlik çalışmaları, tüm dünyada Hristiyanlık inancını yayma amaçlı masum bir tebliğ faaliyeti olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. Bu madalyonun bize gösterilen tek yüzüdür ve dünya halklarını aldatmaya yönelik bir algı operasyonudur. Madalyonun bize gösterilmeyen öteki yüzünü çevirdiğimizde ise; Batılı Hristiyan devletlerin misyonerlik çalışmalarını ekonomik ve siyasal çıkarlarına zemin hazırlayan bir basamak olarak kullandıkları açıkça görülmektedir.  Dolayısıyla dünya üzerinde yürütülen Hristiyanlık propagandası ekonomik ve siyasal sömürünün gerçekleşmesi adına olmazsa olmaz tamamlayıcı bir unsurudur. Bu sebeple misyonerlik çalışmalarında din, siyaset ve ekonomik hedefler iç içe girmiş birbirinden ayrılmaz unsurlardır.

Misyonerlere destek veren, devletler, kiliseler, siyasiler, holdingler ve bilim çevreleri vardır.

Misyoner örgütler, yerel unsurları kullanmakla beraber, genel bir strateji ve program çerçevesinde hareket etmektedirler. Faaliyetlerini uluslararası bir örgütlenme ile yürütmektedirler.

Misyonerlerin, dünya hâkimiyetini, Hıristiyanlık dininin egemenliği altında sağlama anlayışları asla değişmeyen felsefeleridir.

Misyonerlik; Katolik, Ortodoks ve Protestan adlı Hristiyanlığın ana mezhepleri çerçevesinde yürütülmektedir.

Misyonerler, Hristiyanlığın bir sonucu olarak kabul ettikleri, Batı Uygarlığının nüfuz alanını genişletmek, eskiden kendilerine ait olan yerlere yeniden sahip olmak, dünyayı Hristiyan-Batı Kültürü ile etkilemek ve dünyadaki bütün rejimleri değiştirmek, amacını gütmektedirler.

Misyonerler, özellikle halkı Müslüman olan ülkelerde Müslüman gençleri İslâm’dan soğutmak, farklı ırklar üzerinden çatışma ortamı oluşturmak, mevcut düzene karşı muhalifler yetiştirmek, “azınlık hakları” söylemi üzerinden bölücülüğü yaygınlaştırmak için gayret göstermektedirler.

Günümüzde misyonerler, bulundukları ülkeleri sömürge haline getirebilmek için sevgi, dostluk, barış, özgürlük ve kardeşlik gibi kulağa hoş gelen kavramları kullanarak bu tür faaliyetlerini her ülkede, her şehirde, her sokakta daha etkin bir şekilde devam ettirmektedirler.

Misyoner örgütler görüntüde insani yardım, kültürel aktiviteler, eğitim ve sosyal çalışmalar gibi başlıklar altında dünyanın tamamında yaygın bir şekilde çalışabilmektedir.

Misyoner yapılar yetim çocuklara yönelik eğitim merkezleri ve yetimhaneler inşa etmekte; buralarda fiziksel olarak Asyalı veya Afrikalı ama düşünce, hissiyat ve dünyaya bakış olarak Batı düşünce ve inancına hizmet eden nesiller yetiştirmektedirler.

Misyoner örgütler yetimhaneler kurmak suretiyle çocukları Hristiyanlaştırdıkları gibi, evlat edindirme ve koruyucu aile programlarıyla da amaçlarını gerçekleştirmektedirler.

Her sene binlerce yetim çocuk yasal veya yasadışı yollarla topraklarından, öz kültürlerinden, inançlarından koparılarak Batılı ailelere evlatlık verilmektedir.

Bu örgütler genel itibarıyla hedef ülkelerin sivil toplum kuruluşları mevzuatına tabii olarak yapılanmalarını gerçekleştirirlerken, çoğu zaman denetim eksiklikleri ve ilgili devlet kurumlarının “ilgisizliğinden” doğan boşluklardan yararlanarak faaliyetlerini rahatça yürütebilmektedir.

 

————————-

 

İstifade Edilen Kaynaklar

İNSAMER, Sevgi Altundal Hajdari   

Diyalog Tuzağı, M. Oruç

Türkiye’de Misyonerlik Faaliyetleri,  Doç. Dr. Remzi Kılıç

Dünden Bugüne İstanbul’daki Misyonerlik Faaliyetleri, Ayten Sezer Arığ

TDV Ansiklopedisi, Şinasi Gündüz

Fitarih Dergisi, Beytullah İmzaoğlu

[1]. Kazım Karabekir, Paşaların Kavgası, s. 142 /  Kazım Karabekir anlatıyor, Tekin Yayınevi, Uğur Mumcu s.86-87

[2].  Fethullah Gülen’in 20 Ağustos 2016 tarihli bir konuşmasından

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir