AFGANİSTAN CİHADI, BARIŞ SÜRECİ VE ÜLKENİN GELECEĞİ

1970’li yıllardan bugüne savaşın devam ettiği Afganistan’da Müslümanlar, birbiri ardına dünyanın en büyük iki süper gücüyle savaştı.

1979-1989 arasında Sovyetler Birliği’ne karşı verilen savaşın ardından, 2001 yılından bugüne de ABD öncülüğündeki NATO koalisyonuna karşı Afgan Müslümanların savaşı devam ediyor. İçerisinde bulunduğumuz 2021 yılı “dünyanın en büyük süper gücü” olarak gösterilen ABD’ye karşı savaşın aralıksız olarak devam ettiği 20’nci yıl olacak.

2001 yılında ABD öncülüğündeki vahşi Haçlı seferiyle başlayan savaş, Müslümanların bu işgale karşı şiddetli direnişiyle devam etti. ABD güçleri, her geçen gün daha da şiddetlenen bir direnişle karşılaştı. Direnişin merkezinde, İslami yönetimi devrilen Taliban Hareketi yer alıyordu. İşgalin ilk yıllarında birçok büyük kent merkezinden çekilen Taliban, özellikle 2007 yılı ve sonrasında sürekli olarak alan kazandı.

Ülkedeki birçok bölgede kontrolü yeniden sağlayan Hareket, ABD öncülüğündeki Batılı güçlere ve yine ABD’nin kurduğu kukla yönetime bağlı birliklere karşı saldırılarına devam ettiler.

2011 yılında Afganistan’daki savaşın şiddeti doruk noktasına ulaşırken, 2013 ve sonrasında Taliban’ın hakimiyet alanı, ülkenin toplamında yüzde 50’yi aştı. Saldırılar daha etkin hale gelirken, Taliban yeniden iktidara gelmek için hazırlıklar yapmaya, profesyonelliğini artırmaya ve diplomatik temaslarda bulunmaya başladı.

Taliban ile ABD Arasında Diplomatik Temaslar ve Barış Anlaşması

Taliban ülkede askeri gücünü artırırken bir yandan da ABD işgalini sona erdirmek için çeşitli ülkelerde diplomatik temaslarda bulunmaya da devam etti.

Bu kapsamda Hareket ilk olarak 2013 yılının haziran ayında Katar’da bir Siyasi Ofis açtıklarını resmî olarak ilan etti. Bu Siyasi Ofis’in maksadı diplomatik temasları kolaylaştırmaktı.

Ülkede savaş sürerken, 2018 yılıyla beraber Taliban’ın etki alanı, ülkenin yüzde 70’inden fazlasını kontrol ettikleri bir kapasiteye kadar ulaştı. Bunun bir yansıması olarak Taliban, dış ülkelerce bir güç olarak kabul edilmeye başlandı. Bu kapsamda ABD ile Taliban arasında, ülkedeki savaşı sona erdirmek üzere diplomatik görüşmelerin başladığı, 13 Ekim 2018 tarihinde resmen açıklandı. Taliban, görüşmelerle iki amaçlarının olduğunu, bunların ülkede işgalin sona ermesi ve İslami bir sistem kurulması olduğunu vurguluyordu.

Görüşmeler, çeşitli tartışmalarla ve iniş çıkışlarla, yaklaşık 16 ay devam etti. Taraflar arasındaki müzakereler sürerken Afganistan’da savaşın şiddeti azalmadı.

Bu siyasi sürecin bir neticesi olarak, Taliban ile ABD arasında, ABD’nin Afganistan işgalini sona erdirmesine dair anlaşma, 29 Şubat 2020 tarihinde Katar’ın başkenti Doha’da resmen imzalandı. Söz konusu anlaşmayla beraber ABD Afganistan’dan 14 ay içerisinde tamamen çekilmeyi kabul etti. Taliban ise Afganistan topraklarının, ABD ve Batı için tehdit oluşturmayacağına yönelik taahhütlerde bulundu. Doha Anlaşması, Afganistan’da 40 yılı aşkın süredir devam eden savaşın ilk kez bir mutabakat ile sona ermesi ve ülkeye barışın gelmesi konusunda bir umut oluşturdu.

Taliban’ın Pozisyonunu Anlamak

Bir devlet anlayışı ile yapılanmış olan Taliban Hareketi, 1994 yılından bugüne Afganistan’da en güçlü aktör konumunda. Bu kapsamda Hareketin içerisinde ciddi bir siyasi, askeri, idari ve diplomatik anlayış gelişmiş vaziyette.

ABD ile barış masasına otururken birçok farklı kesim Taliban’a, taviz vermek hatta mücadelesine ihanet etmek gibi delilsiz ve temelsiz suçlamalar yöneltti.

Elbette cihadi hareketlerin diplomatik süreçlere dahil olması, tüm kazanımların kaybedilmesine neden olabileceği düşüncesiyle birçok samimi Müslüman için endişe verici bir durum olabilir. Bu endişenin temelinde, daha önce benzeri süreçlere dahil olarak yolundan sapan “İslami” yapılara dair tecrübeler yer almaktadır.

Söz konusu endişeler haklı görülebilir olmakla birlikte, şunu anlamak gerekir ki böylesi süreçlere de Müslümanca dahil olmak mümkündür. Salt olarak bu süreçlere dahil olmak bir grubu batıl üzere yapmamaktadır. Bu durumlar incelenirken temel İslami ilkelere yönelen bir ihlalin olup olmadığına bakmak gerekir. Bir yapı, İslam’ın temel ilkelerini ihlal etmeden ve şer’i siyasete uygun şekilde, elbette bu gibi süreçlere dahil olabilir.

Bu diplomatik ve siyasi süreçler Müslümanların maslahatına ise İslami ilkelerden taviz verilmiyorsa, büyük günahlar işlenmesine sebep olmuyorsa, Allah’ın hükmüyle hükmedilmesine karşı bir unsur teşkil etmiyorsa, Müslümanların bu süreçlere katılımına şiddetli bir aleyhtarlıkta bulunmak makul değildir. Ancak bu süreçlere dahil olmanın, siyasi-dini bilgi ve tecrübe gerektirdiğini de unutmamak gerekli. Yine bu sürecin yoğun istişareler gölgesinde sürdürülmesi oldukça önemli.

Afganistan’da İslami bir egemenliğe ve barışa giden yolu anlamak için, bu ülkenin gerçeklerini anlamak gerekir. Öyle bir ülke düşünün ki burada neredeyse 50 yıldır aralıksız olarak savaş devam etmektedir. Her evden bir ölü çıkmıştır. İnsanlar yollarda ve evlerinde güvende değildir. Kimsenin namus, can ve mal emniyeti yoktur. Her gün savaş, çatışma ve gözyaşı devam etmektedir. En temel ihtiyaç maddeleri dahi satın alınamamaktadır. Ekonomik hiçbir girişim yoktur. Ülke yabancı güçlerin işgalindedir. Ülkenin komşuları istedikleri gibi ülkeye müdahil olabilmektedir. Böyle bir ülkede 50 sene yaşadığınızı düşünebiliyor musunuz?

İslam, nizam ve adaleti öngören bir dindir şüphesiz. İnsanların İslam’ı gerçekten yaşayabilmeleri için can, mal, namus gibi temel konularda emniyetin sağlanması gerekir. Bu açıdan Afganların ülkelerinde barış istemesi, 50 senedir devam eden bağımsızlık ve İslam şeriatı mücadelelerinin meyve vermesini istemesi, yadsınacak bir istek değildir. Herkesin elini vicdanına koyması gerekir. Zira bu halk, şayet Allah’ın hükmünden başkasına razı olmuş olsaydı, fesada ve küfre göz yummaya razı olsaydı, 50 senedir böylesi dünyevi sıkıntılar çekmezlerdi. Ama bu halk, dünyalarının sıkıntı içerisinde olmasına göz yumarak, Allah yolunda mücadeleyi göğüslemiştir. Bu durumu akıldan çıkarmamak gerekir.

Bu paralelde Afgan Müslümanlar, ellerine geçen bu fırsatı değerlendirmek istemektedir. Oturmuş bir nizam kurmak, geleceğe bu nizam üzerinden, yerel ve bölgesel bir İslami devlet üzerinden bakmak istemektedirler. Bu durumu ele alırken daha hikmetli, daha hoşgörülü ve İslam ahlakına yakışır şekilde ele almak icap eder.

ABD’de İktidar Değişimi

Taliban ile barış sürecinde ABD’de Donald Trump’ın liderlik ettiği Cumhuriyetçi kesim egemen durumdaydı.

ABD’de 3 Kasım 2020 seçimlerinden sonra Demokrat Joe Biden’ın başa gelmesi, Doha Anlaşması’nın da yeniden ele alınmasına sebebiyet verdi.

Biden’ın söz konusu anlaşmayı yeniden değerlendireceği ifade edilirken, Amerikalı yetkililer de ABD’nin anlaşmada belirtilen sürede ülkeden çekilmeyeceğini ima ettiler. Bu da demek oluyor ki ABD, Doha Anlaşması’ndaki sözlerini yerine getirmeyebileceğini ifade ediyor. Kısacası, Mayıs 2021’de Afganistan’dan çıkmayabileceklerini belirtiyorlar.

Taliban ise bu durum karşısında, ABD çekilmezse ülkede çok daha büyük bir savaşın yaşanacağını vurguluyor.

Afganistan’da Ne Olacak?

ABD’nin anlaşmaya uyarak Mayıs 2021’de ülkeden çekilmesi halinde, Afganistan’da yeni bir dönemin başlaması muhtemel. Bu doğrultuda Afganistan, Afganlar arası görüşmeler ve sahadaki güç dengelerinin yeniden şekillenmesi paralelinde, yeni ve İslami bir hükümetin kurulmasına şahitlik edecek.

Ancak bu döneme dair bir şeyler söyleyebilmek için henüz çok erken. Bu sebeple öncelikle, ABD’nin ülkeden çekilmeyi taahhüt ettiği Mayıs 2021’i beklemek gerekiyor.

Peki ABD taahhütlerini yerine getirmez ve Afganistan’dan çekilmezse neler yaşanacak?

Bildiğimiz üzere, inşallah Nisan ayı ortasında İslam âlemi, Ramazan ayına girmiş olacak. Afganistan’da da bu denli kritik siyasi ve askeri bu süreç, Ramazan ayına denk gelecek. Mayıs ayı ortasında ise inşallah Ramazan Bayramı’nı kutlayacağız.

Bu tarihte ABD ve müttefikleri Afganistan’ı boyunları eğik, zelil bir şekilde terk etmiş olursa yıllardır savaşla iç içe bir ömür sürdüren Afganlar çifte bayram yaşayacak. Şayet ABD çıkmamış olursa, mayıs ayı ortasından başlayarak ülkede çok şiddetli çatışmaların yaşanması muhtemel.

Taliban özellikle ülkedeki Amerikan üslerini, diplomatik merkezleri hedef alacak, bunun yanı sıra büyük şehir merkezlerini kontrol etmek için hamlelerini sertleştirecek, daha doğrusu daha gelişmiş saldırı şekilleri deneyecektir.

Rahmet ayı Ramazan’ın, Afganistan ve tüm İslam âlemi için barış ve huzur getirmesi temennisiyle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir