İSTİHARE Mİ RÜYA FALI MI?

İslam’ın her yönüyle mükemmel oluşu “Bugün size dininizi kemale erdirdim, nimetimi üzerinize tamamladım” (Maide, 3) ayetiyle kaim, tarihi ve kişisel tecrübelerle de sabit olmasına rağmen dine yapılan eksiltme ve arttırmaların listesi gün geçtikçe kabarmış vaziyettedir. İslam ahkamının her yönüyle neredeyse mükemmel şekilde tatbik edildiği asrı saadet döneminden uzaklaştıkça yapılan tahriflerin keyfiyeti de en az kemmiyeti kadar artmış gözüküyor. Bu durumun “Onların yolunu karış karış takip edeceksiniz” [1] hadis-i şerifinin somut bir izahı olması gerçekten korkutucudur. Onlar ki kitaplarını kendi heva ve heveslerine göre tahrif eden, kelimelerin yerlerini değiştirmek suretiyle anlamlarıyla oynayan ve bu sebeple sapmış ve gazaba uğramış olarak nitelendirilen Yahudi ve Hristiyanlardır. Onlara benzemekten, yollarını bizatihi takip etmekten Allah’a sığınırız.

Bununla birlikte, özellikle son dönemlerde birçok İslami kavramın günümüzde uygulanma ya da uygulanmama şekliyle ilgili olarak “yozlaşmış, tahrif edilmiş” gibi nitelendirmelere maruz kalması üzücü olmaktan çok daha öte boyutlara ulaşmıştır. Zira kavramlar sadece kitap satırlarında masumca okunmayı bekleyen basit kelimeler değil bilakis zihinleri inşa etmeyi vazife edinmiş etkin silahlardır. Bu bakımdan, anlam kaybına uğramaları ya da daha açık bir ifadeyle “sulandırılmış” bir hale getirilmeleri, o kavramların özünü teşkil eden inanç ya da ibadetin asıllarının hedef alınmış olması demektir. Bu sebeple, kökleri zihin ve kalp dünyamıza kadar ulaşan kelime ve kavramlarımıza sahip çıkmak ve onları aslına çevirmek gücü yeten her Müslüman için hayati bir sorumluluktur.     

İstihare Ne Değildir?

Anlamını yitirmiş, özünden koparılmış kavramlarımızdan birisi de “istihare”dir.  Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’den bir sünnet olarak bizlere intikal eden istihare yanlış uygulanan şekliyle o kadar meşhur olmuş ki maalesef burada ne olmadığıyla söze başlama mecburiyetinde bulunuyoruz.

İstihare; rüyanın herhangi bir şekliyle irtibatlı olan ve fala dönüştürülme zulmünü hak eden bir sünnet değildir. Birazdan izahı yapılacağı üzere Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’den bizlere ulaşan bu sünnetin rüyayla ilişkilendirilmesine dayanak oluşturacak hiçbir sahih nakil mevcut değildir.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ashabına istihareyi öğretirken rüyaya dair hiçbir açıklama yapmamış, tabiri caizse tarifte ona yer vermemiştir. Muteber ulemadan da bu konuda sadır olan bir ictihad yoktur. Dolayısıyla insan dahlinin mümkün olmadığı “teabbüdi” alanda birtakım kimselerin şahsi tecrübelerini yapılan ibadetin bir parçası olarak görmek açık ve net bir ifadeyle bidattir. Bidat ise hangi sebeple gerçekleşmiş olursa olsun neticede ibadetin özüne zarar verdiğinden dolayı reddedilmesi katiyetle gereken merdut işlerdendir. 

Bu sünneti rüya ile ilişkilendirme çabası soyut olan bir durumu daha hissedilir hale getirme arzusundan ötürüdür. Zira sünnetteki tarifi üzere istihare yapıldığında kişinin kalbine gelen duyguları net olarak ayırt edememe ihtimali olabilir. Bu ise bilinmezliği ve muğlaklığı beraberinde getirdiği için insanların temenni ettiği bir şey değildir. İnsanoğlu her zaman net olan, sonucu kesinleşmiş işleri belirsiz durumlara tercih etmiştir. Bu sebepten ileridir ki istihare yapacak kişinin kalbine doğacak soyut duygular rüya üzerinden okunmak istenmiş ve böylece neticeye erken varma adına bir sünnet tahrife kurban gitmiştir.

Özetlemek gerekirse; bu sünneti rüyaya bağlamak şu 4 açıdan kabul edilebilir değildir.

İlk olarak kaynağını Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’den almadığı için bidat oluşudur.

İkinci olarak, sebeplere sarıldıktan sonra tevekkül ile beklenmesi gereken süreç rüya ile sabote edilmiştir.

Üçüncü olarak, rüyalar insan bilinç altına işarette bulunma vasfını taşısa da şeytanın saptırmalarından korunmuş değildir.

Son olarak ise kalbe gelen duyguları rüya ile tespit çabası Mekkeli müşriklerin çektikleri fal oklarına öz itibarıyla olmasa da şekil itibarıyla benzemektedir. Birisinde evet hayır yazılı “ezlam” denilen fal okları diğerinde de “şunları görürsen iyi şunları görürsen kötü” gibi kaideler şekli olarak bunları benzeştiren etkenlerdir. Bu sebeplerden ötürü istihare sünnetinde rüyaya yer olmadığı herkesçe bilinmelidir. 

Bunların dışında istihare sünnetine bulaştırılmış farklı yöntemler de mevcuttur. Ancak günümüzde uygulanırlığı kalmadığı için üzerinde durmayı gerektirecek bir durum söz konusu değildir.  

İstihare Nedir?

Âlimlerce sünnet veya müstehap sayılan istihare; mübah olan işlerde kılınacak namaz ve yapılacak dua ile Allah’tan hayırlı olanı istemektir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şeriatın açık bıraktığı bir hususta karara varmadan önce istişare ve istihare etmeyi tavsiye etmiş ve bunları ashabına titizlikle öğretmiştir.

İstiharenin meşruiyeti ve keyfiyeti Cabir b. Abdullah radıyallahu anh’tan rivayet edilen şu hadis-i şerife dayandırılmaktadır:

“Rasûlullah, Kur’an’dan bir sure öğretir gibi işlerimizin tamamında bize istihareyi öğretiyor ve şöyle diyordu: ‘Biriniz bir şey yapmaya niyet edince farz dışında iki rekât namaz kılsın ve arkasından şu duayı yapsın:

Allah’ım! Senden, senin ilim ve kudretinden hayır beklerim. Senin büyük lütfundan talep ederim. Sen kadirsin, benimse gücüm yetmez, sen bilirsin, ben bilmem. Sen bütün gizlilikleri bilensin.

Allah’ım! Şu benim işim dinim için, dünyam ve ahiretim için senin ilminde hayır diye yer almışsa onu bana nasip et, onu kolaylaştır ve bereketli kıl. Eğer şu işim dinim için, dünya ve ahiretim için senin ilminde kötü diye yazılmışsa onu benden, beni de ondan uzaklaştır. Hayır nerede ise onu nasip et ve gönlümü ona yönelt!’

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sözüne devamla ‘İstihareyi yapan kişi bu sırada işini de söylesin’ dedi.[2]

İstihare namazının kerahat vakitlerinde kılınmasının uygun olmayacağı, namaz kılmanın mümkün olmadığı anlarda sadece duanın da yeterli olacağı, istiharenin yedi defaya kadar tekrar edilebileceği, duanın adaplarına riayet etmenin gerekli olduğu gibi hususlar fıkıh kitaplarında etraflıca anlatılmıştır. Bununla birlikte, istiharenin bu usulle gerçekleşmesi sünnete en uygun olan şeklidir.

İstihare Bize Ne Öğretir?

1- İstihare, kulun aczini itiraf ederek Rabbine yönelmesi gerektiğini öğretir.

Kul sınırlı ilmi ve tecrübesiyle her şeyin doğrusuna vakıf olamaz. Bunun için kendisinden çok daha yüce ve kudretli olan Allah azze ve celle’ye ihtiyaç duyar. İstihare de bulunan kişi bunu fiiliyatıyla bizzat göstermiş olur. Bireyin merkeze alındığı, istediği taktirde her şeye gücünün yeteceğinin empoze edildiği günümüz dünyasında istihare çok daha etkili olarak tatbik edilmesi gereken bir sünnettir.

2- İstihare, kişiye kendi gönlünden geçenleri değil Allah’ın katında hayırlı olanları talep etmeyi öğretir.

İstihare eden kişi duada geçen “senin ilminde iyi-kötü diye yazılmışsa” ifadesiyle Allah’ın ilmi ve taktirine olan itaatini beyan etmiş ve iyiliği-kötülüğü meçhul olan kendi arzularından vazgeçmiş demektir.

3- İstihare, alınacak kararların sadece dünyalık arzu ve isteklere göre değil ahiretin de hesaba katılarak alınması gerektiğini öğretir.

İstiharede bulunan kişi karar alma yetkisini ahirete olan imanı üzerinden kullanmış demektir. İstihareye başvurmakla bunu fiili olarak gösterdiği gibi “Eğer şu işim dinim için, dünya ve ahiretim için…” ifadelerini kullanmakla da kavli olarak göstermiştir. 

[1]. Buhârî, Enbiya, 50

[2]. Buhârî, Da’avat, 49

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir