ANNE BABAYA İYİLİK

Yeryüzünde iyilik yapılmayı hak eden birileri varsa bu, anne-babadır. Anne-baba, dünyanın en samimi sevgisi, insana en çok hayrı dokunan iki insan, kişi üzerinde en çok hak sahibi olan kişilerdir.

Anne babalar çocuklarını kendilerinden çok severler. Onların doğumlarından sonra kendileri yerine onları düşünür, kedi ihtiyaçlarını öteleyip onların ihtiyaçlarını öncelerler. Çocuklarının doğumundan ömürlerinin sonuna kadar onları koruyup kollarlar. İnsana bu dünyada en çok iyiliği dokunan iki insan anne babasıdır. Bunları yaparken de en içten, en samimi duygularla yaparlar. Çocuklarını öyle sever, onları öyle kollarlar ki başlarını okşarken bile incitmekten, onları korurken bile üzmekten korkarlar. Böylesine büyük bir sevgiyi insanoğlu ömrü boyunca anne babası dışında başka bir dünyada arar durur da asla bulamaz. Asla onlara nazlandığı gibi kimseye nazlanamaz. Onlara rahat olduğu kadar kimseye rahat davranamaz. Başına bir musibet geldiğinde aralarındaki ilişki nasıl olursa olsun yardımına ilk koşacak olanlar onlar olacaklardır. Ama insan, nankör bir varlıktır. Kendisine yapılan iyilikleri çabuk unutur. Kendine bakacak duruma gelip onlara ihtiyacı kalmadığında onların kendisine duyduğu ihtiyacı umursamaz. Dualarını alıp gönüllerini hoş etmesi gerektiği zamanları boşa geçirir. Onları gözyaşları ve buruk yürekleri ile baş başa bırakır. Ta ki kendisi de anne-baba olup onların yaşına gelinceye kadar. İşte o zaman onları anlar. Ama artık çok geçtir. İşte Rabbimiz bu pişmanlığı yaşamamamız için birçok ayet vesilesiyle bizlere anne babaya iyiliği hatırlatmaktadır. Çocuğuna anne babalık yapmayan ebeveynler, onları yok sayan ve yetiştirip bakımını yapmaktan imtina edenler de vardır. Durum böyle olsa bile anne babaya iyilik yapılmasını emreden Allah’tır. Bundan istisnasız kimsenin kaçışı yoktur. İslam’da anne babaya iyilik konusunda en ufak bir fire verilmemiş ve kişiyi onlara iyilik yapmama konusunda serbest bırakan açık bir kapı, hatta küçük bir gedik bile bırakılmamıştır. İşin önemini buradan anlayabiliriz.

“Bir adam Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’ e geldi ve “Ya Rasulallah! En çok yakınlık ve dostluk kime göstermeliyim? Bu konuda üzerimde en çok hakkı olan insan kimdir?” diye sordu.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ona şöyle cevap verdi: “Annen, sonra annen, sonra yine annen. Sonra da baban. Daha sonra da –akrabalıkta- sana yakın olanlar.”[1]

İnsanın içinde bazen birilerine iyilik yapma isteği belirir. Bir hayır yapıp Rabbine yaklaşmak ister. Bunun için ilk aklına gelmesi gerekenler anne babalardır. İstisnalar dışında o iyiliğin karşılığında anne babalar –bilhassa anneler- çocuklarının yaptığı iyiliğe bin katı karşılık vermek için kendilerini paralayacaklardır. Bir telefon bile edip halini hatırını sormanız bir iyiliktir. Onları havalara uçurursunuz. En yakın arkadaşınız bile olsa geçerli bir sebep olmadan birini aradığınızda kim havalara uçar? Kim sizi yere göğe sığdıramaz? Kim size dualar yağdırır? Kim sizi her girdiği ortamda anar da anar. Bunu ancak gerçek ve samimi bir bağ ve sevgi ile çocuklarını seven anne babalar yapar. Çocuklarına bu sevgiyi tattırmayan ebeveynlere sahip olsa da insan, onlara iyilik yapmaya ömürleri bitene kadar devam etmek, Allah’ın emridir. Bu durumdaki bir kişi, bunu imtihanı kabul edip Allah’a itaat etmek zorunda olduğunun bilincinde olmak zorundadır. Sonuçta anne babaya iyilik, Allah’a itaatin en önemli parçasıdır. Çünkü anne babaya isyanı Allah, en büyük günahlardan saymaktadır.

Anne babaya iyilik eden çocuklar, kendi evlatlarına anne babaya saygıyı pratikte öğretmektedirler. Onların dünyevi karşılıklarından biri de budur. Anne babaya hürmetin diğer bazı faydaları da ömrün bereketlenmesi, işlerin yolunda gitmesi, en zor anlarda bile işlerin kolaylaşması, aile hayatına güzelliklerin sirayet etmesi, dış dünyada güzel bir örneklik sergilemesi, vefa duygularını perçinlemesidir. Saymakla bitmeyen faydalarla dolu, Allah katında çok büyük bir ameldir bu. Elinde fırsatı olup da kaçıran, kendi tembelliğine ve gafletine yanmalıdır.

Anne babaya ihsan delillerini incelediğimizde üç kere annenin öncelendiğini görmekteyiz. Çünkü anne, çocuk üzerinde en çok hakkı olan tek kişidir. Anne, çocuğu dokuz ay karnında taşıma, gece-gündüz bakımı ve terbiyesi ile uğraşma, onun dertleri sebebiyle saçlarını ağartma, onun yerine üzülme, onun yerine ağlama görevlerini isteyerek ve bilerek üstlenen yegâne kişidir. Onun yaptığını baba bile yapamaz. Dünyada annenin çocuğuna yaptığını kimse kimseye yapamaz. Bu büyük sevgi, Allah tarafından sadece anneye verilmiştir. O, çok özel bir varlıktır. O zaman özel muameleyi de en çok o hak etmektedir. Bütün eksikliklerine, terbiye verirken yaptığı bütün hatalara rağmen o her iyiliği hak eder. Çünkü onun iyilikleri o kadar büyüktür ki hatalarını tamamen siler. Vefa duygusuna sahip biri bu iyilikleri asla unutmaz. Bu iyilikler, küçük hataları siler onun gözünde. Zira Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “…Şüphesiz ki iyilikler kötülükleri giderir…” (Hud, 114)

Annenin hakkını ödemek mümkün değildir. Bir çocuk, gece-gündüz ona iyilik peşinde koşsa, tüm işlerini bırakıp ona saygı için çalışsa bile doğumunda annesinin çektiği bir sancının bile hakkını ödeyemez. Üzerinde böylesine bir hakkı olan kişiye bırakın nankörlük ve isyanı, iyilik yapmak için fırsat kollamak zaruri ve vefakâr bir Müslüman için bir mecburiyet ve borçtur.

Anne babaya iyilikten evvel onlara her daim müteşekkir olmak gerekir. Sahip olduğumuz her şeyin tek sahibi olan Allah’a hamd ve şükür, boynumuzun borcudur. Yine O’nun emriyle tüm sahip olduklarımızın insan olarak vesilesi olan anne babamıza şükür de boynumuzun borcudur: “…Bana ve anne babana şükret…” (Lokman, 14)

Rabbimiz kendisi ile birlikte anne baba dışında kimseye şükretmemizi bu üslup ile ve kendisinin adının geçtiği yerde ve kendisine şükretmeyi emretmenin hemen ardından emretmemiştir. Buradan da çıkarabiliriz ki anne babaya nankörlük, Allah’a nankörlüktür. Zira onlara ihsanı emreden O’ dur.

Baba da anneden üç derece düşük olsa da insan üzerindeki en çok hak sahibi olan ikinci kişidir. Bakın, arada başkası yoktur. Olamaz da. Onun hakkı da ödenmez.

Ebu Hureyre radıyallahu anh’ dan rivayete göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Hiçbir evlat babasının hakkını ödeyemez. Şayet onu köle olarak bulur ve satın alıp azat ederse, babalık hakkını ödemiş olur.”[2]

Böyle bir durum da karşılaşması oldukça nadir bir durum olduğuna göre babanın hakkını ödemek de neredeyse imkânsızdır.

Hz. Ömer’in oğlu Abdullah’tan bir hatıra aktarılır. Uzun yolculuklarda deveye binmekten yorulunca Abdullah’ın, sırtına binip hem yol aldığı hem de farklı bir binek olması sebebiyle rahatladığı bir merkebi vardı. Başına sardığı güzel bir de sarığı. Bir gün bu merkebine binmiş Mekke istikametine doğru ilerlerken bir adama rastladı. Bu adam sahralarda konup göçerek yaşayan bir bedevi idi. Abdullah onu tanır gibi olmuştu. Ona:

– Sen filanın oğlu filan değil misin? diye sordu. Adam Abdullah’ın sorusuna:

– Evet oyum, diye cevap verdi. Bu cevabı alan Abdullah merkebinden indi, hayvanı bu adama hediye etti. Onu merkebin sırtına bindirdi. Sarığını da çıkararak başına sardı.

Abdullah’ın çevresinde yer alan ve ona hürmet gösteren insanlar, onun bu davranışı karşısında şaşkındılar. Abdullah varlıklı biri değildi. Hata ettiğini ifade edercesine ona dediler ki:

– Allah halini daha da güzelleştirsin. Bu insanlar, sahralarda yaşayan, az ile kanaat eden kimselerdir. Onu sevindirmek istediysen, bu insanlar az bir şey verdiğinde de sevinirdi. Sen, sana üzerinde dolaşma, biraz rahat etme imkânı sunan merkebini de başına sardığın sarığını da ona verdin!

Abdullah onların ne demek istediklerini, niçin şaşırdıklarını anlamıştı. Ancak onların bilmediği bir şey vardı. Dolayısıyla Abdullah’ın ne yaptığının farkında değillerdi. Abdullah cevap verdi: “Ben Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den:

“En güzel hayırlardan biri de bir insanın babasının dostunun ile efradına babasının arkasından yakınlık göstermesidir”[3] buyurduğunu duydum.” Bu insanın babası, babam Ömer’ in dostuydu.”[4]

Vefanın zirvesidir bu anlatılanlar. Babanın dostunun ailesine böylesine bir vefa gösteriliyorsa babaya gösterilmesi gereken vefayı size bırakıyorum. Bu yüzden İslam anne baba evladına zulmetse de onlara dünyevi konularda itaati ve iyilik yapmayı emreder. Böylesine bir vefa örneği ile dolu bir toplumdan fenalık asla göremezsiniz.

“Anne baba, kişinin cennete girmesine vesile olacak kapılardan birisidir. Bu kapıdan girme fırsatını kaybetmek ya da değerlendirmek artık senin arzuna kalmıştır.”[5]

Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayete göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Babalarınızdan yüz çevirip vazgeçmeyin. Kim babasından yüz çevirip vazgeçerse bu, nankörlüktür.”[6] buyurdu.

[1]. Sahih-i Buhari, Edeb (18/117); Sahih-i Müslim, Birr ve Sıla (4/1974)

[2]. Müslim, İtk, 25

[3]. Sahih-i Müslim, Birr ve Sıla (4/1979)

[4]. İslam Edebinden Demetler, Şerafettin Kalay, Tahlil Yayınları s: 235-236

[5]. Tirmizî, Birr, 3

[6]. Sahih-i Buhari Muhtasarı, Feraiz Bölümü, 2155. Hadis, Hüner Yayınları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir