MÜSLÜMAN GENÇLER NEDEN BAŞKA “İZM”LERE KAYIYORLAR?

Bugün İslam beldelerinde, Müslümanların yaşadığı topraklarda gençlerimizin ateizm (Allah’ı inkâr), deizm (Allah’ın varlığını kabul etmekle birlikte din gönderdiğini reddetmek), agnostisizm (bilinmezcilik) gibi sapkın fikirlere dalmalarının ve teveccüh göstermelerinin altında yatan sebepler nelerdir?

Müslüman ebeveynler, Müslüman bireyler ve davetçiler olarak bu sorunun sebeplerini araştırarak çözüme götürecek adımlar atmalıyız. Tıpkı bağımlılık problemi, flört adı altında zina haramının işlenmesi gibi, bu mesele de toplum için, gençlerimiz için boş bıraktığımız veya yeterince içini dolduramadığımız alanlardan, sorunlardan biri. Bu meseleler hakkında yapılmış, var olan çalışmalara baktığımızda genel olarak bu düşünceleri fikrî açıdan çürüten, deliller ortaya koyan, yazılı veya sosyal medya araçları ile yapılmış çeşitli çalışmalar görüyoruz. Elbette bu çalışmalar da önemli ve faydalı ancak meselenin aslına indiğimizde bu kadar gayretin sorunu çözmediğini ve çözemeyeceğini görüyoruz.

Seyyid Kutup rahimehullah “Ruhun Sevinci” adlı eserinde: “İlkeler ve fikirler, özleri itibarı ile aktif bir inanç olmaksızın içi boş kelimelerden öte bir anlam ifade etmezler ya da ölü anlamlar olarak nitelendirilebilirler.” diyor. Öyle ise bu genç yürekleri ölü anlamlardan, içi boş kelimelerden öyle bir şeye davet etmeliyiz ki, bu inançta hayat bulsunlar.

“Bize hayat veren şey, insan kalbinden parlayan imanın sıcaklığıdır. Başkaları, ışık saçan bir kalpten değil de soğuk bir zihinden doğan ilkelere ve fikirlere asla iman etmezler. İnsan ruhunun üzerine bir giysi gibi oturmayan, yeryüzünde beşer suretinde hareket eden bir canlı organizmaya dönüşmeyen bir düşüncede hayat olmaz.”

Bir boşluğun içerisinde sağa sola yalpalayan, nereye tutunacağını bilemeyen, karanlıklar içinde kendisine uzanan ilk eli tutmaya hazır olan genç için, uzanmış bir el değil, kalbimizde parlayan imanın sıcaklığı ile onu sarıp sarmalayan bir gövde, bir beden olmalıyız ki, kendisine uzanan elleri değil, bizim hayatlarımızda canlı organizmaya dönüşmüş bu inanca tutunsun.

İslam’ı, yazılı olan sayfalarda, açıklanmış delillerde, basılmış kitaplarda değil, yaşayan Kur’an olan bireylerde, ailelerde, sokaklarda, mahallelerde; onları sarıp sarmalamak üzere hazır olan abilerinde, ablalarında bulmalılar.

Özellikle bu gençlere neden bu fikirleri benimsediklerini sorduğumuzda “İslam beni tatmin etmedi” cevabını alıyoruz.

“Müslümanların yaşadığı, İslami çalışmaların yapıldığı, kitapların basıldığı veya çeşitli dergi ve mecmuaların yayınlandığı şu zamanda gençler İslam’a neden ulaşamıyor? Ulaşamadıkları İslam mı yoksa Müslümanlar mı?” diye bir soru düşündürüyor bizleri.

Fıtrî açıdan incelediğimizde insanın gençlik döneminin, kimlik arayışı ile birlikte mücadeleci tarafının da zirvelerde olduğu, bir düşüncenin peşinden gitmek, o düşünceye hizmet etmek, feda olmak, fedakârlık yapmak gibi duygu ve düşüncelerle harmanlandığı bir dönem olduğunu görüyoruz.

Tam da bu dönemde gençlerin önüne koyulamayan hak dava, fıtratları teskin eden İslam davası yerine batıl davaların peşinde koşmalarına sebep oluyor. Hatta bu boşluk doldurulamazsa madde bağımlılıkları, fanatizm gibi başka tuzakların kucağına düşebiliyorlar.

Onları İslam’dan uzaklaştıran sebeplerden biri de “İslam bana ahlaktan başka bir şey öğütlemiyor. Dünyada daha büyük problemler var.” şeklindeki yaklaşımlarıdır. Onların nazarında İslam, salt ahlakî kurallardan ve şeklî ibadetlerden ibaret. Özellikle nefsin zirvede olduğu bu dönemde sadece ahlaki bir öğreti ile karşılaşan ve bu öğretileri baskıcı bir anlayışla onlara sunan ebeveyn veya topluma karşı tepki duymaları, dinin kendisine de tavır almalarına sebep olabiliyor. Onu bu şekilde baskılayan dini de kabul etmek istemiyor.

Diğer tarafta, ona ahlaksız bir dünya, kuralsız bir hayat vaadinde bulunan bu baskılardan kurtulup orada kendilerine tanınan, sınırsız ve kuralsız hayatı (ateizm, deizm) kolayca kabul edebiliyor. Bir yandan onları neredeyse 7/24 kuşatan medyanın algı operasyonları da tüm şiddeti ile devam ediyor.

İslam, kadına şiddet uygulama hakkı veriyor diye haber yapan televizyon kanalı, bunun ardından ekranlara verdiği dizide bir kadının saçlarından tutulup sürüklendiği sahneyi yayınlarken, bunu keyifle izleyen genç bu iki çelişkiyi uyuşmuş beyninde yorumlayamıyor.

Veya Kurban Bayramı’nda hayvanların kanı akıtılıyor, vahşet diye başlık atanlar, az sonra seri katilin öldürme planlarını anlatan bir film yayınlıyor.

Kısacası bütün bunlarla yapılmak istenen Avrupa’nın din anlayışını Müslüman gençlere benimsetmek. Onların din anlayışında deizm vardır. Allah azze ve celle’nin yaratıcılığına inanır, hayata müdahalesini kabul etmezler. Tıpkı Mekke müşrikleri gibi. Hayatlara müdahale etmeyen bir Allah inancı. “Tanrı’ya şöyle denildi: Yarattığın evrenin dışına çık ve mükemmelliği seyret.”

Ve buna benzer birçok uyuşturucu ürettiler.

Hümanizm; güya insanı sevmek adı altında insanı ilahlaştırma anlayışı.

Rasyonalizm; insan aklını ilahlaştırma.

Kapitalizm; Allah’ın hiçbir müdahalesini olmadığı, kâr elde etmek için bütün sınırların aşıldığı ticaret anlayışı.

Demokrasi ve laiklik; devlet işlerinden ilahın uzaklaştırılması.

Pozitivizm; bilimi dinleştirme.

Sekülerizm; toplumun dinden kurtarılması ve yeni kutsalların oluşturulması. Sanat, sanatçı, para, kadın, eğitim vs. gibi.

Bu fikir ve anlayışların sağanak sağanak gençlerin üzerine yağdığı, Allah azze ve celle’nin yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de buyurduğu gibi:

“İblîs dedi ki: “Bundan böyle benim sapmama izin vermene karşılık, ant içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım. Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın.” (Araf, 16-17)

Şeytan bu vaadini yerine getirirken Allah azze ve celle âdemoğlunu düşmanı ile başbaşa bırakmamış, onlara, sırat-ı müstakim yolunda nasıl yürünmesi gerektiğini, kulluğun hakikat ve inceliklerini gösteren kitaplar ve peygamberler göndermiştir.

Bu durumda davetçilere ayrı bir sorumluluk düşüyor. İslam davasını ve İslamî şuuru gençlere aşılamak, İslam’ın hayatın her alanını nasıl kuşattığını bütüncül olarak onlara sunmak, gençler arasından öncüler yetiştirmek, kendi akranlarına, onların dünyasından, onları anlayan, onlara daveti ulaştıracak genç şahsiyetler yetiştirmek gerekmektedir.

 

Elbette genç sahabeler veya tarihte yaşamış genç şahsiyetler onlara örnek olarak anlatılabilir. Ancak reel hayatın içinde canlı kanlı örneklere ihtiyaç duydukları kesindir.

Özellikle İslami bilince haiz olan genç kardeşlerim! Çeşitli ilimlerde kendinizi geliştirmek istemenizi, enerjinizi bu yönde harcamak istemenizi anlamaktayız. Elbette ilmin inceliklerini öğrenmek lazım ancak yarın bu ilimleri öğretip onlara teveccüh gösterecek bir nesil yetiştirmeyi ihmal edemeyiz.

Sözlerimi, Seyyid Kutup’un şehid inşallah şu sözleri ile tamamlamak istiyorum. Ölü kalplerimize adeta kan pompalayan sıcak, samimi, ihlaslı bir kalpten gelen şu sözler:

“Bizzat yaşadığım deneyimlerimden biliyorum: Başkalarının yüreklerine teselli veya memnuniyet, güven ya da umut yahut sevinç duygusunu yerleştirebildiğimiz zamanlarda duyduğumuz o hoş, o latif manevi hazza denk bir coşku yoktur hayatta! Bunun için dışarıdan gelecek bir ödüle de ihtiyaç yoktur. Bunun ödülü kendi içindedir.”

Rabbil âlemin hem bizlere hem gençlerimize davamızın ve davetin özünü hakkıyla anlamayı, bu yolda feda olmayı nasib eylesin, Allahumme amin…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir