ÜMMETİN DERDİYLE DERTLENEN ADAM

Hayatını Allah’ın dinine adayan, gecesini gündüzünü bu yolda vakfeden, sadece yaşadığı yerde değil tüm dünyadaki Müslümanların dertleriyle dertlenen bir adamdı rahmetli Hasan hocam.

Yaşarken belki de gereği gibi istifade edemediğimiz, vefatının ardından ise olmamasından kaynaklanan eksikliğini ne kadar da çok hissettiğimiz, “Ne kadar da büyük bir açığı kapatıyormuş” dediğimiz Allah dostu bir adam…

Ümmet hakkında gecelerini uykusuz geçiren, gece boyunca sorun olarak gördüğü meselelere çözüm bulabilmek maksadıyla uykusuz kalan ve bu uğurda kendini yıpratmaktan bir an dahi olsa çekinmeyen, bazen dert sahibinden daha fazla dertlenen, onun hiç önemsemediği şeylerde dahi ondan fazla önem gösteren, çevresindeki insanlarla birebir ilgilenmeyi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den çok güzel bir şekilde öğrenmiş bir kişiydi rahmetli Hasan hocam.

Tanıdık tanımadık insanların sıkıntıları uğruna uzun yolculuklara bile çıkmayı göze alan, ümmet adına dertlenen, ümmetin sıkıntılarını çözebilmek ve yüklenmiş olduğu sorumluluğu bir adım daha ileriye götürebilmek maksadıyla didinip duran, Allah’ın dinini mamur etmek uğruna çırpınan bir kişiydi. İlme verdiği önemin aynısını hatta daha fazlasını davete gösteren bir kişiydi. İnsanların dini bakımdan gün geçtikçe daha da geriye gittikleri böyle bir zamanda ilim ile daveti birleştirmeyi başarmış, insanları irşad edecek nesilleri yetiştirme mücadelesine daha gençlik yıllarında başlayıp ruhunu Rahman’a teslim ettiği zamana kadar devam ettirmiş bir kişiydi hocam.

İlim öğreterek eğittiği kişilerin ümmete faydalı olması uğruna sabahları uykusunu bölerek karda kışta, yağmurda çamurda, bıkmadan usanmadan, bazen tek kalsa da çevresindeki insanlar onun bu yaptıklarından ümitlerini yitirmiş ve faydasız olduğu kanaatini taşısalar da o, devamlı ümitvar olan, tek kaldığı zamanlarda dahi ilme ve gelecek neslin inşasına önem veren bir kişiydi. Talebelerinden birisi, ilmi bıraktığında ilim ehli davetçi bir ferdi kaybetmenin üzüntüsünü taşıyan, ondan daha fazla üzülen, bu uğurda gözlerinden yaşlar boşalan kendisiyle birlikte talebelerini de ağlatan, bu azmi ve kararlığıyla talebelerine örnek olan biriydi. Böyle kendisinin ümidini yitirmesine sebep olacak olaylarla karşılaştığı zamanlarda bile asla pes etmez, “Ben bu yolda tek kalsam dahi yine bu yolda devam edeceğim, talebe yetiştirmeye, gerekiyorsa sarf ve nahiv dersleri okutmaya devam edeceğim” derdi. Bu kararlılığıyla her zaman bize rehber olan azmi ve gayreti ile örnek bir şahsiyetti.

Talebelerine ilim, amel ve daveti birleştirmelerinin gereğinden bahseder, hayatından birtakım kesitleri, bu uğurda yaşadığı hayat tecrübelerini, çektiği sıkıntıları ve en sıkıntılı zamanlarda bile Allah’ın dini uğruna gösterdiği sabrı, kararlılığı ve bunun neticesinde Rabbinden gelen yardımı ve kurtuluşu, Lokman aleyhisselam’ın oğluna olan şu nasihatleriyle pekiştirirdi. “Ey oğulcuğum! Namazı dosdoğru kıl, iyiliği emret, kötülükten sakındır. Başına gelen musibetlere karşı da sabret. Çünkü bu işler mutlaka yapılması gereken şeylerdendir.” (Lokman, 17) Davetin neticesinde bazı sıkıntılarla karşılaşmanın mümkün olabileceğini, kişinin başına bazı sıkıntılar gelebileceğini bu ayet ile örneklendirir ama yine de Lokman aleyhisselam’ın tavsiyeleri doğrultusunda hareket etmelerini öğütlerdi.

“(İnsanları küçümseyerek ve önemsiz görerek) insanlardan yüz çevirme” (Lokman, 18) ayetiyle de öğrendikleri ilmin zekâtını vermelerini yani davet ve irşad çalışmalarında bulunmalarının önemini ve gerekliliğini, aynı zamanda Allah’ın dini uğruna her türlü zorluğa ve fedakârlığa katlanmalarının ehemmiyetini öğütlerdi. Kulaklarımdan hiç çıkmayan şu nasihati de daha dün gibi aklımdadır: “Gençler! Bu yolda bilin ki ‘Kûtun la yemût’ yani ölmeyecek kadar yiyeceğe razı olmalısınız.”

Yani bize şöyle demek isterdi: “Eğer bu yolda iseniz dünya ile ilgili planlarınızı bir kenara bırakın. Dünyaya, onun süsüne ve metaına aldanmayın, onu elde etmek uğruna bütün çabanızı harcayıp da Allah’ın dinini unutmayın. Eğer bu yola girdiyseniz o zaman hakkını verin. Peygamber varisi bir ilim adamı olun. Onun geriye bıraktıklarını düşünün ve onun gibi yaşayın, onun gibi olun ve onun geriye bıraktıklarını bırakın, yani geriye şunları bırakın; ilim ve salih nesiller… Allah’ın kendilerinden razı olduğu, onların da Allah’tan razı olduğu seçkin kişiler… Yani adam gibi adamlar… Sahabe gibi olmasa da onlara yakın önemli şahsiyetler… İşte yapılacak en güzel şey. Elde edilecek şeylerin en güzeli… En değerli hasılat, paradan puldan daha önemli olan miras. Hem dünyamıza hem de ahiretimize fayda verecek en hayırlı amel…”

Evet, gerçekten çok güzel bir nasihat… Böyle bir yola girmeyi bize nasip ettiği, bizi de bu kervana kattığı için zatının yüceliğine ve saltanatının azametine yaraşır bir hamdle Rabbime hamd eder ve şükrederim. Hiçbir zaman girdiğim bu yoldan dolayı pişmanlık duyacağım sözleri bana söyletmeyen, yaptığım şeylerden dolayı da “Keşke şöyle yapsaydım!” veya “Keşke şöyle yapmasaydım!” şeklinde hiçbir zaman dedirtmeyen, bana asla bu hususta pişmanlıklar yaşatmayan Rabbime hamd ederim. Bu yola girmeyi bana nasip eden ve hayatımın en güzel zamanlarını bu yolda ve bu uğurda vakfetmenin mutluluğunu bana hissettiren Rabbime mahlûkatının adedince hamdu senalar olsun. “Hayatımda tekrar bir geri dönüş olsaydı, ben tekrar bu yola girmeyi tercih ederdim” diye söylemeye beni muvaffak kıldığı ve dinini en doğru şekilde öğrenmeme vesile olan böyle bir şahsiyetle tanışma bahtiyarlığını bana yaşattığı için Rabbime mahlûkatının adedince hamdu senalar olsun.

Mutluluk her zaman zenginlik ve parada değildir. İlim ehli için en güzel mutluluk ve bahtiyarlık anları Rabbinin kitabıyla meşgul olduğu zamanlar, Rasûlü’nün hadisleriyle alâkadar olduğu vakitler, Allah’ın dini uğruna okuduğu sahifeler ve oradan elde edip öğrendikleriyle amel ettiği ve çevresindekilere aktardığı zamanlardır.

İşte rahmetli bu dava adamı, çevresindeki dava arkadaşları dünyevi bakımdan iyi durumda olsalar dahi onlara hiçbir zaman özenmemiş, bu özentisini ilme, kitaplara ve davete göstermiştir. Dünyevi olarak rahat edebileceği birçok alanlara asla tevessül etmemiştir. Dilerse gece gündüz evine kapanıp telif eserler yazabilecekken ve tercümeler yapabilecekken, bu yolda kazanacağı paralarla rahat bir hayat yaşayabilecekken o, davasını önemsemiş, gerektiğinde cebindeki parasını da bu yolda vakfetmekten asla çekinmemiştir.

Ben davetin önemini ondan öğrendim. Kendimi eve kapatıp tüm günümü kitaplarla geçirmek ve ilmimi gün be gün artırmak ve hayatımın sonuna kadar asla bitiremeyeceğim belki de denizin içine iğne batırıp da çıkardığında iğnenin ucunda kalan bir damla belki de sadece nemi kalan bir kişi misali hayatımın tamamını kitapların sayfaları arasında geçirmek yerine vasat ve dengeli olabilmeyi, öğrendiğini velev ki az da olsa yaşamaya çalışan ve öğrendiklerinden başkalarını da faydalandırmak gerektiğini ondan öğrendim.

Bazen talebeleri, bu ilmî derslerini devam ettirmesini kendisine teklif ettiklerinde, onlara davetin gerekliliğinden ve toplumdaki insanların şu anda içinde bulundukları durumlardan bahsederdi. Talebelerinin daha fazla kendisiyle birlikte olma tekliflerine karşılık o, daveti önemser ve çevresindeki davete susamış insanlara ilmini aktarmayı tercih ederdi. Talebelerinin bu kadarlık bir ilimlerinin bile onların nazarında zirvelerde bir yer teşkil ettiğini bir iki yıllık ilim hayatı olan kişilerin bile toplumdaki birçok ilim ehli gibi gözüken kişilerden daha çok ilim ehli olduklarını söyler ve talebelerini daima motive ederdi.

O, kendisini telif eserler yazmaya veya tercüme eserlerle uğraşmak yerine adam yetiştirmeye adayan, eserlerini insan suretinde şekillendiren birisiydi. Talebe yetiştirmenin ve davet faaliyetlerinin içine dâhil etmenin kitap yazmaktan daha önemli olduğunu düşünen ender şahsiyetlerden biriydi.

Dünyanın her yerindeki Müslümanların haberlerini yakından takip eden, onlarla ilgili çözümler üretmekle meşgul olan, gayreti ve çabası sadece yaşadığı ülke ile sınırlı kalmayıp, dünyadaki bütün Müslümanların sıkıntılarına kadar uzanan bir ümmet adamıydı. Zaman zaman çevresindeki insanlara dünyada olup biten haberleri, geceleri haber kanalarından takip edebildiği kadarıyla aktaran ve dünyadaki Müslümanların hallerinden bahseden, onlar hakkında çevresindekileri bilgilendiren, isabetli tespitler yapan ve yaptığı bu tespitlerinde de çoğu zaman haklı çıkan basiretli biriydi.

“Müminin ferasetinden sakının çünkü o Allah’ın nuruyla bakar” hadisindeki gibi ferasetli ve bakışları basiretli olan biriydi.

Çoğu zaman birtakım meselelerle alâkalı düşünceleri her ne kadar zahirde onun söylediklerinden farklı gibi gözükse de zamanla onun yine haklı olduğu ortaya çıkar, aldığı kararın veya söylediği sözün ne kadar da isabetli olduğu görülürdü. Tabi ki bu, ilim ehli olmanın tecrübeyle birleştiği bir birikimin tezahürüydü. İnsanlara faydalı olabilmek maksadıyla hasta da olsa, yaşı bir hayli ilerlemiş de olsa hatta o zayıf kalbi %10-20 gibi bir performansla çalışsa da onun gösterdiği performans %100’e yakındı. Biz usansak o usanmaz, biz bıksak o bıkmaz, biz yorulsak o yorulmaz, biz dinlensek o dinlenmez, biz uyusak o uyumazdı. Belki de hayatta en kısmetli olduğum hususlardan biri de onu tanımak olmuştur. Bir babanın genlerinin çocuğuna kalıtsal bir şekilde geçtiği gibi genlerini -öz çocuğu olmasak da- bize geçirebilmeyi başarmış, onun gördüğü gibi görmeyi, onun düşündüğü gibi düşünmeyi ve onun gibi hareket edebilmeyi bize aktarabilmiş biriydi. Davetin önemini talebelerine gereği gibi öğretmiş, ilimle daveti cem etmiş nesiller yetiştirmiş birisiydi.

Allah’ı tevhid etmenin ilimle mümkün olduğunu söyler, “Bil ki! Allah’tan başka ilah yoktur” (Muhammed, 19) ayetini her fırsatta okuyarak tevhid ehli olabilmenin ilimden geçtiğini söylerdi. “Allah’tan ancak âlim kulları korkar” (Fatır,28) ayetini okuyarak Allah’a karşı gereği gibi kul olabilmenin ve takvalı olmanın ilimden geçtiğini, ilmin de davetle birlikte olması gerektiğini öğütlerdi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizden de öğrendiğimiz gibi hem Rabbine kulluğa hem de insanlara vakit ayırmanın önemine değinirdi. Talebelerinin ilimleri kadar, onların ahlâki eğitimlerine de önem verir, Kur’an ahlâkı ile ahlâklanan insanlar yetiştirmenin gayreti içinde olurdu. Çevresindeki insanların bazen daha büyük kabahatleri karşısında tahammülkâr davranırken, kendilerinden asla görmek istemediği çok küçük meselelerde dâhi talebelerine kızar, onların hatalarına karşı oğlunu edeplendiren bir baba edasıyla hareket ederdi. Talebelerinin her birine -belki de görebildiğim kadarıyla bana- en az bir baba kadar babalık eden, üzerimde en az babam kadar hakkı bulunan, her zaman arkasından dua ettiğim ve inşallah ruhumu Rabbime teslim edeceğim zamana kadar da dua etmeye devam edeceğim, kendisini Allah için sevdiğim ancak bu sevgimi kelimelerimle izah etmekte zorlandığım, kelime ve cümlelerimin kifayetsiz kaldığı, dilimin onu hatırladıkça birbirine dolandığı, beynimin cümle kurmakta zorlandığı, kalbimin hüzünlendiği, kendisine değer verdiğim ve önemsediğim ender şahsiyetlerden biriydi.

Allah kendisine rahmet etsin. Geriye bıraktığı eserlerinden (talebelerinden) onu faydalandırsın, yetiştirdiği talebelerinin elde ettikleri sevaplardan hissedar olan ve amel defterinin kapanmadığı kullarından eylesin.Ben ondan razı oldum. İnşallah Rabbim de ondan razı olur.

Allahu Teâlâ geride bıraktığı talebelerine onun yürüdüğü yoldan yürümeyi nasip etsin. Bayrak yarışı misali bizlere teslim ettiği sancağı ve öğretilerini bizlerden sonraki kuşaklara aktarabilmeyi bize de nasip etsin. Her ne kadar onun gibi olamasak da bir menba olamasak da o menbanın (kaynağın) dibinden suyu içebilmeyi başaran kimseler olarak, kaynağın o suyunu bulandırmadan, heba etmeden, gitmesi gereken yere akıtabilmeyi ve aktarabilmeyi, ihtiyacı olan kişilere tertemiz bir halde katışıksız sunabilmeyi Rabbim bize de nasip etsin. Ahirette bizi onunla birlikte eylesin. Bu yol uğruna mücadele eden yiğitler kervanına hem onu hem de bizi dâhil etsin, bizi hep beraber ilim ve davet önderleriyle birlikte eylesin. Yüzü ak, onun bize bıraktığı misyonunu devam ettirmiş bir şekilde onunla karşılaşmayı, emanetinin hakkını yerine getirebilmenin mutluluğuyla onunla birlikte Firdevs-i A’la’da peygamberlere, şehitlere, sıddıklara ve salihlere kavuşmayı ve onlarla komşu olmayı bize nasip etsin. Ne mutlu onun yolundan yürüyenlere! Ne mutlu onun emanetine sahip çıkanlara… Selam ve dua ile…01

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir