MİSYONERLİK – 2

Misyonerliğin Değişen Amacı

Bir önceki yazımızda misyonerlik faaliyetlerinin başlangıçta kendi ifadeleriyle “dinsiz dünyayı Hristiyanlaştırarak, yeryüzünde güçlü bir Hristiyan topluluğu oluşturmak” gayesi güttüğünü söylemiştik. Fakat süreç içerisinde misyonerlik faaliyetleri; dini (!) gayelerden sapıp siyasi, ekonomik, sosyal ve idari pek çok amacı da içine almış ve özellikle sömürgecilik çağı ile beraber bağlı bulundukları ülkelerin emperyalist politikalarına hizmet etmiştir.

Müslüman ve diğer halklar nezdinde Misyonerlik faaliyetlerinin egemen devletlerin emperyalist politikalarına hizmet ettiği gerçeği ortaya çıktıktan sonra günümüz misyonerleri bu olumsuz algıdan kurtulmak için daha farklı isimlerle kendilerini ifade etmeye başlamışlardır.

Bu amaç doğrultusunda kendileri ve faaliyetleri için en çok kullandıkları isimler şunlardır: Evangelist, Evangelizm, Evangelizasyon (İncili öğretmek, yaymak / İncili öğretenler, yayanlar) Zaman zaman kendileri için Witnessing (Tanıklık / Şahitlik / İncil’e şahitlik edenler) ve Proclamation (İlan etmek / İncili ilan / beyan edenler) gibi kelimeler de kullanmaktadırlar.

Misyonerlerin Metotları

Hristiyan misyonerlerin kullandıkları metotlar, Yeni Ahit’te Pavlus tarafından ifade edildiği üzere günün ve toplumun şartlarına göre değişebilmektedir. Dolayısıyla kendilerini kiliseye adayan ve İncil’in hizmetkârı olarak gören misyonerler, amaçlarına ulaşabilmek için her yolu ve metodu denemekten kaçınmamışlardır.

Öncelikle misyonerlik çalışmasında bulanacak bütün gönüllüler gerekli eğitimlerden geçirilmektedir. Onlardan istenen; gidecekleri ülkenin dilini, dinini ve kültürlerini öğrenip inceleyerek eksiklikleri belirlemek ve ona göre hareket etmektir. Bu yüzden misyonerler bazen bir doktor bazen bir öğretmen bazen de bir barış gönüllüsü veya din adamı olarak faaliyetini sürdürebilirler.

Bugün misyonerler tarafından kullanılan metotların en dikkat çekicileri şunlardır:

Interpretatio Christiana Yöntemi

Bulundukları ülkelerdeki yerli halkın inanç, ibadet ve kültürünü Hristiyanlık anlayışına göre yeniden yorumlama yöntemidir. Bundan maksat; mevcut halkın inanç ve amellerinin sanki Hristiyanlıktan gelen inanç ve ameller olduğunu göstermektir.  Bu yöntemle muhataplara Hristiyanlığın daha kadim ve köklü bir din olduğu hissi verilmeye çalışılmıştır. Ayrıca farklı inanç ve kültür topluluğu ile Hristiyanlık arasında duygusal bağlar kurulup Hristiyanlığın halk arasında daha kolay yayılması amaçlanmıştır.

Örneğin; Hristiyan misyonerler Roma ve Mısır inanışlarında yer alan birçok putperest pratiği Hristiyan inancı içerisinde yorumlayarak açıklamıştır. Yine pek çok kültürde bahar bayramı olarak kutlanan Paskalya Yortusu, Hristiyanlar tarafından dinî öğelerle desteklenerek Hristiyan bir kimliğe büründürülmüş böylece o toplumların inanç ve kültürlerinin aslında Hristiyanlıktan doğduğu hissi verilerek Hristiyanlığın daha köklü bir din olduğu algısı oluşturulmaya çalışılmıştır.

İnkültürasyon Yöntemi

Hristiyan inanç ve anlayışını belli toplumlara (kültürlere) adapte etme yöntemidir. Bu metot, misyonerlerin Hristiyanlığı yaygınlaştırmasına yardımcı olmak amacını gütmektedir. Örneğin; sevgililer günü ve Noel baba figürü Hristiyan dünyasının İslam toplumlarına soktuğu inanç ve anlayışlardır. Böylece Müslüman halk üzerinde Hristiyanlık inancına yönelik bir hoşgörü oluşturulup devamında Hristiyanlığı daha kolay yayabilmek amaçlanmıştır.

2000’li yıllarda Malezya ve Endonezya’da çok tartışılan Hristiyan grupların Allah kelimesini kullanma talebi olmuştur. Bu talebin asıl amacı Hristiyanlarla Müslümanlar sanki aynı Allah inancına sahiplermiş imajı vermek istemeleridir. Fakat bu talep Müslüman halkın kafasını karıştıracağı gerekçesiyle mahkeme tarafından reddedilmiştir.

Kontekstualizasyon Yöntemi

Hristiyan misyonerler, İncil tercümeleri ve tefsirlerinde kullanılan bu metotla Hristiyan inancı ile diğer dinler ve kültürler arasında bir bağlantı kurmayı amaçlamaktadır. Bu şekilde İncil içinde geçen ifadelerin yerli kültürde karşılığı olan ifade ile karşılaştırılması ve bu yolla yerli halkın Hristiyanlığa yakınlaştırılması amaçlanmaktadır. Örneğin; İncil’de adı geçen peygamberlere Müslümanların kullandığı isimleri vererek İncil’de anlatılan hikâyenin Davut ya da Musa aleyhumasselam’a ait olduğunu iddia etmek kontekstualizasyon metodu ile misyonerlik yapmak demektir.

Dinler Arası Diyalog Yöntemi

Yukarıda zikredilen metotların uygulanması ile ortaya çıkan din algısı Hristiyanlık açısından oldukça problemli ve yanıltıcıdır. 21. yüzyılda misyonerlik çalışmalarından başarı elde edemeyen Vatikan tarafından İkinci Vatikan Konsülü’nde alınan kararlar hızla uygulamaya konulmuş ve diğer dinlerle diyalog kurma çalışmaları başlatılmıştır. Bu çalışmalar kapsamında İbrahimî dinler, tolerans ve benzeri birçok terime vurgu yapılmış ve İslam-Hristiyanlık-Yahudilik dinlerinin ortak bir atadan neşet ettiği fikri ortaya konulmuştur.

Dinî anlamda mutlak bir doğru olmadığını ve bütün dinlerin aynı ilah tarafından gönderildiğini öğütleyen bu metot, dinler arasında diyalog ve hoşgörü zemini oluşturma gayreti içinde olmuştur. Böylece özellikle halkı Müslüman olan ülkelerdeki Hristiyan misyonerliğine karşı olan önyargılar yumuşatılacak ve Hristiyanlık propagandası yapabilecekleri bir hoşgörü ortamı hazırlanacaktı.

Aslında emperyalist Hristiyan dünyasının bu yöntemi kullanmasındaki asıl amacın ne olduğunu en tepedeki birinci isim olan papa yıllar önce açık bir şekilde ifade etmiştir. “Dinler arası diyalog, Kilise’ye döndürme amaçlı misyonun bir parçasıdır… Bu misyon aslında Mesih’i ve İncil’i bilmeyenlere ve diğer dinlere mensup olanlara yöneliktir”[1]

Papa II. Jean Paul, 24 Aralık 1999’da yayınladığı yılbaşı mesajında; “Birinci bin yılda Avrupa Hıristiyanlaştırıldı. İkinci bin yılda Amerika ve Afrika Hıristiyanlaştırıldı. Üçüncü bin yılda ise Asya’yı Hristiyanlaştıralım” diyerek Asya’yı Hristiyanlaştırma politikalarının hedefine koymuştur. Ayrıca Vatikan tarafından, “Asya’nın Hristiyanlaştırılmasında Türkiye merkez kabul edildi”, görüşlerine yer verilmesi, Asya’nın Hristiyanlaştırılması için Türkiye’nin geçiş yolu üzerinde olması, günümüz misyonerlik faaliyetleri açısından bu toprakların ne derece büyük tehlikeler ile karşı karşıya kaldığını ortaya koymaktadır.

Bu dönemde “Düşman Kardeşler” olarak bilinen Katolik ve Ortodokslar arasındaki yakınlaşma dikkati çekmektedir. Katolik Papa ve Fener Ortodoks Patriği İstanbul’da ilk defa bir araya gelmişlerdir. Fener Patriği bir atakla kendisini “Ekümen”, yani bütün dünya Ortodoksları’nın başı ilan etmiş, daha da ileri giderek, Fener’de yani İstanbul Fatihte kurulacak Vatikan benzeri bir devletçik statüsü istemiştir.

O tarihlerde dinler arası diyalog toplantılarına gönül verip destek olanların açıklamaları ise hala hafızalarda tazeliğini korumaktadır.

“Papa 6. Paul cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan dinlerarası diyalog için papalık konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz.”[2]

“Efendim! Diyalog ve hoşgörü devam edecekse Hristiyanlarla konuşurken sizin kitabınız bozulmuş, sonradan değiştirilmiş, en hakiki din benim dinim demeyeceksiniz.”[3]

Türkiye’de belli bir cemaat, bürokrat ve ilahiyatçıların himmeti altında organize edilen ‘Dinler Arası Diyalog’ çalışmalarının gerçek niyeti hususunda birçok kez uyarı yapan âlim ve yazarlara itibar edilip kulak verilmemiştir.  Hatta bırakın bu uyarıları dikkate almayı haklarında insafsızca eleştiriler yapılmış, iftiralar atılarak linç kampanyaları başlatılmıştır.

Sosyal ve Kültürel Etkinlikler Yöntemleri

Misyonerlik faaliyetleri açısından yürütülen sosyal etkinlikler de son derece önemlidir. Misyonerler, aralarında faaliyette bulunulacak kimselerle olumlu ilişkilerin kurulmasında sosyal etkinliklerin önemli bir rol oynadığını düşünmektedir. “Arkadaş evangelizmi” olarak adlandırılan arkadaşlık ilişkilerinin kurulması yanında çocuk kulüpleri oluşturmak ve kreşler, anaokulları kurmak gibi çocuklara yönelik aktivitelerle düşkünlerin barındığı evlere ziyaretler düzenlemek, sağlık sorunlarıyla ilgilenmek, yalnızlık problemlerine çözüm getirmek gibi yaşlılara yönelik faaliyetler önem verilen sosyal etkinlikler arasındadır. Misyonerlerce işletilen kültür evleri, yetenek geliştirme ve dil kursları, dostluk evleri, bazı turizm ve danışmanlık büroları gibi kuruluşlar, onların hedef seçtikleri çevreyi tanımaları ve mahallî halkla arkadaşlık ilişkileri geliştirmeleri açısından ideal ortamlar olarak görülür.

Günümüz misyonerliğinde, özellikle Protestan Evangelik kiliselerce yürütülen misyonerlik faaliyetlerinde misyon bölgelerinde kilisenin yerelleşmesine ve yerel kiliselerin oluşturulmasına özen gösterilir. Zira bu, o bölgelerde yerli halk arasında Hristiyan mesajının kalıcı olarak yer edinmesinde önemlidir. Kiliselerin yerelleşmesinde cemaatin oluşumu açısından iki kurumsal yapının tesisi önemlidir. Bunlardan birincisi uygun sosyal ve siyasal şartlar oluştuğunda ve cemaat yeterli sayıya ulaştığında resmî Hristiyan kurumlarının açtırılmasıdır. Diğer bir yapılanma ise henüz yeterli sosyal ve siyasal ortamla yeterli sayıda cemaatin olmadığı yerlerde devreye sokulan “ev kiliseleri” şeklinde cemaatlerin oluşturulmasıdır.

[1]. Papa 2.Paul, Redemptoris Misso/ Kurtarıcı Misyon Genelgesi 1991

[2]. F.Gülen’in Papa’ya mektubundan, Zaman Gazetesi 10.2. 1998

[3]. Prof. Dr. Mehmet Aydın/ 22. ve 23. Dönem Ak Parti Milletvekili / Diyanetten Sorumlu Devlet Bakanı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir