DÜNYADA YÜKSELTTİĞİ HER ŞEYİ GERİ İNDİRMEK ALLAH’IN BİR KANUNUDUR!

Huzeyfe radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

“Nübüvvet içinizde Allah’ın dilediği kadar devam eder; sonra dilediği zaman onu ortadan kaldırır. Sonra, nübüvvet sisteminde bir hilafet olacaktır. Bu da Allah’ın dilediği kadar devam eder; ardından Allah onu da -dilediği zaman- ortadan kaldırır. Sonra ısırıcı bir saltanat olur. O da Allah’ın dilediği kadar devam eder; sonra Allah dilediğinde onu ortadan kaldırır. Daha sonra ceberut bir saltanat olur; o da Allah’ın dilediği kadar devam eder, ardından Allah dilediği zaman onu ortadan kaldırır. Sonra, nübüvvet sisteminde bir hilafet olur.”[1]

Karanlıkların her bir sokağı örtü gibi kapladığı, cahiliyenin sınır tanımaz yüz kızartıcı ahlakının sineleri zehir gibi yıprattığı, kâinatın yegâne ve tek sahibi olan Allah azze ve celle’nin unutulduğu, hudutlarının çiğnendiği, beşer aklının ve vicdanın ön plana atılıp insanların hayvanlaştırıldığı, kalbi selim olanların ise umutlarını yitirip bu acımasız dişlilerde ruhların kayboluşuna kan damlayan gözyaşları ile seyrettiği bir zamanda Rahman ve Rahim olan Allahu Teâlâ, değişmez zannedilen dünyanın istikametini hakka ve adalete yönlendirdi.

El–Fettah ismi ile semanın hidayet kapılarını açarak, Kur’an ile vahşileşen insanlığın damarlarına nurunu aşıladı. Falancaların binekleri iman eder ama onlar asla iman etmez denilenler müminlerin imamları oldu. Kötü ahlaklarından toprağın dahi utandığı insanlar, insanlığın terbiye ediciliğini üstlendi.

Kur’an’ın yönlendirmesi, Rasûlullah aleyhisselam’ın örnekliğinde saadet asrı meydana geldi. Mekke’den yayılan vahyin kokusu cihanı sardı. Hira’dan doğan güneş, batılın bataklığını kuruttu. Medine’de göğe kalkan kılıçlar, kınlarına girmeden kâfirlerin kaleleri bir bir düştü. Âleme nizam, âdemoğluna intizam geldi.

Numune-i imtisal olan efendimizin vefatı ile birlikte nübüvvet ikliminde zorlu bir otuz sene yaşanmaya başlandı. Nebevi medresenin mezunları olanlar, insanlığı aydınlatmaya devam ettiler. Ne kılıçlarını indirdiler ne kalemlerini bıraktılar ne de davetten geri durdular. Allah Rasûlünden aldıkları mirasın hakkını vermek için canhıraş gayret gösterdiler. Kadın, yaşlı ve çocuk demeden Risâlet iklimini deniz ötesine taşıdılar. Hakkın ve adaletin yılmaz savunucuları oldular. Mazlumların hamiliğini üstlenip kimsesizlerin ocağına dönüştüler. Fırat’ın kenarında bir oğlaktan dolayı kıyamet günü hesaba çekileceklerini düşünerek hayatı anlamlı hale getirdiler. Tabi ki Allah Rasûlü’nden rivayet ettiğimiz hadis tecelli edecek ve ümmet ısırıcı saltanat ile yüz yüze gelecekti.

Medine’de heyecan ve coşkunun zirvede olduğu zamanlardan biriydi. Allah Rasûlünün dişi binek devesi Adba ile bir bedevinin genç yük devesi yarışacaktı. O güne dek Adba’yı geçebilen hiçbir deve olmamıştı. Ashap bu yarışta da aksinin olacağını düşünmüyordu. Derken yarış başladı. Bir müddet sonra bedevinin devesi Adba’yı geçti. Kimsenin aklına gelmezdi Hz. Peygamber’in devesinin yenileceği. Bu durum Müslümanların gücüne gitti. “Adba yenildi!” dediler. Ashabının şaşkınlığına rağmen Allah Rasûlü bu durumu gayet tabii karşılamıştı, üzülmeye gerek yoktu. Zira her kemalin bir zevali vardı. Şöyle dedi Allah’ın Elçisi: “Dünyada yükselttiği her şeyi geri indirmek Allah’ın bir kanunudur!”[2]

Hz. Ali radıyallahu anh’ın şehadetiyle başlayıp Osmanlı İslam Devleti’nin yıkılmasına kadar saltanat sistemi varlığını sürdürdü. Bundan sonra ise aydınlıktan korkan ve insanlığı gerisin geri cahiliyenin karanlıklarına mahkûm eden ceberut sistemler peyda oldu. İblis ve dostlarının hayallerine hizmet eden bu sistemler, dosdoğru yol üzerinde oturup Allah’a şükredicileri şarampole yuvarlamaya çalışmışlardır. İblis ve düşüncesinin esiri olan nefisler Kur’an ve sünnetin hâkimiyetine hazmedemeyip hevalarından saraylar inşa edip beşer merkezli sistemler kurmuşlardır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında yıkılan putlar tekrar insanlığın önüne serilmiş, modernizmin gölgesi altında cahiliyenin kaleleri tekrar yükseltilmiş. Şekiller, isimler, mekânlar değişmiş ama cahiliyenin ruhu aynı kalmış. Doymak bilmeyen insanların oluşturduğu yönetimler Roma’nın zulmünü aratır olmuşlar.

Yahudi ve Haçlı ittifakı tsunami etkisinde büyüyerek özellikle İslam Beldelerini tarumar etmeye başladılar. Hakkın nuruna dayanamayan bu sefihler Müslümanları yeryüzünden silme girişimlerine girdiler. Dünyaya gözlerini yeni açan bebeklerin dahi saçlarını beyazlatacak zulümlerin altına imza attılar. Büyüdükçe geliştiler, geliştikçe şımarmaya arkasından ise barbarlaşmaya yöneldiler. Şu an zafer sarhoşluğunda yaşamaktalar. Musa aleyhisselam’ın Rabbine meydan okuyan Nemrut gibi kuvvetlerini âlemlerin Rabbi olan Allah’a yönlendirmekteler. Büyük bir tuğyanın içerisinde ifsatlarına devam etmekteler. Ekonomik, askeri, siyasal, teknolojik anlamda zirve dönemlerinde bulunurlarken özelde Müslümanlar bu devin asla mağlup edilmeyeceğini düşünmekteler.

Peki, öyle mi? Kesinlikle hayır. Zira “Dünyada yükselttiği her şeyi geri indirmek Allah’ın bir kanunudur!”

Bunun delilini ise yazımızın başında verdik;

“…Daha sonra ceberut bir saltanat olur; o da Allah’ın dilediği kadar devam eder, ardından Allah dilediği zaman onu ortadan kaldırır. Sonra, nübüvvet sisteminde bir hilafet olur.”

Müslümanların bu hadisin motive edici atmosferinde imanlarını tazeleyerek Allah yolunda yaptıkları çalışmaları ve gayretleri arttırmaları gerekmektedir. Dün, küfrün karanlık bulutlarının arasından İslam güneşinin doğması gibi bugün de bu hadise tekrar vuku bulacak. Nübüvvet tadında bir İslami hayat yeryüzüne hâkim olacak. Yeryüzü yeniden İslam ile nefes alacak.

Toplum mühendisleri bunun gerçekleşemeyeceği tezini savunsalar da hayrın hâkimiyetine herkes şahit olacak. Kalemşörler yazdıkları ile Müslümanların hayal kurduğunu iddia etseler de en yakın zamanda hakkın hâkimiyetine şahit olacağız.

“Allah, içinizden iman edip dünya ve ahiret için yararlı işler yapan kimselere vaad etti ki kendilerinden öncekilere verdiği gibi onlara da yeryüzünde iktidar verecek, onlar için hoşnutluğuna vesile kıldığı dinlerinin yerleşip yayılmasını sağlayacak, şu andaki korkularını güvenliğe çevirecektir çünkü onlar bana hiçbir şeyi ortak koşmaksızın kulluk etmektedirler. Bütün bunlardan sonra kim inkâra saparsa yoldan çıkmış kimseler işte bunlardır.”[3]

Müslümanlar, ilk neslin terbiye edildiği hakikatin nuruna yönelip iman ve salih amellerini istikamet üzere kıldıkları takdirde Allah azze ve celle ceberut sistemlerin nefeslerini kesecektir. Hakkın gür sesini cihana duyurup hâkim kılacaktır.

Ey Müslümanlar! Ümitvar olun, çalışın, sabredin…

[1]. Ahmed b. Hanbel, 4/273.

[2]. Buhari, Cihad, 59, Rikak, 38

[3]. Nur, 55

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir