İŞTE, YARIŞANLAR BUNUN İÇİN YARIŞSINLAR!

Ebu Zerr radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre ashabdan birtakım kimseler Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e şöyle dediler:

“Ey Allah’ın Rasûlü, servet sahipleri ecirleri alıp gittiler. Bizim kıldığımız gibi namaz kılıyorlar, bizim tuttuğumuz gibi oruç tutuyorlar, üstelik mallarının fazlalıklarından da sadaka veriyorlar.”

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Allah sizin için de sadaka olarak birtakım şeyleri takdir etmemiş midir? Şüphesiz her bir tesbih (Subhanallah demek) karşılığında bir sadaka (mükâfatı) vardır, her bir tekbir karşılığında bir sadaka (mükâfatı) vardır, her bir tahmid (elhamdülillah demek) karşılığında bir sadaka (mükâfatı) vardır, her bir tehlil (lâ ilahe illallah demek) karşılığında bir sadaka (ecri) vardır, her bir iyiliği emretmek karşılığında bir sadaka (mükâfatı) vardır, her bir münkerden alıkoyma karşılığında bir sadaka (ecri) vardır. Hatta sizden herhangi bir kimsenin (eşiyle) cima etmesinde bile bir sadaka (mükâfatı) vardır.”

Sahabîler: “Ey Allah’ın Rasûlü, bizden herhangi bir kimse kendi arzusunun gereğini yerine getirdiği halde onun için ecir (mükâfat) söz konusu olur mu?” deyince şöyle buyurdu: “Ne dersiniz, eğer o bu arzusunu haram yoldan karşılayacak olursa onun için bir vebal olmaz mı? İşte bu şekilde, arzusunu helâl yoldan yerine getirdiği takdirde de onun için bir ecir söz konusu olacaktır.”[1]

Cennet Yolunda Yarışanlar

Sahabe-i kiram ibadetlerini arttırabilmek ve Allah’a yaklaşıp cennete ulaşabilmek için tüm fırsatları değerlendirmeye çalışıyordu.

Bu hadis-i şerifte, fakir ve gariban olan sahabilerin zenginler gibi infak edemeyip sadaka veremiyor olmaları sebebiyle üzüldükleri görülüyor.

Sonuçta dünya hayatı bir yarıştan ibaret ve Allahu Teâlâ “Hayırlı işlerde birbirinizle yarışın.” (Bakara, 148), “Allah’ın affına ve cennete doğru koşun…” (Âl-i İmran, 133) buyuruyordu.

Onların üzülmeleri zengin kardeşlerinin hayır yapmalarından dolayı değil, onlar gibi sadaka veremiyor olmalarından kaynaklanıyordu.

Hayır Kapıları Ardına Kadar Açıktır

Allah yolunda gerçekleşen bu yarışta alternatif yollar oldukça fazladır. Allah her insana aynı yükü yüklememiş, herkesten aynı şeyleri talep etmemiştir. Zengine düşen zekât görevi fakir için geçerli değildir. İşte bu durum adaletin ta kendisidir. Adalet insanların her konuda eşit olmaları değil, her insana hak ettiği muameleyi göstermek ve gücü miktarınca sorumluluk yüklemektir.

Allahu Teâlâ “Bizim uğrumuzda mücadele/cihad edenleri elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz” (Ankebut, 69) buyurarak kendisine giden yolların birden fazla olduğu, birçok farklı amelle bu yolda yürünebileceğini ifade etmiştir.

Her İnsan Kendi Durumuna Yakışır Amelleri Arttırmaya Çalışmalı

Allahu Teâlâ bir insana mal mülk vermişse bunun şükrünü eda etmesini ister. Zenginliğin şükrü; zekât, infak ve sadaka ile kemâle erer. Zengin kişinin yapacağı en güzel nafile, verdiği sadakasını arttırmaktır. Unutmasın insanoğlu, Allah verdiğinin yerini dolduracak, kazancına bereket katacaktır. Zengin birisine daha fazla nafile orucu tavsiye etmektense onu nafile sadakaya teşvik etmek daha evlâdır. Aynı şekilde ilim sahibi birinin yapabileceği en güzel nafile ibadetlerin başında ilmini yayması ve insanlara hayrı teşvik etmesi gelir. Kısaca her insan kendi durumuna uygun nafile ibadetlerin peşine düşmelidir. Ancak yine de insan sadakanın sevabını bildiği için ondan mahrum kalmak istemez ama şartlar da sadakaya elverişli olmazsa ne yapabilir?

Her Bir Zikir Sadakadır

Bir kapıyı kapayan Allah başka kapılar açar elbet. Ağzından çıkan her bir zikir ona sadaka sevabı getirecek ve bu vesileyle kişi kalbini rahatlatacaktır.

Zikir her ne kadar kolay bir ibadet gibi görünse de Allah her insana bunu nasip etmeyebiliyor. Öncelikle bu ibadeti samimi bir şekilde istemek ve ara sıra şartlar zorlasa bile istikrarlı bir şekilde dili buna alıştırmak gerek. Bu konuda hepimizin dikkat etmesi gereken şu hadisi şerifi hatırlamakta fayda var;

“İki özellik vardır ki onları Müslüman bir kimse (devamlı) söyleyecek olursa mutlaka cennete girer. Dikkat edin, bu iki şey kolaydır ancak onunla amel edenler de azdır.

Bunların ilki; her (farz) namazdan sonra on kere ‘Subhanallah’ on kere ‘Elhamdülillah’ on kere ‘Allahu Ekber’ söylemekten ibarettir. Bunlar beş vakit itibarıyla toplam olarak dilde yüz ellidir. Mizanda bin beş yüzdür.

İkinci özellik ise yatağa girince Allah için 33 kere ‘Subhanallah’ 33 kere ‘Elhamdulillah’ 34 kere de ‘Allahuekber’ demenizdir. Bu da lisanda yüzdür, mizanda ise bindir.”

Dediler ki: “Bu kadar kolay olduğu halde neden çok az kişi bunu yapacak?” Peygamberimiz şu cevabı verdi: “Şeytan namazda iken her birinize gelir: ‘Şunu şunu hatırla!’ der ve namazdan çıkıncaya kadar (bu böyle) devam eder. (Bu hatırlatmaların neticesi olarak) kişi bu tesbihatı terk eder. Kişi yatağına girince de şeytan ona gelir (zikir yapmasına imkân vermeden) uyutmaya çalışır ve uyutur da.”[2]

Allah’ın Lütfu Geniştir

El-Ğani ve’l-Muğni olan Allahu Teâlâ kullarından dilediğine bol bol rızık nasip eder zenginleştirir. Verdiği bu zenginlik kimine nimet kimine de nikmet olur. Bir kişi maddi olarak geniş imkânlara sahip olduğu halde dilini zikirden ayırmıyor, zekâtını sadakasını tastamam veriyorsa elindeki fırsatı en güzel şekilde değerlendiriyor demektir. Bu kişi kendisine gıpta edilecek kişilerdendir.

Hadis-i Şeriften Çıkarılacak Dersler

1- Bir Müslüman, dini konularda soru soranlara hikmete uygun cevaplar vermeli. İnsanların moralini diri tutacak şekilde onları hayra teşvik etmelidir.

2- Evlilik Allah’ın kula takdim ettiği en hayırlı nimetlerdendir. Kişi bu vesileyle huzura kavuşur. Ne kadar büyük bir nimet olduğu kavrayan hem nefsini haramdan uzaklaştırmış hem de eşiyle birlikte Allah yolunda yürümüş olur.

3- Kişinin, fakir olsa da elinden geldiği kadarıyla sadaka ibadetinden mahrum kalmamaya çalışması daha güzel olacaktır. Kendisi ve geçimiyle sorumlu olduğu insanların nafakasından arta kalanla karınca kararınca bu yolda yürümesi güzel olacaktır.  Sadaka olarak verilen nice bir dirhem, Allah katında binlerce dirheme bedeldir.

4- Yüce Allah’a yakınlaştırıcı amellere özel bir tutku gösteren ashab-ı kiram topluluğunun fazileti de bu hadisten anlaşılmaktadır.

5- Şükreden zenginin sabreden fakirden üstün olduğu da bu hadisten anlaşılmaktadır.

6- İyiliği emredip kötülüğü yasaklamak, topluma en büyük faydayı sağlayan amellerden olup kişiye sadaka ecri kazandırır.

Allahu Teâlâ bu hadisi şerifle amel edebilmeyi, ömrümüzün sonuna kadar yolundan ayrılmamayı, hata ve günahlarımızın ağırlığını tevbe ve istiğfara hafifletebilmeyi ve ümmet olarak tekrar kendimize gelebilmeyi nasip eylesin…

[1]. Müslim, 1006

[2]. Tirmizi; Ebu Davud

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir