İMAN ÜZERE SEBAT ETMEK

“Ey iman edenler! Allah’a, peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, şüphesiz ki o, uzak bir sapıklıkla sapmıştır.”

(Nisa, 136)

Bir nimete sahip olmak ne kadar güzel olsa da o nimetin daim olması daha ziyade arzulanan bir şeydir. Nimet olarak ele alınacak her şey için geçerli bir durumdur bu. İnsan fıtratı gereği sahip olduğu ve önem verdiği değerleri savunur ve kaybetmek istemez. Tabi insanın değer verdiği şeyler kişiden kişiye farklılık arz eder. Kimi dini, kimi dünyanın çeşitli alanlara ayrılan hedefleri peşinde koşar.

İslam bize savunmamız ve ölene dek korumamız gereken en önemli şeyin iman olduğunu belirtmiştir. Çünkü iman sadece itikadımızın temelini oluşturmakla kalmaz, dünya hayatının istikrar kazanmasında da önemli rol oynar. Allahu Teâlâ şöyle buyurur: “Erkek olsun kadın olsun, kim mümin olarak salih amel işlerse şüphesiz ki biz onu güzel bir hayatla yaşatırız; elbette ki onları, yaptıklarının en güzeliyle mükafatlandırırız.” (Nahl, 97)

İman, üzerinde üşüşüp muhafaza etmekte asla gaflete düşmememiz gereken en değerli azığımızdır. Bu azık bizleri gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiçbir canlının tahayyül edemeyeceği nimetlere ulaştıracaktır. Onu korumak hayatımızın gayesi, onun üzerinde ölmek ebedi cehennemden kurtulmak ve Allah’ın rahmetine namzet olmaktır. Tüm peygamberlerin ve onların yoluna baş koyanların en büyük gayesi insanlara bu manayı vermek ve onu bedenin en değerli azasına nakşetmek olmuştur.

İmanın en değerli olması onun pek çok saldırıya maruz kalmasına vesile olmaktadır. Özellikle de insan gibi unutmaya meyyal bir canlıda ve sürekli olarak her gördüğü şeyden etkilenen kalpte olması onu muhafaza etmede daha itinalı olmayı gerektirir. Kadere olan imanımız gereği saadetin ve şekavetin henüz anne rahmindeyken yazılmış olması, kalplerin Rahman’a olan Allah’ın elinde olup onu dilediği yöne yönlendirmesi meselenin ne kadar nazik olduğunu gözler önüne sermektedir. Zira bu konuda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizden önemli uyarılar gelmiştir. Onlardan birinde Abdullah b. Mesud radıyallahu anh şöyle anlatıyor: “Doğru olan ve doğruluğu tasdik edilmiş olan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle anlattı: ‘… Kendisinden başka ilah olmayan zata yemin olsun, sizden biri (hayatı boyunca) cennet ehlinin ameliyle amel eder. Öyle ki, kendisiyle cennet arasında bir kulaçlık mesafe kaldığı zaman ona (kader) yazısı üstünlük sağlar ve cehennem ehlinin ameliyle amel ederek cehenneme girer. Aynı şekilde sizden biri (hayatı boyunca) cehennem ehlinin amelini işler. Kendisi ile cehennem arasında bir kulaçlık mesafe kalınca (kader) yazısı ona üstünlük sağlar ve cennet ehlinin amelini işleyerek cennete girer.”[1]

Rabbimiz zayıflığımızı bildiği için ve bize olan merhametinden dolayı bu meseleyi sürekli olarak gözlerimiz önünde canlı tutmayı murad etmiş ve kıldığımız namazların her rekatında Fatiha süresini vacip kılmıştır. Bu sürede “bizi doğru yola ilet” ayeti ile imana sahip olmanın yanında onu muhafaza etmenin de sürekli olarak dualarımız arasında olmasına işaret vardır.

Âlimlerin Ayet ile İlgili Görüşleri

İmam İbni Kesir rahimehullah Tefsiru’l – Kur’an-il – Azim’de şöyle der: Allah Teala, mümin kullarına, imanın tüm hükümlerine, bölümlerine, rükünlerine ve temellerine girmeyi emreder. Bu durum zaten elde olan bir şeyi tekrar elde etmek anlamında değildir. Bilakis kemale eren bir durumun tamamlanıp desteklenmesi, iyice sağlamlaştırılması, karar kılması ve onun üzerinde devamlılığın sağlanmasıdır. Bu durum müminin her namazda “bizi doğru yola ilet” yani bizi basiretli, kıl hidayetimizi arttır ve hidayet üzerine sabit kıl demesi gibidir.[2]

Ayetin kimler hakkında indiği konusu alimler arasında ihtilaf konusu olmuştur. İmam Kurtubi rahimehullah El-Camiu li Ahkami-l Kur’an’da şöyle der: “Ayet, müminlerin hepsi hakkında nazil olmuştur. Manası ise ‘Ey tasdik ehli! Tasdikinizde durun ve onda sebat edin.’ ‘Peygamberine indirdiği kitaba’ derken Kur’an’ı, ‘… daha önce indirdiği kitaba’ derken önceden geçen tüm nebilere indirilen kitapları kastetmiştir…”

Bir görüşe göre ayetin Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den önce geçen peygamberlere iman eden kişiler hakkında indiği belirtildi. Başka bir görüşe göre bu ayet münafıklara hitap etmiştir. Buna göre mana şöyle olur: “Ey görünüşte iman edenler, Allah için ihlaslı olun!”

Bir diğer görüş ise bundan maksadın müşrikler olduğunu beyan etmiştir.  Buna göre ayetin manası: “Ey Lat, Uzza ve tağuta iman edenler, artık Allah’a iman edin! Yani Allah’ı ve kitaplarını tasdik edin.”[3] şeklindedir.

Şehid Seyyid Kutub Fi Zilal-il Kur’an’da şöyle der: “Bu müminlerin inanması gereken inanç esaslarını belirleyen bir ifadedir. Bir başka deyimle İslam’ın inanç sisteminin açıklanmasıdır.

Allah’a ve Rasûlü’ne inanmak, bu esaslardan bir tanesidir. Bu ilke; müminlerin kalplerini, kendilerini yaratan ve onlara doğru yolu gösterecek birini, yani Hz. Peygamberi gönderen rablerine bağlar. Bunun anlamı, peygamberin peygamberliğine inanmak onu gönderen Allah’tan kendilerine getirdiği her şeyi tasdik etmektir.

Bu ilkelerden biride, Allah’ın peygamberine indirdiği kitaba inanmaktır. Bu onları, Allah’ın kendi hayatları için seçtiği ve bu kitapta onlara açıkladığı sisteme bağlar. Aynı zamanda bu onlarda kaynağı ve yöntemi tek olan, yalnızca bir kısmına değil, tamamına inanılması gereken bu kitapta ne varsa hepsini almaları gerektiği inancına götürür.

Bu ilkelerin bir başkası da daha önce indirilen kitaba inanmaktır. Çünkü bütün kitapların kaynağı birdir ve o da Allah’tır. Diğer yandan temelleri de birdir. Bu temellerin başlıcaları tamamen Allah’a teslim olmak, bütün özellikleri ile uluhiyette yüce Allah’ı birlemek, O’nun sisteminin uyulması ve hayatta uygulanması gereken tek sistem olduğuna inanmaktır. İşte temelde görülen bu birlik bozulmadan önceki durumlarıyla tüm kitapların Allah tarafından gönderildiğinin kesin kanıtıdır. Çünkü Allah’ın sistemi birdir. O’nun insanlığa yönelik iradesi birdir. Çevresindeki yollar ayrılsa da O’nun yolu birdir ve hiç sapmadan O’na ulaşır.”[4]

Ayet-i Kerime Çerçevesinde Bazı Mülahazalar

Bu ayet-i kerimede imanın beş şartı olan Allah’a, kitaplarına, meleklerine, Rasûllerine ve ahiret gününe iman zikredilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de farklı yerlerde zikredilen kadere iman ise yine imanın altıncı şartı olarak itikadımızın temel meselelerindendir. Bunu sünnet-i seniyyeden öğrenmekteyiz.  Meşhur Cibril hadisinde şöyle rivayet edilmiştir: “(İman) Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe iman etmek, kadere, hayır ve şerrin O’ndan olduğuna iman etmektir.”[5]

İman üzerinde sabit kalma konusunda Allah’tan sürekli yardım istemek gerekir. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem sıkça şöyle dua ederdi: “Ey kalpleri evirip çeviren, kalbimi dinin üzerinde sabit tut!” Râsulü Ekrem’e denildi ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! Sana ve getirdiğine iman ettik, buna rağmen bizim için bir endişe duyuyor musun?” Buyurdular ki: “Evet, zira kalpler Allah’ın iki parmağı arasındadır, dilediği gibi evirip çevirir.”[6]

İman üzere ölmek için hayatımıza bazı işaretler koyarak sürekli istikamet üzere devam etmeye çalışmalıyız. Fatiha suresinde bu konu güzel bir şekilde belirtilmiştir. Müslüman, ahiretini riske atacak durumlardan ve imanını zedeleyecek yerlerden uzak durmalıdır.

Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Allah’tan hakkıyla korkun ve ancak Müslümanlar olarak ölün.” (Âl-i İmran, 102)

Tüm tedbirleri aldıktan sonra Allah’a hakkıyla teslim olmak ve amellere asla güvenmemek gerekir. Çünkü şeytan, Müslümanın zellesi (ayak sürçmesi) için daima fırsat kollamaktadır. Allah’tan rahmetini ve faziletini talep etmek esastır.

[1]. Buhârî, Kader, 1; Müslim hn: 2643

[2]. Aynı ayetin tefsirinden

[3]. Aynı ayetin tefsirinden

[4]. Aynı ayetin tefsirinden

[5]. Müslim hn: 8

[6]. Tirmizî, Kader hn: 2140

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir